Sivil İtaatsizliğin Doğuşu ve David H. Thoreau
1817’de ABD’de dünyaya gelen düşünür ve şair Thoreau insanlardan uzak, doğa ile iç içe bir yaşamı tercih etmiştir. Doğanın dengesi ve tabiatın yenilenişi üzerine notlar tutarak bunları 1854’de basılan Walden adlı eseri için kullanmıştır. Kilisenin yetişkinlerden talep ettiği seçim vergisini ödemeyi reddettiği için hapse mahkûm edilmiştir. Her ne kadar arkadaşları tarafından vergi borcu ödense de bu olay sivil itaatsizlik kavramı üzerinde düşünmesine ve en nihayetinde düşüncelerini kâğıda dökmesine vesile olmuştur.
Thoreau sivil itaatsizliğe şu ünlü özdeyişiyle giriş yapmaktadır: ‘En az yöneten bir yönetim biçiminin en iyi yönetim olduğu’ deyişini canı gönülden kabul etmekle beraber, bunun daha hızlı ve sistematik biçimde gerçekleştiğini görmek isterdim. Yönetimin en iyi biçimi yönetmeyen bir yönetimdir ve insanlar bunun için hazır oldukları zaman sahip olacakları yönetim biçimi de bu olacaktır. Bir kimsenin ülkesinin yasasından “daha yüce bir yasa” vardır, bu vicdanın yasasıdır. ‘İçten gelen sesin’ kozmosu kuşatan birleştirici ruhun yasasıdır. Thoreau’nun bu özdeyişi her ne kadar sivil itaatsizliğe atfen söylenmiş olsa da özünde bu sözde anarşizme gidiş söz konusudur; ancak, yazar bu sözde şiddet kullanmayı talep etmiyor. Devletin dayatmacı tavrına karşılık kişinin kendi vicdanına başvurarak doğru yolu bulabileceğini söylüyor. ‘’Kendileri bizzat şiddete başvurmasalar bile şiddete maruz kalma riskini göze alabilen toplulukların, sonuçta politik mücadeleyi kazanma şansları olduğu anlaşılmaktadır.’’ Thoreau bu sözüyle, verilen mücadelenin en nihayetinde başarıya ulaşacağını, şiddet kullanmanın sadece meşru, karşı şiddeti doğuracağını ifade etmiştir.
Sivil itaatsizlik (yönetime boyun eğmezlik) “şu ya da bu ölçüde adil” ilişkilerin hüküm sürdüğü demokratik bir sistemde ortaya çıkan ciddi haksızlıklara karşı yasal imkânların tükendiği noktada son bir çare olarak başvurulan, anayasayı ya da toplumsal sözleşmede ifadesini bulan ortak adalet anlayışını esas alan, şiddeti reddeden, yasadışı(i) olmasına rağmen gizli olarak değil açık, aleni olarak yapılan politik bir eylemdir. Thoreau’dan bu güne kadar gelen sivil itaatsizlik, uygulanışı bakımından, zamana ve yönetim biçimlerine göre farklılık göstermiştir.
Sivil İtaatsizliğin İdeolojilerdeki Yeri
Kavramların birbirleriyle ilişkilendirilmesi veya birbirlerine etkilerinin dile getirilmesi için tanımlamaların sağlıklı bir zeminde dillendirilmesi elzemdir. Liberal bir düzen deyince öncelikle bireyin özgürlüğü, anayasal demokrasi (hukukun hâkimiyeti, suçun şahsiliği ilkesi, soyut ve genel hukuk kuralları), sınırlı devlet (devletin adalet, savunma ve güvenlik gibi sınırlı hizmetleri yerine getirmesi), piyasa ekonomisi (özel mülkiyetin varlığı ve hür teşebbüs) akla gelir. Bunlar klasik liberalizmin sacayaklarıdır. Bunlardan herhangi birinin yokluğu aksak bir liberalizmin oluşması demektir. Aksak bir liberalizm, uzun vadeli varlığını devam ettiremeyeceği gibi, farklı problemler yaratır. Kanaatimce, sivil itaatsizlik, otoriter ve totaliter yönetimlerden liberal bir yönetime geçiş aşamasında en etkili yöntem olması ve şiddet içermemesi itibarıyla başvurulması gereken ve başarıya götürmesi mümkün olan bir yöntemdir. Yönetim biçiminin değişimi, bireylerin menfaatine gibi görünse de, kimi değişimlerde en büyük zararı bireyler görmektedir. Kullanılan yöntem (savaş, devrim, darbe, vb.) bireylerin hayat haklarının çiğnenmesine veya vücut bütünlüğünün zedelenmesine yol açmaktadır. Bu bağlamda liberal düzene geçişte sivil itaatsizlik çok büyük bir role sahip olmakla beraber, liberal düzene geçildikten sonra bireyler özgürleşeceğinden sivil itaatsizlik yöntemi ve ona duyulan ihtiyaç azalacak, demokratikleşme hareketlerinin tabana indirgenmesi ile en sonunda yok olacaktır. Dolayısıyla, sivil itaatsizlik, totaliter yönetimlerde yönetimden halka inen piramidin çok dik olmasından ve liberal düzende ona ihtiyaç azalacağından en çok otoriter yönetimlerde ihtiyaç duyulan muhalefet tarzıdır.
Türkiye’de Sivil İtaatsizliğe Bakış
Sivil itaatsizlik Türkiye’de literatüre yakın zamanda girmiştir. 1992 Aralık ayında İstanbul Alman Kültür Merkezi’nde düzenlenen sempozyumda etraflıca ele alınmıştır. Sivil itaatsizlik, kamunun vicdanına yöneliktir. Etkili olabilmesi için kamunun duyarlı olması gerekir. Ancak, Türkiye’de kamu vicdanının bağımsızlığından ve cesaretinden söz etmek zordur. Kamusal duyarlılığın önündeki en büyük engel 1980 darbesinden sonra pasif ve depolitize olmuş bir toplumun inşa edilmesidir. Türkiye oldukça problemli bir ülke, sorunlar adeta toplumsal hayatın vazgeçilmez realiteleri olmuştur. Yıllardır bu problemlere kolektivist perspektiften çözüm aranmıştır; fakat bu, sorunları çözmek yerine daha karmaşık ve içinden çıkılmaz hale getirmiştir. Mevcut sorunlara bakıştaki kitle psikolojisinin tasfiye edilmesi sürecinde en büyük rol, vicdanı ve fikri hür bireylere düşmektedir. Bu alt yapıyı oluşturma aşaması, sivil toplum kuruluşlarının yaygınlığı ile koşut olarak gelişir. Ülkemizde bazı STK’ların toplumsal ve siyasal alanda devlet otoritesini dizginlemek yerine bu otoriteye eklemlenmesi sivil itaatsizliğin gücünü zayıflatmaktadır. Bir diğer problem darbe anayasasının düşünce ve fikir hürriyetini gasp edici muhtevasıdır. Buna en güzel örnek vicdani retçilerin ve resmi ideoloji karşıtlarının yaşadığı problemlerdir.
Türkiye’de etkili bir sivil itaatsizlikten bahsedilemez. En çok başvurulan yöntem grev ve ölüm orucudur. Bu yöntemlerin olumlu sonuç doğurduğundan söz edilemez. Hatırlanacağı gibi, yakınlarını kaybetmiş aileler ve insan hakları savunucuları 1995’ten 1999’a kadar her cumartesi bir buçuk saat Galatasaray Meydanı’nda sessizce oturmuştu. Bu eylem Türkiye’de sivil siyaset yapma ve sivil itaatsizlik yolunda önemli bir misal teşkil etmektedir. Bu yazıyı Shakespare’in "Kral John" adlı eserinde dile getirdiği sivil itaatsizliğin mantığını yansıtan şu sözlerle noktalıyorum:
"Ne kul olurum kimseye
Ne onun bunun yardımcısı
Dünyadaki hiçbir krallığa
Uşak oyuncak olmayacak kadar
Soylu doğmuşum ben..."
Veli ACU
_____________
(i) Hannah Arent, Ronald Dworkin, Jürgen Habermas, Johan Galtung, Martin Luther King, John Rawls, Hans Saner, Henry David Thoreau, Kamu Vicdanına Çağrı Sivil İtaatsizlik, Çev.Yakup Çoşar ; İstanbul: Ayrıntı Yayınları, 2001, s. 10




Twitter
Del.icio.us
Reddit
StumbleUpon
Yahoo
Technorati
Googlize this
Facebook









Hüseyin Kalaycı: “Kürt Sorunu Bir Milliyetçilik Sorunudur”
Anlamak isteyenler için ders niteliğinde bir röportaj olmuş, ancak anlamamakta direnen bu milyonl...
Fethullah Gülen ve İsrail’in Otoritesi
YZMAYAYIM DİYORUM AMA DURAMADIM KURANDAN AYETLERLE ÖRNEK VERMİŞSSİN AYETLERE BİŞE DİYCEK HALİMİZ...
Fethullah Gülen ve İsrail’in Otoritesi
ONLARA YAZMA SEN GÜZEL CEVAPLAMISSIN AMA CEVAP TA VERME ÇÜNKÜ CEM YILMAZINDA DEDİĞİ GİBİ ''ANLAMA...
Fethullah Gülen ve İsrail’in Otoritesi
HASEDİNDEN ÇATIR ÇATIR ÇATLIYON KARDEŞİM BEN BUNA ÜZÜLÜYORUM BEKLİYOLARKİ FETULLAH GÜLEN Bİ HATA ...