Küresel krizi kapitalizmin iflası olarak değerlendiren birçok görüşün var olduğu bir gerçek. Bilhassa bunu dillendirenlerin başında “Dünyada üç sistem vardır: Komünizm, Kapitalizm ve İslam” argümanını savunanlardır. (İslam Ekonomisi tezi ayrı bir yazı konusudur.) Krizin “serbest piyasa ekonomisinden” kaynaklandığı ve devletin müdahaleci olması istenmektedir. Bu görüşü dillendirenlere kapitalizmin esas mahiyetini ve küresel krizin sebeplerini tekrar tekrar izah etmekte fayda var.
Her şeyden önce kapitalizm “çok fazla para kazanmak için fakirleri sömürmek” ve “haksız kazanç sağlamak” değildir. Kapitalizm bir ekonomik modeldir ve bu model insanların ihtiyaçlarının karşılanması için “emek, sermaye ve üretim” üçlüsünün ortaklaşa ticari hayatı yönlendirmesi olayıdır. İhtiyaçlar “Arz ve Talep” dengesine göre oluşur. Kapitalizm bunu savunur. Bu dengeyi bozan müdahaleci güçlerdir. Bu bakımdan “krizin sebebi kapitalizm değil piyasaya müdahale eden devlettir” tezi ilk bakışta bile daha gerçekçidir.
ABD de konut piyasasında ortaya çıkan ve tüm dünyaya yayıldığı için “küresel kriz” adı verilen kriz kapitalizmin ve “serbest piyasa ekonomisi” denen liberal ekonominin iflası anlamına gelmemektedir. Çünkü bu krizin gerçek sebebi Amerikan Merkez Bankası FED’in para emisyonu ve faiz oranları gibi para politikaları ile piyasaya müdahale etmesidir. Böylece FED düşük faiz oranları ile piyasadaki arz-talep dengesini bozmuş ve sermayenin yanlış yerlerde toplanmasına sebep olmuştur.
Krizin bir başka sebebi de devlet destekli kuruluşların Mortgage piyasasında aktif rol üstlenerek ödeme gücü zayıf olanlara yüksek meblağlı kredi vererek borçlandırmış ve geri ödenmeyen bu krediler de zincirleme olarak krizi doğurmuştur. Bundan dolayı kriz müdahaleci bir devlet politikasından doğmuştur; liberal serbest piyasa ekonomisinden değil…
Sağlıklı bir ekonomik hayat insan ihtiyaçlarının temininden doğar. Bu ihtiyaçların karşılanması ekonomik ve sosyal hayatı oluşturur. Her insan hem üretici hem tüketicidir. Kazançlarının bir kısmını biriktirme imkanına sahip olanlar zamanla zengin olurlar. Hayat standartları da buna göre artar ve gelişme kaydeder. Sosyal ve ekonomik hayatın canlılığını koruması için bunun böyle olması gerekir.
İhtiyaca göre şekillenen serbest piyasa ekonomisinde üretici müşteriyi memnun ederse zenginliğini koruduğu gibi, malının ve parasının artmasını sağlar. Malının kalitesini artırarak müşteri memnuniyetini sağlayan mal sahiplerinin zengin olmaları her iki tarafı da memnun eder. Bu durum meşru ve olması gereken arz-talep dengesidir. Sağlıklı bir ekonominin de şartıdır.
Bir üretici servet sahibi olmak isterse insanlara daha ucuz, daha kaliteli ve sevdikleri şeyleri sunarak onları tatmin etmeye gayret göstermelidir. Serbest piyasa ekonomisi tüketicilere daha kaliteli, daha ucuz mal ve hizmet sunanların barınacağı bir sistemdir. Gerçekte serveti oluşturan ihtiyaç sahibi olan tüketicilerdir. Müşteri olmazsa malın değeri olmadığı gibi üretici de satış yapamadığı için iflas eder. Müşteri ihtiyaçlarını en iyi şekilde karşılamak için çalışan ve gecesini gündüzüne katan zenginleri fakirleri sömüren zalimler olarak görmek gerçekten çok büyük haksızlıktır.
Serbest piyasa ekonomisinde egemen tüketicidir. Para kazanmak ve başarılı olmak isteyen tüketiciyi/müşteriyi memnun etmek zorundadır. Ama ne var ki, başarısız olan insanlar başarılı olanları kıskandıkları veya başarısızlığına mazeret aramak için servet düşmanlığı yaparak suçu kapitalizme yüklemekte sakınca görmemektedir.
Çalışanların servetleri ve bu servetlerin üretime yönlendirilmesi anlamındaki kapitalizm sayesinde zenginliğin arttığı bir gerçektir. Zenginlik fakir halk kitleleri üzerine doğru akarak onların da zenginlikten pay almasını sağlar. Böylece toplumlar geçmişe nazaran çok daha zengin ve müreffeh bir hayat sürmektedir. Bu da kapitalizmin fakirlere ne derece yararlı olduğunu ve onların da hayatlarını ne kadar rahatlattığı ve kolaylaştırdığının bir göstergesidir.
ABD ekonomisinin devletçi, müdahaleci ve Keynesyen bir iktisadi sistem olduğu bir gerçektir. Devletin krizden kurtarma amacı ile finanse ettiği kesimin sermaye sahipleri olduğu malumdur. Bunun piyasaya ve gerçekte mağdur durumda olan tüketicinin cebine girmeyeceği ve girmediği de bir gerçektir. Bu durumda sıkıntı tüketici bazında devam edecek, sermaye sahiplerinin zararları da tüketiciye yüklenecek ve tüketicinin cebinden çıkacaktır. Peki bu durumda kriz daha da derinleşmeyecek midir?
Merkez Bankası devletin bir kurumu olup para basma tekelini elinde tutan bir kurumdur. Sıkıştığı anda karşılıksız para basan devlet enflasyonun da baş mimarıdır. Devlet dışında bir başkası karşılıksız para basarsa “kalpazan” sayılmakta ve en ağır cezaya çarptırılmaktadır. Devlet ise bunu kendisini kurtaracak bir çıkış yolu olarak görmektedir. Devletin piyasaya ihtiyaçtan fazla para arzetmesi, paranın değerini düşürerek enflasyona, yani pahalılığın artmasına sebep olmaktadır.
Böyle bir devletin “liberal ekonomik sistem”i uyguladığı söylenebilir mi? Bu durumda krizin ve sıkıntının sebebi olarak serbest piyasa ekonomisini suçlamanın mantığı olabilir mi?
Ekonomik krizlerde en büyük rolü oynayan kurumlar hiç şüphesiz “parayı” elinde bulunduran, müteşebbislere ve muhtaçlara para imkânı sunan bankalardır. Bankalar yüksek faizle para vermekte, müşteri bu parayı ödeme sıkıntısı içine girmekte ve ödeyememekte, bu durumda da kriz kaçınılmaz olmaktadır. Çünkü yatırımcı parayı bankadan faizle parayı aldığı zaman cazip olan bir sektör (örneğin inşaat sektörü) birkaç sene sonra cazibesini kaybederek değer kaybetmesi yatırımcıyı çok büyük zarara sokar. Bu durumda bankaya olan borcunu ödeyemez. Kriz işte o zaman başlar.
Krizin asıl sebeplerinden birisi, belki en önemli sebebi, devletin piyasaya yönlendirici müdahalesi, gevşek para arzı ve faiz politikalarıdır. Devletin bu politikaları yatırımcıyı manipüle etmekte ve yanlış yatırımlara teşvik etmektedir. Bu da ekonomik krizlere ve bunalımlara sebep olmaktadır.
Dolayısıyla ekonomik krizler “devletçi faiz sistem”in iflas etmesidir. Devletin zarar eden firmalara müdahale ederek kurtarması ekonomik bakımdan çok büyük yanlıştır. Çünkü meselâ, bir bilgisayar şirketi yeni teknolojilerin çıkmasından dolayı müşterinin yeni teknolojiye yönelmesi ile zarar ettiği için devlet tarafından kurtarılırsa eski teknolojiyi üretmeye devam edecektir. Çünkü kendisini yenilememekte ve geleceği görerek, müşteri ihtiyaçlarını bilerek üretim yapmamaktadır.
Serbest piyasada krizler işlerin iyi gitmediğinin göstergesidir. Krizi yeni bir inovasyon ile aşmak için yine liberal serbest piyasa ekonomisine ihtiyaç vardır. Serbest piyasa daralmanın ardından yeni açılımlarla yeni bir refahı getirecek ve kapitalizm yine güçlenerek devam edecektir.
Devletçi ekonomik politikalar krizin gerçek kaynağıdır. Bunun en bilinen örneği Sovyet Rusya’dır. Devletçi ve müdahaleci politika vatandaşlarını perişan ettiği gibi, devleti de yıkımın eşiğine getirmişti ki kurtuluşu kapitalist liberal ekonomiye geçişle mümkün oldu.
Maalesef “sosyal adaletçi devlet” kriz ortamından çıkışı vergiler yoluyla fakirden alıp zengine vermekte bulmaktadır. Bu da devletin sosyal adaleti sağlaması için kendisine verilen olağanüstü yetkilerini kullanarak daha güçsüz bireylerin daha adaletsiz bir dünyada yaşamalarına sebep olmaktadır.
Mustafa CAN




Twitter
Del.icio.us
Reddit
StumbleUpon
Yahoo
Technorati
Googlize this
Facebook









Hüseyin Kalaycı: “Kürt Sorunu Bir Milliyetçilik Sorunudur”
Anlamak isteyenler için ders niteliğinde bir röportaj olmuş, ancak anlamamakta direnen bu milyonl...
Fethullah Gülen ve İsrail’in Otoritesi
YZMAYAYIM DİYORUM AMA DURAMADIM KURANDAN AYETLERLE ÖRNEK VERMİŞSSİN AYETLERE BİŞE DİYCEK HALİMİZ...
Fethullah Gülen ve İsrail’in Otoritesi
ONLARA YAZMA SEN GÜZEL CEVAPLAMISSIN AMA CEVAP TA VERME ÇÜNKÜ CEM YILMAZINDA DEDİĞİ GİBİ ''ANLAMA...
Fethullah Gülen ve İsrail’in Otoritesi
HASEDİNDEN ÇATIR ÇATIR ÇATLIYON KARDEŞİM BEN BUNA ÜZÜLÜYORUM BEKLİYOLARKİ FETULLAH GÜLEN Bİ HATA ...