Tavsiye Kitap

kapak-makam-makam-cicegi-ve-bulbul

Facebook Sayfamız

Sponsor Reklam

smaller text tool iconmedium text tool iconlarger text tool icon

konuk_yazarKriz konusunda medyada yüzlerce yazı kaleme alındı. Bu yazı; krizin sebeplerini ve krizde piyasa ekonomisinin payı olup olmadığını incelemek amacıyla "3h Hareketi" üyesi Alper AKALIN tarafından kaleme alındı. Zira, hala "bu kriz kapitalizmin krizi", "serbest piyasa çöktü" diye yorum yapan; ama hala kriz hakkında bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan ezberciler var. Belki de piyasa savunusu yapılan yazıların derinliğini anlayamadıkları içindir ki; bu yazı, daha kolay bir formatta ve daha yalın bir dille, kriz neden çıktı ve neler yapılması gerekliydi sorularının cevabını arayacak.

İDDİALAR

Türk medyasında yüzeysel kanaate sahip çoğunluğunun ortak yargısı şu;

“Bankaları serbest bırakırsan olacağı buydu; serbest piyasa yine yıkımlar getirdi.”

“Zaten, serbest piyasa ne zaman acı yaşatmadı ki? ”

“Piyasaya artık  devlet denetimi ve müdahalesi şart.”

1) KRİZ NEDEN ÇIKTI ?

İlk soru: Amerika Kapitalist mi?


Halbuki kazın ayağı, medyadan göründüğü gibi değil. Öncelikle şu kabul edilmelidir ki; hiçbir serbest piyasa ekonomisinde; (isterseniz ideal deyin isterseniz utopik deyin) devlet; güvenlik, adalet ve bazı sosyal harcamalar dışında para harcamaz. ABD’nin kamu harcamalarının toplam milli gelirin %40’ına ulaştığını düşündüğümüzde, ABD devletinin serbest piyasa normlarının çoktan dışına çıktığı alenen ortadadır. Bu yüzden, ABD’nin ancak görece (mesela İsveç, Danimarka gibi piyasa sosyalistlerine göre) serbest piyasa ekonomisine sahip olduğu iddia edilebilir.

Bu durum aynı zamanda şuna işaret etmektedir ki; ABD şu ana kadar serbest piyasanın nimetlerinden yararlanarak birçok dünya ekonomisinin önüne geçmiştir (lütfen konuyu savaş ekonomisine bağlamayın; ben reel ekonomiden bahsediyorum). Ama aynı ABD,  şu an yaşadığı başarısızlıkları, serbest piyasa ekonomisi uyguluyor olmasından dolayı yaşamıyor; problemin esas kaynağı, birazdan değineceğim gibi devletin finans piyasalarını manipule etmesi.

Dikkat edin; bu iddia, aynı zamanda şu iddiayı barındırmamaktadır: “Eğer, ABD serbest piyasa ekonomisi düzeninde hareket etseydi, bu kriz olmazdı”. Bu ispatlanabilir bir arguman değil. Bu veya buna benzer bir kriz, belki piyasa sisteminde de olabilir. Ama en azından şunu biliyoruz ki, bu kriz serbest piyasa ekonomisinin krizi değil, bizatihi devletçiliğin krizi.

Devletçiliğin Krizi, Çünkü;

Devlet, para basma tekelini elinde bulunduran bir aygıt. Yani, bir matbaa ve mürekkep ile, cebimizdeki paranın değerini, kendi çıkarları uğruna değiştirebilecek bir canavar. Amerika Birleşik Devletleri, 11 Eylül 2001 sonrası başladığı işgallerle, liberal sistemde yeri olmayan büyük, hantal, eli kolu her yere uzanan devlet yapısını daha da vahşi hale getirdi. Irak ve Afganistan işgallerini finanse etmek amacıyla ABD’nin merkez bankası sayılabilecek FED, para arzını 2001'den bu yana, en muhafazakar tahminle %50’yi aşkın arttırdı.

Türkiye'de ekonomi haberlerinde 2002’den beri bahsedilen, küresel likidite bolluğu işte FED’in bu gevşek para politikasının bir sonucu olarak ortaya çıkmıştı. Piyasaya arz edilen bu kadar çok para, bankaların eline geçince; işi paradan para kazanmak olan bankalar,  borç vermek konusunda da büyük tereddütler yaşamadılar. Ne de olsa rezervlerinde yeterince para vardı ve bu para rezervde yatarak değil, ancak başkalarına borç verilerek, bankalara kar getirebilirdi. Bu bolluğun ve rehavetin sonucu olarak finans kurumları, alt gelir düzeyine ait (subprime) müşterilerine bile kredi vermekten imtina etmedi. Müşterilerinin gelir durumunu incelemeye gerek duymayacak kadar rahat davranan bankaların aldığı bu risk, şu an ödenmeyen geri borçların açığa çıkmasıyla birlikte, gündemimize ekonomik kriz olarak geri döndü.

FED’in gevşekliği, sadece para arzıyla değil faiz politikası ile de kendini belli ediyordu. Zira FED, 2001-2005 arası bankalara negatif reel faizle borç para vermekten de çekinmedi. Negatif reel faiz ne demek; borç verilen paranın tahsil edildiği zamandaki değerinin, alındığı dönemdeki değerinden daha düşük olması demek. Bir başka deyişle, yatırımcılar bedava da değil; üstüne bir de para alarak borç alıyor demek.

Devlet Müdahalesinin Getirdikleri

Peki serbest piyasaya bırakıldığında, hiçbir zaman negatife düşmeyecek olan bu reel faiz oranları (kim borca para verip, üstüne borçlu çıkmak ister), devletin zorlaması ve müdahalesiyle buraya gelince ne olur? Yatırımcılar (yani elinde parası bulunan bireyler), bu düşük faiz ortamında tasarruf yapmanın cazibesi kalmayacağı için, parasını bazı (reel) işlere yatırır. Fakat, bu yatırımların karlı olup olmadığını analiz etmeye gerek yoktur; zira zaten borç para vererek kar etmek imkansızdır. Para batmadıktan sonra, az karlı olmuş, çok karlı olmuş bakılmaksızın yapılan bu yatırımların doğuracağı risklerin de kriz olarak geleceğini öngörmek, ekonominin ABC’sini bilen her ekonomist için çok da zor değildir.

İşte böyle bir ortamda 2001-2007 yılları arasını analiz edecek olursak, bu döneme kadar ev fiyatlarının sürekli yükselmesi, bu kadar ucuz kredi ortamında, parası veya belirli bir varlığı bile olmayan kişilerin kredi kullanarak; yani borçlanarak, ev almasını teşvik etti. Kimileri evi aldı, bir süre sonra geri sattı, borcunu da ödeyerek kar etti ama belli bir süre sonra ev fiyatlarındaki bu anormal ve akıl-dışı fiyat artışları durunca, yatırımcılar irrasyonel bir yatırım yaptıklarının farkına vardı. Evlere olan talep azaldı, fiyatlar iyice düştü; kredilerle alınan evler geri satıldığında, alınan kredilerin yarısının bile ödenemeyeceği anlaşılınca, mortgage krizi patladı. Tabi ardından, verdikleri borçları tahsil edemeyen bankaların ve bu bankaların mortgage’a dayalı menkul değerlerini satan alan yatırım bankalarının zararları ardı ardına geldi.

Görüldüğü gibi, devletin serbest piyasa ortamını katlettiği aktif müdahalesi, gevşek para arzı ve faiz politikaları ile belli oluyor. Bu politikalar ile, finans kurumlarını ve yatırımcılarını manipüle eden; yani yanlış yatırımlara teşvik eden bir devletin varlığı, ortaya çıkan bu krizde başrol oynamıştır. Burada serbest olan bir şey varsa, o da finans piyasaları değil, faiz belirleme ve para basma tekelini elinde bulunduran Amerikan Devleti’dir.

2) POST-KRİZ ÖNERİLERİ


Peki yaşanan bu finansal kriz serbest piyasanın krizi olsaydı daha mı iyi olurdu? Bu sorunun cevabı çok net; çünkü evet daha iyi olurdu. En azından, kimsenin cebinden para çıkmadan, yatırımcılar daha rasyonel kararlara imza atabilir ve yaşanan kayıplar daha çabuk ve zararsız telafi edilebilirdi. Peki nasıl?

Serbest piyasada kriz; bazı işlerin yolunda gitmediğini gösterir. Ya da daha güzel ifade etmek gerekirse; kriz, girişimcilerin yaptıkları hatalı yatırımlar ve kaynakların verimsiz kullanımının en güzel göstergesidir. Mesela, yakın tarihten bir örnek verelim. Fotoğraf filmi ile çalışan makineleri belki herkes hatırlar. Kodak, film şeridi teknolojisini portatif bir makine içine sokmayı başardı ve piyasaya girdi. Bu işten bayağa para kazanmış olacaktı ki; bütün yatırımlarını bu makinelerin üretimine yöneltmeye başladı. Ne zaman ki, dijital fotoğraf makineleri fotograf piyasasına girdi ve tüketici tercihleri bu alana kaydı; Kodak geleneksel makinelerin piyasadan silinmesiyle birlikte büyük zararlar görmeye başladı.

Piyasada zarar etmek; tüketiciden gelen bir sinyali işaret etmektedir. O da şudur; “Sen benim istediğim malı üretmiyorsun”. Bu sinyali biraz gecikmeli de olsa alan Kodak, yeniden dijital fotograf makinesi üretimine geçti ve markasınının tanınırlığı ile birlikte son 1 yıldır kar etmeyi başardı. İşte, fotograf makinesi sektöründe yıkıcı bir kriz, bu krize innovasyonla verilen cevap ve yıkımın ardından yaratıcı kapitalizmin yeniden getirdiği kar yani refah.

Sosyalistler Artık İtiraf Etsin

Şimdi biz liberallerin, kapitalist diye adlandırılan ülkelerden (Amerika, ve ilginçtir İngiltere) beklediğimiz, bu kriz vasıtasıyla zora giren bankalara yardım etmemesi; krizi fırsata çevirmeye hevesli yeni yatırımcıların önünü kapamaması. Zira, bir şirket zarar ediyorsa; işini iyi yapamıyor demektir. Kaldı ki, bu zararın,  vergi ya da para basma yoluyla telafi edilmesi gayri-ahlakidir. Ve aynı zamanda krizi ötelemekten başka bir işe yaramaz. Mesela, eğer ki devlet Kodak krize girdiği zaman, ona destek verip; geleneksel üretim anlayışını sürdürmeye teşvik etseydi, Kodak bugün yeni zararlarla karşımıza çıkmaya devam edecekti. Bugün de bankaların risk iştahı dolayısıyla ettikleri zararları ödüllendirir gibi desteklemeye devam ederseniz, bu riskleri ilerde almaya devam edecek bankaların yeni bir kriz getirmesi kaçınılmaz olur. Zarar etmiş bu balonları büyütmek, ileride getireceği felaketleri de büyütecektir.

Görüldüğü gibi, son yaşanan ne bu finansal kriz ne de ardından getirilen önlemler serbest piyasa ile bağlantılı. Devlet kapitalizminin yarattığı bu infialleri yine devlet çözecek diye umut eden devlet yöneticileri, mevkilerini ve akıllarını gözlerinde ne kadar da çok büyütüyorlar. Devlet’e gerektiğinden çok daha fazla önem atfeden sosyalistler sayesinde kendilerini dev aynada gören bu populistler, işlerin içine daldıkça, ortalığı daha da çekilmez hale getirdiklerinin farkında değil. Aynı zamanda, sosyal adaletin sağlayıcısı olarak taptıkları devletin, böyle durumlarda nasıl fakirden alıp zengine verdiğini görmezlikten gelinmesi, sosyalist düşünürlerin ayrı bir çıkmazı. Bu yüzdendir ki; sosyalistler, girdikleri çıkmazdan kurtulmak için can havliyle, krizin sorumlusu olarak kapitalizmi göstermektedirler. Fakat bu kriz göstermektedir ki, devlet beceriksiz bir aygıtın tekidir ve ona sosyal adaleti tesis etmesi için olağan üstü yetkiler vermek, daha güçsüz bireylerin daha adaletsiz bir dünyada yaşamalarına sebep olmaktadır.

Alper AKALIN

3H Hareketi

 


Bu Yazıyı Paylaş!

Facebook! Reddit! Del.icio.us! Google! Live! Technorati! StumbleUpon! Twitter! TwitThis
Yorumlar (0)
Yorum yaz
Your Contact Details:
Yorumlar:
Security
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.