| Zenofobi ve Türkiye |
| Yazan Ahmet İhsan | |
| Pazartesi, 15 Eylül 2008 | |
|
Dün de Sabah Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ergun Babahan bir Yahudi’ye sırf Yahudi olduğu için bizzat devlet tarafından yapılmış olan baskıları köşesine taşıdı. Bu ve benzeri uygulamalardan yola çıkılarak Türkiye’de zenofobinin nasıl bir toplumsal iklimde ortaya çıktığı, daha doğrusu zenofobinin Türk insanına nasıl yerleştirilmeye çalışıldığı üzerine biraz araştırma yapılırsa bugünkü “dört tarafı düşmanla çevrili, içten ve dıştan kuşatılmış Türkiye” tehditleri, “Türk’ün Türk’ten başka dostu yok” edebiyatları ve “madem ermenisin...” şeklinde başlayan aşağılık propagandalar daha rahat anlaşılır zannediyorum. ***
Fransız Aydınlanması ve devrim öncesi (Ancient regime) “ulusçuluk”, “unsuriyetçilik” gibi akımlar çok uluslu monarşilerin istikballeri adına kaygı duymaları neticesi pek revaç görmeyen akımlardı. Hatta aynı kaygı, devrim sonrası, Avrupa’daki büyük monarşilerin (Rusya, Prusya, Avusturya, daha sonra ise İngiltere ve Fransa da katılıyor) devrimin getirdiği “bağımsızlık, özgürlük, ulusçuluk” düşüncelerine karşı Kutsal İttifak’ı kurmalarına neden olmuştur. Osmanlı da bir “çok uluslu imparatorluk” olmasına rağmen hanedanın azınlık uluslara hoşgörüyle yaklaşması, bunun yanında toplumsal tabakalaşmanın dinler üzerinden yapılışı (müslim-gayrımüslim) zenofobi virüsünün topluma yayılmasını engelleyebilmiştir. Ancak Fransız Aydınlanması’nın dinlerin yerine tek tipleştirilmiş, jakoben pozitivizmi, rasyonalizmi ve bu tektipleşmiş aklın neticesi olan “ulus düşüncesi”ni ortaya koyması; akabinde devrimin monarşilerde yarattığı travma, azınlık unsurları harekete geçmek için teşvik edici unsurlar olmuştur. Herhangi bir imparatorlukta “azınlık” olarak yaşayan milletlerin birer birer bağımsızlığını kazanma arzusu sonucu bağımsızlık mücadelesinin getirmiş olduğu büyük acının ve maddi-manevi kayıpların sorumluluğu o imparatorluğun kurucu unsuru olan millet tarafından bağımsızlıklarını canları pahasına kazanan azınlıklara yüklenmiştir. “Yaşanan acıların sorumlusu onlardır” düşüncesi giderek eskiden kapı komşusu olan azınlığa karşı bir nefret ve öfkeyi beraberinde getirmiş, “azınlık düşmanlığı”nı “yabancı düşmanlığı”na çevirmiştir. Osmanlı toplumunun (19. yüzyıl itibariyle devletin değil, Müslüman halkın) azınlığa olan hoşgörüsü ise en azından Anadolu’da azınlık unsurları bir arada tutabilmiş, Yunanlılara karşı sürdürülen kurtuluş mücadelesinde Anadolu’da yaşayan Türk-Kürt-Çerkes-Laz-Gürcü-Arap unsurlar omuz omuza savaşmışlardır. Yukarıda Türkiye’de zenofobinin Avrupa’dakinin aksine toplumun tepkisi olarak değil de pek çok konuda olduğu gibi tepeden Türk insanına yerleştirilmek suretiyle vücut bulduğunu iddia etmiştim. Osmanlı’nın son döneminde bu işlevi İttihat-Terakki cemiyeti ve Pantürkizm-Türkçülük-Turancılık özlemi güden aydınlar üstlenmiştir. Onlara göre Osmanlı’nın içine düştüğü buhran, Devrim’den etkilenen azınlıkların bağımsızlık çabalarından kaynaklanıyordu. Buhrandan kurtulmanın da yegane çaresi Osta Asya’da bulunan Türklere ulaşmak ve Türk ırkına mensup Moğollar, Macarlar gibi milletlerle siyasal birlik kurmaktı. (Yeri gelmişken belirteyim; bir Moğol, bir Macar, bir Bulgar, yahut bir Finli görüp “siz Türksünüz aslında” derseniz sopayla kovalarlar) Ziya Gökalp, Yusuf Akçura gibi faşist yazarları bir kenara bırakalım; o dönemde yazılmış olan birçok eserde de içten içe yabancılara karşı bir kin güdüldüğü ortada. Murat Belge’nin Türkiye’nin Halleri kitabını okuyorum bu sıralar. Belge, kitabın ilk bölümünde o dönemlerden Türk insanının zenofobikleşmesine zemin hazırlayabilecek pek çok örnek veriyor. Yazarları pas geçerek birkaçını belirtmekte yarar görüyorum. Rumlarla ilgili kısım: “Bu kişiler ırklarından gelen ikiyüzlülük, sırnaşıklık, çıkarcılıkla her türlü entrikanın içinde olurlar. Konak ve yalılara alınan Rum kızlarının hizmetçilik yanında hanenin erkeklerini baştan çıkarmak gibi ikinci bir işlevi daha vardır.” Bir başka paragraf: “Ermeni, Yahudi ve Rum tebaa... ticari ve mali işleri ellerinde bulundururken, kadınları da randevuevlerinde sermaye ya da patron, konaklarda ise hizmetçi ve mürebbiye sıfatıyla erkek ve kadınları baştan çıkararak geleneksel Türk ailesini ahlaki bakımdan çökertirler” Araplarla ilgili kısım daha vahim: “bu muhitin insanları ilkel, pis, çirkin, kansız kelimeleriyle vasıflandırılır.” Devam edelim: “Araplar para için herşeyi yapan, satın alınması kolay, milliyet duygusu gelişmemiş, asalak, eğlence düşkünü, tembel bir toplumdur.” (Murat Belge, Türkiye’nin Halleri, s. 34-35) Görüldüğü üzere o dönemde yazılan romanlarda dahi işlenmeye çalışılan yapılan genellemelerle, roman karakterlerinin milliyetlerine yapılan atıflarla bütünen bir toplumu hedef almaktadır. Yerleştirilmeye çalışılan düşmanlık Türkiye Cumhuriyeti’nde de aynı İttihatçı zihniyetle devam etmektedir. Fakat bu kez kılıf değişmiş, İttihatçılığın yerini Kemalizm almıştır. Edebi alanda yapılan çalışmalara ilişkin örneklere Murat Belge, kitabının ilk bölümünde defaatle değinmiş. Birebir kopyalama gerekmeksizin içeriklerinde aynen Cumhuriyet öncesi Türk edebiyatı gibi her ırkın “ırkına mahsus” kötü özelliklerinden, Türklerin ise “azmini ve iradesini kanından alan; tarihin şan ve şerefi öğrendiği” bir millet olduğundan dem vurulduğunu söyleyebiliriz. “Herkes kötü, biz iyiyiz” teması yani. Bu “iyilik ve kötülük” ise sadece bizim faşist yazarlar tarafından biliniyor. Siyasi alanda topluma şekil vermeyi esas alan düzenlemeler ise TC tarihinin Kemalist iktidar döneminde had safhaya ulaşıyor. Köklü bir geçmişe sahip Kürtler “dağda gezen Türk” olarak gösteriliyor, azınlıkların anadilleri yasaklanıyor, güneş-dil teorisi, Hitit Türkleri gibi bilim dışı bir sürü saçmalık ortaya atılıyor, yavrukurt şenlikleri, gençlik gösterileri (Türk’ün gücünün gösterilmesi de denilebilir) yapılıp düşman çatlatılıyor, Varlık vergileriyle azınlıklara olmadık işkenceler, etnik temizlikler yapılıyordu. Özellikle Halkevleri ve Köy Enstitüleri gibi sözde eğitim kurumlarıyla 10 yılda yaratılan 15 milyon gence “yabancı düşmanlığı” pompalanmış, bu “düşman” propagandasının etkileri halen üzerimizden silinememiştir. Bugün komşumuz olan bir ülkeyle yaptığımız futbol müsabakasında bile, yine bizi şaşırtmayacağına dair bahislere tutuştuğumuz malum kesimin mantığa son derece uzak düşünceleri dışa vuruyorsa uzun bir geçmişe dayanan bu propagandanın etkilerinin üzerimizden silindiğini söylemek de pek mümkün değil. NOT: Türk edebiyatında bu tür zenofobik propagandalardan örnekler için; -Resimli Tarih Mecmuası, 33. Sayı -Namık Kemal, İntibah -Hayat Tarih, Mayıs 1974 -Kemalettin Şükrü, Mütareke Acıları -Osman Gündüz, Meşrutiyet Romanında Yapı ve Tema Bu Sayfayı Sosyal İmleme Mekanınıza Kaydedin!
Bu Yaziyi Tuttum!
Kaydet/Paylas
Bunu Email'lemem Lazim!
Hit: 462 Trekbek(0)
Yorum Ekle!
Etiketler: zenofobi yabancı düşmanlığı Türkiye'de zenofobi Ermenistan Ermeniler Kürt Sorunu Kemalizm halkevleri köy enstitüleri faşizm şovenizm jingoizm |
|
| Son Güncelleme ( Pazartesi, 15 Eylül 2008 ) |








































.........