Geçenlerde birkaç arkadaşım ve çok sevdiğim hocam Ahmet BATTAL ile birlikte Ergenekon soruşturması üzerine konuştuk. Hoca bir cemaatten bahsetti. Tabi cemaat deyince insanın aklına ister istemez Süleymancısıdır, Fethullahçısıdır falan filan geliyor. Ama bu cemaat bildiğimiz türden dini bir cemaat değildi. Seküler bir cemaatti. Evet, her dini cemaat gibi ritüelleri vardı ama bu ritüeller de sekülerdi. Düşünce dünyaları itibariyle birbirine benzeyen bir yığın insan, işte cemaat dediğimiz şey de ama eksik ama fazla, aslında bu. Pek çok konuya benzer bir şekilde bakabilen kitleler…
Bu cemaatin mensupları ise pek çok konuya “benzer bir şekilde” değil, tamamıyla aynı bakabilen insanlardan oluşuyor. Bu cemaatin mensupları özellikle koltukaltlarında bir adet Cumhuriyet gazetesi, olmadı Hürriyet gazetesiyle dolaşır. Bu cemaatin mensupları Ergenekon diye bir terör örgütünün var olduğuna inanmaz. Şaşırtıcı, ama gerçek bu, inanmıyorlar. Ve bunun dış güçler tarafından planlanmış bir oyun olduğuna inanıyorlar. Evet, anahtar kelime; inanmak. İnanmak ya da inanmamak işte bütün mesele bu. Öyle ya da böyle, bu, bu “cemaat”in samimi görüşü. Gerçekten de inanmıyorlar. Hani Ulusal Kanal binasının üzerindeki pankart var ya, üstünde “Ergenekon yalanı Amerikan planı” diye yazan pankart, işte ben bu ülkede bu slogana inanan (tekrar altını çizmek istiyorum “inanan”) hiç de azımsanmayacak bir kitlenin var olduğunu görüyorum. Bu kitle cumhuriyet tarihi boyunca şımartılmış bir kitle. Rasim Ozan Kütahyalı’nın da formüle ettiği gibi bu kitle sapına kadar LAST (Laik, Sünni, Türk), sapına kadar ulusalcı.
Cumhuriyet tarihi boyunca devlet eliti olabilme yetisini tekelinde taşıyan bu “cemaat”, şimdi başka bir cemaatin devleti ele geçirdiğini düşünüyor. Devleti ele geçirmek, ne kadar da ürkütücü bir kelime. Halbuki, çağdaş demokrasilerde her bireyin devleti ele geçirme hakkı vardır. Gizli ajandası olmayan hiçbir kimse de devleti ele geçirdi diye suçlanamaz. Suçlanmaması gerekir. Mesele şu ki, devlet yönetimini elinde tutan kişi başkalarının özgürlüklerine müdahale edecek midir? işte sorulması gereken soru bu!
Peki devleti ittihat terakkiden bu yana elinde tutan bu kesim, özgürlüklere müdahale etmiş midir de, şimdi aynı akıbetin hasımları tarafından kendisine uygulanacağı endişesini taşımaktadır? Bu soru retorik bir soruydu. Öylesine sordum. Elbette ki durum böyledir. Hiç kimse kaldırımda dolaşırken birden bire kafasına piyano düşeceği korkusuyla yaşamaz, yaşayamaz. Demek ki bunun bir evveli var. Pekiştirilmiş nefretler var. Ve var oğlu var. işte bu kesimin samimi olarak korktuğu şey de bu. Devlet denen topuzun el değiştirmesi. Ve bu onların canını fazlasıyla sıkıyor. Çünkü adına devlet denilen aygıtı bir tek onlar yönetmelidir de o yüzden. Koltuklarından edildikleri duygusuna kapılıyorlar. Ve koltuklarından edildikleri takdirde karşı tarafın intikam alacağını düşünüyorlar. Hatta bu intikamın Ergenekon soruşturması ile birlikte yavaş yavaş alınmaya başlandığına da inanıyorlar. Evet, inanmaya devam ediyorlar. Ve bu korku çok da anlamsız bir korku değil, ama en nihayetinde büyütülecek bir şey de değil! Bu korku çoğu zaman bana, fino köpeğinden korkan sumo güreşçisinin hikayesini hatırlatıyor. Ancak bazen, bu korkuyu bu kadar da çok küçümseyemiyorum. Çünkü bir intikam (ben de rahmetli Hrant Dink’in ifade ettiği gibi lanet ediyorum bu kavrama) duygusu da var; yirmi yedi mayısların, on iki martların, on iki eylüllerin, yirmi sekiz şubatların, yirmi yedi nisanların intikamı. Yekünü kalabalık bir hesap, bir tür kan davası gibi.
Sözüm yargıya ya da yargı mensuplarına değil, soruşturmayı yürüten polis teşkilatına da değil! Çünkü ben bu davayı önemsiyorum ve bu soruşturmayı yürüten kurumlara da güveniyorum. Hatta Türkiye gibi resmi bir ideoloji ile yönetilen bir ülkede Ergenekon soruşturmasını yürütebilmenin ne denli bir özveri ve cesaret gerektirdiğinin de farkındayım. Lakin benim sözüm millete, topluma. Hepimizde fikirlerine hazmedemediğimiz kesimleri de bu kara deliğin içerisine yuvarlama isteği ve iştahı kabarabiliyor. Mesela “başörtülü kızlar üniversiteye girmesin” diyen birisi, ulusalcı bir jargon kullanıyorsa hemen onu da atıyoruz ETÖ ( Ergenekon Terör Örgütü) kuyusuna. Ve böyle, böyle derken liste uzuyor, hatta ETÖ’nün bir numaralı düşmanı olan gayrimüslimlere kadar varıyor iş.
Yirmi beş Nisanda 3H Hareketi’nin organize ettiği bir seminerde konuşan Orhan Kemal Cengiz de bundan dem vurdu. Ve şöyle dedi; “eğer birisi Ergenekon Terör Örgütü, aynı zamanda misyonerlik yapıyor diyorsa resmin tamamını göremiyor demektir.” Evet göremiyor. Belki de görmek istemiyor. Çünkü adama sorarlar; “yahu hemşerim, bu ülkede ta ittihat terakkiden beri gayrimüslimleri rahat bırakmayan zihniyet bu zihniyet değil mi?” diye. Ama amaç üzüm yemek değil de bağcıyı dövmekse o başka! İşin bir diğer garip yanı da sanki misyonerlik bir suçmuş gibi, bunu lanetlemek ve bunu terör örgütünün ismi ile eşdeğer göstermek. E peki bunu yapan kim? Tebliği kutsal gören bir kafa yapısı. Çünkü tebliğ sadece onların tekelinde olmalı, tıpkı bu devletin sadece “LAST”ların elinde olması gerektiği gibi. İşte ben de bu zihniyetten nefret ediyorum. Güya bir de bu haberler ve bu yayın politikası ile Ergenekon’a karşı mücadele veriliyormuş. Peh, peh, peh, yahu sen Ergenekon olmuşsun da haberin yok! Sevmediğini, fikirlerini beğenmediğini hemen at ETÖ kuyusuna, ne kolaycılık ama! Aynısını sana yirmi sekiz şubat sürecinde yaptıkları zaman da otur bir kenarda ağla. İkiyüzlülüğün daniskası.
Düşünce ve ifade özgürlüğü kime lazımdır? Elbette ki herkese lazımdır. Kimler için savunulmalıdır? Elbette ki herkes için savunulmalıdır. Devlet denen aygıtın kimin elinde olduğuna bağlı olarak değişmez bu soruların cevabı. Klasik ulusalcı diye tasnif edebileceğimiz birisini bu özgürlüğün dışında bir yerlerde görmek, hangi ahlaki değere sığar? Ya da misyonerlik hoşumuza gitmiyor diye bunu terör örgütü ile eşdeğer göstermek? Bir fikri beğenmiyorsanız ona karşı yapabileceğiniz en mantıklı girişim karşı bir fikir ileri sürmektir. Fikir ne kadar saçma olursa olsun. İşte tam da bu hususta elmayla armudu ayırmaya ihtiyacımız var. Evet, Ergenekon Terör Örgütü gibi yapılanmalar Ergenekonvari zihniyetlerde türer. Yani nefret ve korkunun pompalandığı zihniyetlerde. Ve evet, bu kafa yapısına sahip olan insanların çok olduğu bir ülkede ne insan hakları olur ne de insan onurunu koruyacak başka bir teamül. Umarım bu ülkede bu kafa yapısına sahip olan insan sayısı her geçen gün azalıyordur. Azalmıyorsa da bu bizim ayıbımız. Bu sorunsalı ortadan kaldırmak için daha da çok fikri mücadele vermeliyiz.
Mevcut durumu daha da kristalize etmek için belirtmek isterim ki, bir terör örgütü var bir de onun içinden çıktığı bir cemaat. Bu cemaatin adına zihniyetini ifade etmekte kolaylık sağladığı için Ergenekon cemaati diyorum. Lakin, bu cemaat beğenelim ya da beğenmeyelim bir fikir ileri sürüyor. Ne kadar saçma da olsa, onları bu fikirleri beyan ettikleri için doğduklarına pişman etme hakkımız yok. Hem buna gerçekten ihtiyacımız da yok. Çünkü ileri sürdükleri fikirler gerçekten saçma. Dahası bunu yaparak bir başka Ergenekon da hortlatabiliriz. Hiç olmadı, bize demokrasi tarihimizin en büyük ivmesini kazandırabilecek olan bu hukuki sürece zarar da verebiliriz. Düşünsenize darbe teşebbüsünü yargılamakta olan bir Türkiye, bundan bırakın yirmi yıl öncesini on yıl önce bile kim bunu hayal edebilirdi ki? Umarım bağrımızdaki ETÖ denen o pisliği de atar kurtuluruz da Tagore’un şiirinde ifade ettiği gibi bir özgürlük cennetinde uyanırız.
-
|92.44.26.105 |2009-08-12 01:29:20 ahmet tekin - ergenekonselamlar yazınızda ergenekonun bi kesim tarafından dış mihrahlar tarafından yapılan bir plan olduğunu yazmışınız
ergenekon türkiye için yüzyılın davası ve devletin kendiyle yzleştiği yani derin devlette yüzleştiği bir dava siz de biliyorsunuz ki bu ülkedeki darbelerin hiç biri dış ülkelerin haberi dışında yapılmış olaylar degillerdir belki bu dış güç olarak nitelendirdiğimiz ülkelerle bu insanların çıkarları artık uymuyor olabilir ve bu örgütün tasfiyesini de istemiş olabilirler bunu tam olarak bilmiyoruz şunu söylemek istiyorum ergenekon davasının dış güçler tarafından planlanddıgı netice itibariyle onun illagal bir örgüt olmaktan çıkarmıyor belki dış güçler artık türkiyede huzur istiyor neticede bundan bizde de faydalacacagız
-
|2009-08-12 04:29:22 Said Bahadır - KatılıyorumErgenekon davasının yüzyılın davası olduğu ve tasfiyesinin faydalı olduğu fikrinize şahsen tamamen katılmakla beraber, yazarın da katıldığını düşünüyorum. Yazar, ergenekon davasının dış mihraklar (ki bu lafa gıcığım kim bu dış mihraklar biri açıklasa da öğrensek) tarafından yapılan bir plan olduğunu düşünenlerin olduğunu belirtip, ergenekonu onların ağzından anlatmış ve sanırım bu küçük bir yanlış anlaşılmaya mahal vermiş. Benim yazıdan çıkarttığım sonuç, ergenekonun çevresini dikkatlice gözleyenler tarafından rahatça görülebilecek ve haddini aşmış bir seküler cemaatvari akımın içerisinden çıkmış bir illet olduğudur.





Yazarlar
Twitter
Del.icio.us
Reddit
StumbleUpon
Yahoo
Technorati
Googlize this
Facebook









Hüseyin Kalaycı: “Kürt Sorunu Bir Milliyetçilik Sorunudur”
Anlamak isteyenler için ders niteliğinde bir röportaj olmuş, ancak anlamamakta direnen bu milyonl...
Fethullah Gülen ve İsrail’in Otoritesi
YZMAYAYIM DİYORUM AMA DURAMADIM KURANDAN AYETLERLE ÖRNEK VERMİŞSSİN AYETLERE BİŞE DİYCEK HALİMİZ...
Fethullah Gülen ve İsrail’in Otoritesi
ONLARA YAZMA SEN GÜZEL CEVAPLAMISSIN AMA CEVAP TA VERME ÇÜNKÜ CEM YILMAZINDA DEDİĞİ GİBİ ''ANLAMA...
Fethullah Gülen ve İsrail’in Otoritesi
HASEDİNDEN ÇATIR ÇATIR ÇATLIYON KARDEŞİM BEN BUNA ÜZÜLÜYORUM BEKLİYOLARKİ FETULLAH GÜLEN Bİ HATA ...