Tavsiye Kitap

kapak-makam-makam-cicegi-ve-bulbul

Kritize Yazarları

Özkan Genç

 Yazarın toplam 15 yazısı bulunuyor. Tüm yazılarını görmek için tıklayın. Tüm Yazıları (15)

Facebook Sayfamız

Sponsor Reklam

smaller text tool iconmedium text tool iconlarger text tool icon

ozkangencHişt hemşerim, bastığın yerleri toprak diyerek geçme tanı. Düşün! Binlerce yıldır, insanlık sadece sınır çizmek için yaşadı. Otarşizmin doruklarında körebe oynayan çocuklarımız vardı. Sarı çizmeli Mehmet ağa militarizmden korkmadı. Eh, bu onun suçu sayılmazdı. Ona da anlatan çıkmadı. Belki gavurca bilseydi. “the road of serfdom”u alır okurdu. Yo, vazgeçtim. Memleket kütüphanesinde o kitabı nereden bulurdu? Ey ahali sevinin başlar yüksekte, Türkçesi de varmış yıllardan beri bak hele… Hayek amca anlatıverip dururmuş. “köleliğe giden hiçbir yol, bir kerede kat edilmemiş” bunu, söyleyiverip dururmuş.

- Lan bilo ne diyor lan bu adam?
- Devlet, ordu, kölelik…
- “Anarşik” misin hemşerim?
- Susturun şu adamı!
- Belli ki, sen daha Hortum Süleyman’ın copunu görmedin!

Sesleri kulağımda çınlamakta, zihnim ise özgürlüğe çekilen sınırları kaldırmakta…

Çekilen sınırlar Edirne’den Kars’a, sağ ayak baş parmağımdan sol kulağıma uzanıyor. Duygularım zincire vuruluyor. Düşüncelerim işkenceye uğruyor. Ve bunun bir coğrafyası yok. Köy, ilçe, kasaba, şehir, Büyükşehir fark etmiyor. Köy yerinden fırlayan, gancık Osmanların Abduş Ağa, Caddebostan’da donla güneşleniyor. Aynı dakikalarda fildişi kulesinde günlük yazısıyla meşgul olan sayın genel yayın yönetmeni, petrus şarabını yudumluyor. Ama her ikisi de aynı bencilliğin potasında eriyor. On kasım’lar, yirmi üç nisan’lar, on dokuz mayıs’lar, merasimler, merasimler, merasimler… Kaymakamın üç sağı; çaprazdan ikinci sıra, Abduş Ağanın yeri belli, öteki resepsiyonların gediklisi… Biri jandarmanın kulu, öbürü kuvvet komutanlarının… Biri kaymakamın köpeği, diğeri patronunun… Oportünizmin sağanak yağmurları her ikisinin başında da yağıyor. Omurgasızlığa eklemlenmiş, devletçilik milletin anasını belliyor…

Sümükligillerden cırığın durmuş’u ya da Saint Joseph mezunu aristokrat çocuğu… aynı oluşum, aynı kafa, aynı zihniyet… biçilen roller farklı ; biri tetikçi, diğeri azmettirici… Kimin için? Ne uğruna? Fetiş haline getirilmiş bir devlet var ortada. Vatandaşlarına kan kusturmakta…

Dış güçler tarafından tehdit ediliyoruz vatan hainleri tarafından satılıyoruz. Dört tarafı düşmanlarla çevrili bir kara parçasında yaşıyoruz. İç düşmanlar, dış düşmanlar ortalık düşman kaynıyor. Hainlerde cabası… herkes hain, herkes düşman, herkes vatandaş… Her yerde duyuyoruz bu freni boşalmış anlayışı.

Altı yedi eylül olaylarında bu yüzden katledildi insanlar. Sırf gayrimüslim oldukları için çöp tenekesine atıldı vicdanlar. Malları yağmalandı. Evleri yakıldı. Çoluk çocuk, ihtiyar yaşlı demeden büyük bir temizlik başlatıldı. “vatan” için ırzına geçilen kadınlar vardı. “Kırımdan gelen Sinan”lar, “Mohaç’dan dönen kahraman”lar salına salına gezdi cadde ortasında. Ellerde keserler, kazmalar, kürekler… Kırılan kepenkler, camlar, çerçeveler…

Aynı resimlerde  cumhuriyet kadınlarını da görmek mümkün. Ne kadar şaşırtıcı di mi? Hiç “cumhuriyet kadını” yapar mı böyle bir şeyi? Halbuki ne kadar da güzel dönüştürülmüştü insanlar. Doğan görünümlü şahin gibi… Hıçkırıkları boğazlarına düğümlenen masumların gözyaşları sessiz sessiz akıtılırken, insanlığını yitirmiş mahlukatlar leş yiyiciliğiyle meşguldu. Google’a girin, bir bakın, o insan müsveddelerinin yüzlerine… Düşmanı denize dökmüş gibi gururluydular. Oynadıkları askercilik oyunundan büyük bir zaferle çıkmışlardı. “gavurun dölü” öldürülmüş, vatan toprakları düşmandan temizlenmişti. Ne temizlik ama…

Ne yazık ki bunlar, bizim alışık olduğumuz sahnelerdi. Madımak’da insanlar diri diri yakıldı. Dersim’de üzerine bomba yağdırılan çocuklar vardı. Ayakkabısı delik yazarlar vuruldu, bu memlekette. Ve bizim yüreğimiz hiç cız etmedi. Ülke menfaatleri için insanlığını yitirmiş bir neslin çocuklarıyız… İnsanlığımızı yeniden kazanmak için vicdanımızın gereğini yapmalıyız. Tarihimizle yüzleşmeli, mahcubiyetimizi kelimelere vurmalıyız. O rezillikleri yapanlar, ırkdaşımız da olsa akrabamız da olsa yine de Utanmalıyız.

Ha, utanmadınız mı? O zaman haydi, hep beraber... Dağ başını duman almış. Gümüş dere durmaz akar.Güneş ufuktan şimdi doğar.Yürüyelim arkadaşlar.dara rap rap rap rap...

 


Bu Yazıyı Paylaş!

Facebook! Reddit! Del.icio.us! Google! Live! Technorati! StumbleUpon! Twitter! TwitThis
Yorumlar (0)
Yorum yaz
Your Contact Details:
Yorumlar:
Security
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.