| Oyuna gel... |
| Yazan Ahmet İhsan | |
| Cuma, 20 Haziran 2008 | |
|
Siyaset arenasındaki komplo teorilerine çok fazla itibar etmesem de son günlerde iç siyasetteki hareketlilik abuk sabuk senaryolar getiriyor insanın aklına. Aklıma bir teori gelmişken yazayım da tutarsa kral oluruz, tutmazsa güler geçeriz… Evveliyatla pek tabii ki olayları irdeleyelim: - Türkiye’nin son yıllarda başına gelen en güzel şeylerden biri olan Taraf Gazetesi, yine yeni bir “yılın gazetecilik haberi”ne imzasını atarak Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt ile yakın zamanda Genelkurmay Başkanı olması kuvvetle muhtemel Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ arasındaki gizli görüşmeyi açığa çıkardı. Bir Yüce Mahkeme Başkanvekili ile bir Genelkurmay Başkanı adayının görüşmesinde sakınca yok elbette ancak burada dikkat çeken görüşmenin zamanı, mekânı, gizliliği. Yakın zaman medeniyet ile bedeviyet arasında bir seçim yapacak olan küçük, yalnız ve güzel ülkemde Kara Kuvvetleri Komutanlığı karargâhında komuta katı boşaltılarak ve gizli kameralar kapatılarak kuvvet komutanı ile mahkeme üyesi “Kuzey Irak’ı” konuşuyor!? Şaşırmadık mı? - Mensupları “anayasal düzeni meşru olmayan yollarla yıkmaya çalışmak” gibi ağır bir suçtan tutuklu bulunan faşist, cuntacı, darbeci, militarist, anti-demokrat, anti-özgürlükçü, fazlasıyla jakoben, pek bi Kemalist, Ergenekoncu gibi sıfatların alayını bünyesinde taşıyanların yayın organı Aydınlık Dergisi ve aynı özelliklerin bir kısmına sahip Tuncay Özkan tarafından Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç İbda-C’ci olmakla suçlanıyor ve hedef tahtası haline getiriliyor, “bir an önce istifa etmeli” tavsiye ve telkinleri havada uçuşuyor. - TÜSİAD ve TOBB’un başını çektiği bir “anayasa konvansiyonu” oluşturuluyor, BM Kalkınma Programı Başkanı ve eski Ekonomi Bakanımız Kemal Derviş apar topar TÜSİAD’ın davetlisi olarak Türkiye’ye getiriliyor. Türk-İş ve Hak-İş “yeni bir siyasi oluşum kokusu” aldıkları iddiasında bulunarak davetli bulundukları konvansiyona katılmıyor. - 9. Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel 50 yıldan uzun süredir türlü engellere ve baskılara rağmen kararlılıkla sürdürdüğü özgürlükçü-demokrat misyonu emekli olduktan sonra terk ediyor ve “başörtülüler Arabistan’a gitsin”, “başörtüsü dinin emri değildir” gibi yanlı ve yanlış vecizelerine bir yenisini ekleyerek Anayasa Mahkemesi’nin anayasa ihlalini “o olmazsa darbe olur, iyi ki olmuş” şeklinde yorumluyor. Halen de “ihtiyaç duyulursa bu vatana hizmet etmek benim vazifemdir” diye koltuk arayışlarına girişebiliyor. - 10. Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer, Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nusret Aras, Sabih Kanadoğlu, Hikmet Çetin gibi isimler eski büyükelçi Faruk Loğoğlu’nun evinde esrarengiz bir yemekte bir araya gelip “maç, muç” konuşuyorlar. - Dün itibariyle 28 Şubatçı başbakanlardan Mesut Yılmaz, Avrupa Parlamento’sunda “demokrasi ayıbı” olarak nitelendirilen o gerginliği tırmandıran konuşmasını yapıyor: “Türkiye’de asker kışlasına dönemez.” Ardından yaptığı açıklamalarda “siyaset boşluk kaldırmaz” diyerek DP-AP-ANAP çizgisini takip eden bir siyasi oluşumdan bahsediyor. - Gün itibariyle ANAP Genel Başkan yardımcısı Mehmet Keçeciler 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in ve Kemal Derviş’in de siyasete girmeye hazırlandıklarını söylüyor. ***
Gazeteci değiliz, yargıç değiliz, savcı değiliz, avukat değiliz, komplocu hiç değiliz. Lakin kafa bu ya takılıyor işte, belirsizlik durumlarında düşünmeden duramıyor insan. Bu son iki hafta içerisinde gelişen olayları değerlendirecek olursak karşımıza şöyle bir tablo çıkabiliyor: - Haşim Kılıç istifaya zorlanacak, yerine Osman Paksüt geçirilerek Anayasa Mahkemesi laik, çağdaş, cumhuriyetçi bir başkana kavuşacak; - AKP kapanacak, Mesut Yılmaz statükonun onay verdiği “merkez sağ” partilerden birini kuracak; Baykal’ın ve CHP’nin beceremediği muhalefeti de “merkez sol” olarak Kemal Derviş, TÜSİAD ve iş adamlarının desteğiyle kuracak, liberal politikaları destekleyecek “sosyal demokrat” bir parti kurularak sol yeni bir kisveye bürünecek. Bu ikinci oluşuma Sezer de destek verecek; - İlker Başbuğ Genelkurmay Başkanlığı’na -zaten- gelecek; - Kanadoğlu, Aras, Demirel gibi isimler de yeni düzenin (aslında eski düzen) temel direklerini teşkil edecek; bu şekilde halk dışlanarak bürokrasi alışık olduğu düzenine kavuşmuş olacak. Yalnız, küçük, fakir ama onurlu ülkem yine yalnız, küçük, fakir ama onurlu olmaya devam edecek. *** Cevap beklediğim soru Ülke TV’de yayınlanan “Bıçak Sırtı” programını izliyordum birkaç saat önce. Fikri Akyüz, Gülay Göktürk, Süheyl Batum ve çıkartamadığım bir isim daha vardı. Anayasa Mahkemesi’nin 10. ve 42. maddelerdeki anayasa değişikliklerine ilişkin verdiği iptal kararını tartışırlarken Süheyl Hoca, Anayasa Mahkemesi’nin bu iptal kararını iddia edildiği gibi “esas” açısından değil, “şekil” açısından denetlediğini iddia etti. Şekil açısından denetleme kapsamını da “anayasanın ilk üç maddesine olan aykırılık”la nitelendirdi. Aynı iddiayı birkaç gün evvel Siyaset Meydanı’nda da dile getirmişti. Anayasa Hukuku almış bir öğrenci olarak kafama takıldı ve programın mail adresine aşağıdaki maili gönderdim: “İyi yayınlar, Siyasal Bilgiler Fakültesi İktisat bölümü öğrencisiyim. Hâlihazırda yayında olan programınızda konuşmacı olan Süheyl Batum hocama bir soru sormak istiyorum: Anayasanın 148. maddesine göre Anayasa Mahkemesi, anayasa değişikliğine ilişkin TBMM kararlarını şekil bakımından denetleyebilir. Süheyl Hoca herhangi bir anayasa değişikliğinin şekil bakımından denetlenmesi hususunun, söz konusu değişikliğin anayasanın "değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez" olan ilk üç maddesine aykırı olması halinde de geçerli olacağını söyledi yanlış duymamış isem. 148. maddenin ikinci fıkrasında "Kanunların şekil bakımından denetlenmesi, son oylamanın, öngörülen çoğunlukla yapılıp yapılmadığı; Anayasa değişikliklerinde ise, teklif ve oylama çoğunluğuna ve ivedilikle görüşülemeyeceği şartına uyulup uyulmadığı hususları ile sınırlıdır." ibaresi "şekil bakımından denetleme"den ne anlaşılması gerektiğini ortaya koyuyor. Buna göre, anayasa değişikliğine ilişkin kararların şekil bakımından denetlenmesi sadece "teklif ve oylama çoğunluğuna" ve "ivedilikle görüşülemeyeceği" şartlarıyla sınırlandırılmış. Anladığım kadarıyla şekil bakımından denetleme kapsamı içerisinde söz konusu değişikliğin ilk üç maddeye aykırı olup olmayacağı şeklinde bir ibare geçmiyor. Peki, Süheyl Hoca bu yargıya nasıl varabiliyor?” Ne yazık ki seyircilerin soru sorabileceği türden bir formata sahip değilmiş program. Sorum ortada kaldı, ben de burada yayınlayayım dedim. Süheyl Hoca’nın bu iddiasını destekleyen pek çok insan var, onlardan biri eğer denk gelirse veya desteklemese bile bu mantığı anlayabilen birisi çıkarsa bu soruya cevap vermelerini rica ediyorum. Anlayabilmek için, lütfen… Bu Sayfayı Sosyal İmleme Mekanınıza Kaydedin!
Bu Yaziyi Tuttum!
Kaydet/Paylas
Bunu Email'lemem Lazim!
Hit: 213 Trekbek(0)
Yorum Ekle!
Etiketler: kapatma davası AKP CHP anayasa mahkemesi haşim kılıç kemalizm bürokrasi bürokratik elit taraf gazetesi avrupa birliği |
|
| Son Güncelleme ( Çarşamba, 20 Ağustos 2008 ) |







































