Derin Düşünce

teror_gg

Tavsiye Kitap

kapak-makam-makam-cicegi-ve-bulbul

Facebook Sayfamız

Sponsor Reklam

smaller text tool iconmedium text tool iconlarger text tool icon

konuk_yazar“Ankara, Devlet Resim Heykel Müzesi'nden Hoca Ali Rıza resimlerinin çalındığını tespit eden komisyonun bir üyesi konuştu. Doç. Dr. Osman Altıntaş'a göre müzede sergilenen pek çok eser sahte.” Orijinallerin çalınıp yerine sahtelerinin konulduğu iddia ediliyor. 11–3–2010

"Bir tek kimseye yapılan adaletsizlik, bütün topluma yapılmış bir tehdittir."  Montesquieu

Peki, ülkede vergi verenlere yapılan adaletsizlik nasıl tanımlanır acaba?

Toplanan vergilerle varlığını sürdüren resmi kurumlarda yıllardır hırsızlık, soygun yapılır. Böylesi yasadışı işlemler, asker-sivil kocaman yöneticileri rahatsız etmez. Ama birilerinin bazı keskin sözcükleri yüksek sesle bağırması, “Vatan tehlikede! Laiklik elden gidiyor! Bölücüler amaçlarına ulaşamayacak!” gibi, şiddetli tepkilere neden oluyor.

Yasadışı uygulamalar mı, bazı keskin sözcükler mi ülkeyi batırır acaba?

A-Gelişmiş ülkelerde yasadışı uygulamaların ülkeye zarar verdiği kabul edilir ve gerekli önlemler alınır. Yasadışı uygulama yapan ve yasadışı uygulamalara gerekli önlemleri almayan yöneticiler görevden uzaklaştırılır, mahkemelere verilir.

B-Geri toplumlarda bazı keskin sözcüklerin toplumu batırdığına inanılır. Keskin sözcüklerin arkasında kocaman hırsızlıklar yapılır.

Türkiye’de, resmi kurumlarda yasadışı uygulamalar 1970’li yıllardan sonra hızlandı. O yıllarda, siyasi parti yöneticileri, koalisyon pazarlıklarında yandaşlarını resmi kurumlara doldurmada engellerin kalkmasını istediler.

A-Resmi kurumlarda kadrolar şişirildi.

B-Bilgi ve beceri yoksunu yandaşlar görevlere atandı. Yandaşlar dolduruldukça resmi kurumlarda çürüme hızlandı. 12 Eylül’den sonra resmi kurumlardaki çoğunluk bilgili yöneticiler kapı dışarı edildi. Böylece, kurumların yönetimlerinde sadece bilgi, beceri yoksunu yandaşlar kaldı. Resmi kurumlara güven ve saygı en aşağı düzeye indi.

Resmi kurumlara atanan yandaşlar sadece kişisel kazanç edinmek için çaba harcıyorlar ve her kirli yolu deniyorlar.

1-Müteahhitlerle ortak iş yapıyor; kurumları soyuyorlar.

2-Gereksiz mal ve hizmet satın alıyorlar.

3-Kurumlara üretmeyen insanları dolduruyorlar.

4-Kurumların zenginliklerini çarçur ediyorlar.

Kısaca: kurumlar, hain ya da bilgisiz yöneticilerle mal ve hizmet üretmekten uzaklaşıyor, iflasa sürükleniyor. Toplanan vergilerle kurumlarda çalışanların maaşları ödeniyor, zararları karşılanıyor.

Resmi kurumlardaki yolsuzluklar, hırsızlıklar, soygunlar… Kısaca: yasadışı olaylar sayılmayacak kadar fazladır. Her gün yüzlerce yasadışı olay basına yansıyor.

İşte çarpıcı birkaç örnek:

M-60 tank yenilemesinde rezalet.

MHP İzmir Milletvekili ve emekli Tümgeneral Erdal Sipahi, "Biz o dönemde uyarmıştık. Bu tanklarla savaşa bile girilmez" dedi. M-60 tanklarının modernizasyonu ile ilgili sürecin başından beri hatalı olduğunu beliren Sipahi, "Bu modernizasyona uzmanlar karşı çıktı. Ama kimse dinlemedi. Bir gizli el bu işi İsrail firmasına verdirdi. İsrail'in batmakta olan firması bu ihale sayesinde kurtarıldı. İsrail'e teknoloji kazandırılmış oldu" diye konuştu. Sipahi "Bu tanklarda sorun çıkması beni şaşırtmıyor. Çünkü ucube bir tank ortaya çıktı. Bu tanklarla savaşa girilmez. Çünkü bu tanklara güven olmaz. Türkiye'nin 800 milyon doları çarçur edildi. Türkiye'de 170 tane hurda kazandırıldı" diye konuştu.” 11–3–2010

“Cavit Çağlar’dan TMSF’ye geçen İstanbul Balmumcu’daki The Plaza Oteli’ne, üst düzey yönetici olarak dışarıdan atanan Bülent Tolun ortadan kayboldu. TMSF’NİN hakkında suç duyurusunda bulunduğu Tolun’un otel hesaplarından 1 milyon TL’yi kendi hesabına aktardığı iddia ediliyor.” Vatan 11–3–2010

”Meclis'te 4 gündür süren küfürleşme, şantaj, tehdit ve rüşvetin konuşulup, gerginliklere neden olan olay, bir internet haber sitesinde, belediye meclis üyelerinin çeşitli imar düzenlemelerini takip ettiği, dosyaların elden ele dolaştığı iddialarını yansıtan yazıyla başladı. CHP'li Halil Tüm, Durak'tan Belediye Meclisi'nin itibarını korumasını isterken, Durak da, yazıyı yazanı arayıp tebrik ettiğini bildirdi. Söz alan Mustafa Tuncel ise "Şaibe varsa, nerede ise açık seçik söylemek zorundasınız. Bütün belediye meclis üyeleri zan altında kalıyor. Bu itham altında kalmak istemiyorum" diye tepki gösterdi. Yaşanan tartışmaların ardından gündem maddelerine geçilmeden toplantı ertelendi.” 113–2010

Aytaç Durak, eşi Fahriye Durak’a 11 dönümlük araziyi, 2007’de meclis kararı ile hem konut alanından ticari alana çevirtti hem de taban alanı katsayısını yüzde 40’dan 60’a çıkarttı. Arsanın 27 bin metrekarelik inşaat izni 82 bin metrekareye çıktı. Böylece tapuda 1.8 milyon görülen arazisinin değeri 40 milyon TL’ye çıktı. Durak’ın yaptığı bu imar değişikliği 2008’de VATAN’DA haber oldu ve yargıya taşındı. Arsanın imar değişikliğine ’evet’ oyu kullanan 54 Belediye Meclis üyesi hakkında Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. Dava halen devam ediyor. Vatan12–3–2010

“Elime bir kaset geçti. Kasette, bir meclis üyesiyle firma temsilcisi arasında 260 bin dolarlık rüşvetin detayları konuşuluyordu. Kaseti Meclis'te dinleterek çürük elmaların temizlenmesini hedefledim. Adı geçen kişilerin adalete hesap vermesi için kaseti savcılığa gönderdim. Kaseti dinler dinlemez Sayın Tuncel tepki gösterdi. 'Yarası olan gocunur' dedim, tepkiyi artırdı.  Tuncel'in, 'İmar değişiklikleriyle 2 milyar dolar servet yaptı' iddialarını iftira olarak değerlendiren Durak, 'Servetiniz ne kadar?' sorusunu 'Neden açıklayayım ki?' diye yanıtladı.

DURAK'IN haksız yolla servet edindiğini ve elindeki belgeleri 4 yıllık zaman dilimi içinde parça parça açıklayacağını belirten Tuncel ise şöyle konuştu: Kaseti kendisi hazırlatmıştır. İçinde, benimle ilgili tek kelime dahi söz edilmemektedir. 47 dakikalık kasetin tamamını dinletsin. Savcılığa verdim diyor, yalan. Adliyeye öyle bir kaset gitmemiş. Rant ve korku imparatorluğu kurmuş. Kendi arsasıyla ilgili görüşme yapılırken, koltuğu bırakıp başkanvekili olan bana devretmek yerine, oturmayı tercih etti. Bu bile suçtur.' Bu kavganın sonucunda Durak'ın hapishaneye gireceğini iddia eden Tuncel, 'Temennim o ki, inşallah ikimiz hapishaneye düşer ve aynı hücrede 26 yıllık dostluğumuzu muhabbet ederek devam ettiririz' dedi. Akşam–13–3–2010

Durak’ın mal beyanı incelendiğinde çok çarpıcı bir nokta ortaya çıkıyor. Başkanın 397 bin metrekarelik arsasının 278 bin 794 metrekaresi imarlı. Bu imarlı arazinin 161 bin metrekaresine son 5 yıl içinde imar gelmiş. Yani Durak’ın kendi başkanlığı döneminde tarla olan arazilere imar yapılmış. En son 54 bin metrekarelik arsanın imarı 12 Şubat 2009 tarihinde yapılmış. Bütün listeye bakıldığında sadece 38 bin metrekarelik alana kendisinin döneminde imar yapılmadığı ortaya çıkıyor. Vatan13–3–2010

Elazığ depreminde ölenlerin sayı hatası, ölenlerden 10 kadının imam nikâhlı olmalarından kaynaklandı. Bu kadınların nüfustaki soyadları kocalarından farklı olduğu için, hayatını kaybeden kadınlar ikişer defa sayıldılar. 11–3–2010

Depremin vurduğu Kovancılar’ın Okçular Köyü’nün balçık tarlası yolları dünden beri hummalı bir çalışma ile asfaltlanmaya başlandı. Bu tempolu çalışmanın nedeni sonradan öğrenildi: Başbakan ziyarete gelecek... 12–3–2010

Bunlar basına yansıyan binlerce kirli, yasadışı olaylardan bazılarıdır.

En vahimi, hemen bütün resmi kurumlarda çeteler oluşmuştur; bütün mal ve hizmetler çeteler aracılığıyla gerçekleşir.

Resmi kurumlar neden çürüyor, çete yuvası oluyor ve soyuluyor?

Önce insan!

1-İnsan yetiştirme yol ve yöntemi yanlış olunca, kusurlu insanlar ortaya çıkar, ölçülü davranan özgür bireyler yetişmez.

–Bilgili, becerikli, üretken, kendine güvenen özgür bireyler yetiştirilemiyor.

–Türkiye’de, doktrinlerin gölgesinde yapılan ezber eğitim sonucu evrensel yasalar ve evrensel insani yasalar belleklere taht kuramıyor.

–Evrensel yasalar ve evrensel insani yasalar belleklere egemen olmayınca, insani değerlere ihtiyaç olmuyor.

Bilgi, beceri, araç-gereç birikiminin yeterli olmadığı, çalışıp üretmenin yaygınlaşmadığı bütün toplumlarda; yasal uygulamalara tepki, ayrıcalığa ihtiyaç duyulur. Bilgi, beceri yoksunu insanlar ayrıcalık peşinde koşar.

Türkiye’de, resmi kurumlarda ayrıcalığa ihtiyaç yaratılıyor.

Ayrıcalık sonucu, evrensel onur ve erdeme ihtiyaç duyan yöneticiler yetiştirilemiyor. “Çalacağım, çırpacağım ama mutlaka zengin olacağım!” diyen, hırslı yöneticiler göreve atanıyor. Böyleleri rahatlıkla görevini satıyor. “Onurumu kaybetmektense bedenimi ateşe atarım!” diyen yöneticiler göreve taşınamıyor.

Her insan yararını düşünür. Yararını düşünmeyen insan ölüdür.

A-Bilgi, beceri yoksunu ve insani değerlerden yoksun benciller, hırsızlar, yalancılar, kurnazlar sadece kendini düşünür, ayrıcalık peşinde koşar; kendi çıkarı için diğer insanların haklarına rahatlıkla el uzatır.

B-Bilgi, beceri, yaratıcı insanlar ölçülü olur; bunlar, yaptığı göreve karşılık hakkını arar; ne hakkından vazgeçer, ne de başkasının hakkına tecavüz eder. Böyleleri, “Kendimi aileme, ailemi toplumuma, toplumumu insanlığa feda ederim” der. Ölçülü bireyler, toplumcu olur.

İnsanlar önce hayal kurar, düşünür, yaratıcılığını katar, yargıya varır ve tasarılar hazırlar. Sonra beden, araç-gereç ile uygulama yapar. Belleğine evrensel insani yasalar taht kurmamış yöneticiler rahatlıkla yasadışı tasarılar hazırlar ve uygulamaya geçer. Amacı: Kişisel servet edinmektir.

Resmi kurumlarda:

I-Yasadışı tasarılar hazırlayan ve uygulama yapan yaratıcı yöneticiler,

II-Düşünmeyen, verilen emirleri olduğu gibi yapan çalışanlar vardır.

Sorun: İnsani yasaları dikkate alarak düşünen, yaratıcı yöneticiler göreve taşınamıyor.

2-Ölçülü denetlemelerin yetersizliği diğer bir temel nedendir.

Resmi kurumlarda evrensel ölçülerle denetlemeler yapılmıyor. Sizler, denetlemeler sonucu bilgi-beceri yoksunu bir yöneticinin görevden uzaklaştırıldığını duydunuz mu?

Doğanın işleyişine yakından bakarsak, kurumlardaki aksaklıklara çözümleri bulabiliriz. Doğada, yasalar birbirini denetler ve kusursuz işleyişler, döngüler ortaya çıkar. Örneğin, Evrensel Çekim Yasası ile Hareketin Birinci Yasası gereği kusursuz döngüler oluşur. Eğer denetlemeler olmazsa doğada karmaşa ve kargaşa oluşur.

Hareketin Birinci Yasası ile Evrim Yasasının birbirini denetlemesi sonucu Yeryüzünde canlıların düzenli yaşam döngüleri oluşur.

Türkiye’deki resmi kurumlarda, özellikle 1970’li yıllardan sonra denetlemeler kasıtlı olarak etkisiz hale getirildi. Denetlemeler etkisiz olduğunda ya da basit ölçülerle denetimler yapıldığında yasadışı olaylara kapı açılır.

A-Yıllardır kasıtlı olarak resmi kurumlarda denetimler etkisizdir. Böylece, resmi kurumlar rahatlıkla talan ediliyor. Ölçülü denetimlerin eksikliği sonucu resmi kurumları talan edenler ve ettirenler mahkemelerde hesap vermekten kurtuluyor.

B-Yasalar güncel hale getirilmiyor.

Türkiye’deki her resmi kurumda müfettişler vardır. Yine her resmi kurumda sayılmayacak kadar yasadışı işlem yapılır. Neden müfettişler yasadışına taşan yöneticileri mahkemelere taşıyamıyor? Yasaların yetersizliği ve eksikliği sorumluları ceza almaktan kurtarıyor.

Genelkurmay, Sayıştay'a TSK'NIN harcama ve performansını denetleme yetkisi veren yasa teklifine itiraz etti. Gerekçe: Gizlilik 11–3–2010

Denebilir ki, Sayıştay’ın denetlediği resmi kurumlarda hırsızlıklara ne kadar engel olunuyor?

I-Denetleme yapılması birinci koşuldur.

II-Evrensel ölçülerle denetleme; hırsızlıklara tepki, yasal işlemlere ihtiyaç sonucu ortaya çıkar. Toplumda, bilgi, beceri, araç-gereç artışı ile orantılı kurumlarda ölçülü denetimler ihtiyaç haline gelir.

Denetlenmeyen yöneticiler hırsız ya da şaibeli olur. Evrensel ölçülerle yapılan denetlemeler hem kurumları, hem yöneticileri korur.

Türkiye’de denetlemelere düşmanlık Demirel hükümetleri dönemlerinde arttı. Örneğin, Yahya Demirel’in yaptığı hayali ihracatı açığa çıkaran müfettişler adeta süründürüldüler. Başta Başbakanlık, Cumhurbaşkanlığı denetleme kuruluşları olmak üzere bütün denetleme kurumları süre içinde görev yapamaz oldular. Hükümetler, denetleme kurumlarının görev yapmasını değişik baskılarla engellediler.

Denetlenmeyen resmi kurumlarda hırsızlıklar, yasadışı işlemler çığ gibi arttı. Yıllardır soygunlar, “Vatan! Millet! Sakarya! Bölücüler!” yaygaraları ile gizleniyor. Esasında gizlenmiyor; üzerleri örtülüyor.

3-Resmi kurumların çürümesine diğer önemli bir neden, bütün resmi işlemlerin basit ölçülerle yapılmasıdır. Basit kurallar basit ölçüleri yaratır. Basit ölçüler lastik gibi her yöne çekilir. Aynı basit sözleşme ile rüşvet vermeyen A firması iflas ettirilir, B firması zengin olur. Basit ölçülerle yasadışı işlere bulaşan ya da görevini ölçülü yapmayan yöneticiler cezasız kalır. Görevini satan ya da savsaklayanlar bir ilden diğer ile sürülür. Böyle ceza olur mu? Basit ölçülerle, keskin sözcükler sarf edenler ağır cezalara çarptırılabilir.

Örneğin, belediyeler rüşvet bataklığına batmıştır. Siz rüşvetten tutuklanan bir belediye başkanı biliyor musunuz?  Ama siyasi görüşlerinden dolayı tutuklanan onlarca belediye başkanı vardır.

Vergi ödeyenler, ahlaksız, hırsız, yasadışı işlere bulaşan, görevini savsaklayan… Memurları, yöneticileri yaşamları boyunca beslemek zorundadırlar.

Evrensel insani yasalar başta çalışıp üretenler olmak üzere vergi ödeyenleri korur. Türkiye’de yasalar asalakları koruyor. Böyle adalet olur mu?

“Şimdi bu dünyayı özgürleştirmek için mücadele edelim

Ulusal sınırlardan, açgözlülükten,

Nefretten ve hoşgörüsüzlükten kurtulalım – Sağduyulu

Bir dünya için, bilim ve gelişmenin

Herkesi mutlu kılacağı bir dünya için

Mücadele edelim.” Charlie Chaplin (1940)

İflas etmiş resmi kurumlara ve siyasi partilere sahip toplum nasıl kalıcı mutluluğu yakalar?

Financial Times: “Türkiye’nin gerçek sorunu muhalefet olmayışıdır. Muhalefetin ordu ve yargıyı kışkırtmanın dışında bir stratejisi yoktur.” 12–3–2010

“Türkiye’nin temel hastalığı o kadar İslamcılık ya da yaramaz işlere giden asker değil, seçmen katılımı boyası altındaki yolsuzluklar ve otoriterliktir” The Wall Street Journal 13-3-2010

Türkiye’de vatandaşların kalıcı mutluluğu yakalaması için ülkede bilgi, beceri, araç-gereç birikiminin artması ve çalışıp üretmenin yaygınlaşması zorunludur.

Bunun dışında:

+Resmi kurumlara profesyonel yöneticiler ithal edilmelidir. Bunlar yardımıyla resmi kurumların küçülmesi ve kurumlarda ayrıcalıkların son bulması temin edilmelidir.  Çeteler çökertilmelidir.

+Kurumların yasalara uygun yönetilmesi, bilgili, becerikli, yaratıcı çalışanların göreve atanması, işe yaramayanların işlerine son verilmelidir.

+Siyasi partilerin demokratik yapıya kavuşması gerekir.

Başka türlü ülkede demokrasi, insan hakları, insani değerler gelişemez ve geniş boyutlar kazanamaz.

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
Nurettin Değirmenci
Elk. Yük. Müh.


Bu Yazıyı Paylaş!

Facebook! Reddit! Del.icio.us! Google! Live! Technorati! StumbleUpon! Twitter! TwitThis
Yorumlar (0)
Yorum yaz
Your Contact Details:
Yorumlar:
Security
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.