İtaat kültürü içinde ve etkisinde yetişen insanlara en zor anlatılabilecek kavram belki de ‘itiraz’ etmektir. Mevcut durumdan memnuniyetsizliğini ifade etmek alışkanlığı edinmek ve bunu kural dışına çıkmadan yapabilmek oldukça zorlu bir süreçtir. Toplumsal manada, sinir uçları alınmış bir topluma itirazlarını seslendirmesi gerektiğini anlatmaya çalışmak, faili için epey yıpratıcı bir fiildir.
Toplumun her kademesinden insan, sıradan günlük sohbetlerinde şikâyetçi olduğu ya da memnun olmadığı durumlardan yakınır. Ama genelde, ya verebileceği -yani hakkı olan- tepkiden bihaberdir ya da tepki verdiğinde vereceği tepkinin sınırını tespit edemez.
Oysa içinde bulunduğumuz yapıda herhangi bir işleyiş hakkında memnuniyetsizliğimiz varsa, elbette ki bunu, doğru bir dille aktarmak şartıyla, ifade etmeye hakkımız vardır. Bu şikâyete muhatap kalan yetkili/sorumlunun bunu dinlememe yetkisi yoktur. Şayet yetkili/sorumlu böyle bir durumda kendisinin sorumluluk alanındaki bir memnuniyetsizlik durumunu dinlemiyorsa görevini ihmal ediyordur. Bu dinlememe hali genel yönetimin geneline sirayet ederse mevcut yönetim istibdat unsurları barındırıyor denilebilir.
Hürriyetine düşkün her insanın her türlü istibdada karşı itiraz hakkı saklıdır. Bu konuda tek sınırlayıcı etken adap kuralları olmalıdır. Bunun haricinde makam, mevki yahut manevi ağırlığın bu noktada tesiri pek demokratça bir tutum değildir.
İtiraz meselesini içtimai temelden alıp birey-devlet ilişkisine uygularsak, karşımıza yine kronikleşen bir çarpık uygulama çıkacaktır. Bir yanda devlet ne yaparsa yapsın memnun olmasa bile sesini çıkarmayan, kendini devlet karşısında mutlak güçsüz –teba- gören kitle, diğer yanda ise devletin, her hoşuna gitmeyen icrasını, keyfi bir şekilde eleştiren, her fırsatta kitleleri ‘devlet’ fikrine karşı asi kılmaya çalışan bir kitle saf tutmuş durumda. Bu iki radikal eğilim insanlarımızın hayatlarında memnuniyetsizliğin genele hakim olmasına neden oluyor.
Bu durumun aşılması için öncelikle insanlara yerinde ve adaba uygun tepki verdiklerinde bunun boşa gitmeyeceği, siyasetçilerin bunları göz ardı edemeyeceği ifade edilmelidir. Halk, tepkisinin değerli ve etkili olduğuna inandıktan sonra bu tepkinin hukukun tanıdığı sınırlar içerisinde kalmasına çalışılmalıdır.
Devletin varlığını halka borçlu olduğunun, gaflete düşen yöneticilere anlatılmasının en geçerli yolu, topuzun ayarını kaçırmadan, memnuniyetsizliğini dile getirmek, bunu yaparken de kitle olarak hareket etmektir. Kitlesel örgütlenmede solun ülkemizdeki katkısı göz ardı edilmemelidir. Solun itiraz kültüründen istifade edilmeli fakat tepkisini ifade ederken, bu tepkinin kaale alınabilirliğini düşüren hukuk dışına çıkışlarından da kaçınılmalıdır.
Başta da söylediğimiz gibi kendisi hakkındaki şikâyet ve memnuniyetsiz kitlelerin taleplerini dinlemeyen yönetim, adı ne olursa olsun, istibdat uygulamış olur. Her türlü istibdada karşı çıkmak da her müminin görevidir.





Yazarlar
Twitter
Del.icio.us
Reddit
StumbleUpon
Yahoo
Technorati
Googlize this
Facebook









Hüseyin Kalaycı: “Kürt Sorunu Bir Milliyetçilik Sorunudur”
Anlamak isteyenler için ders niteliğinde bir röportaj olmuş, ancak anlamamakta direnen bu milyonl...
Fethullah Gülen ve İsrail’in Otoritesi
YZMAYAYIM DİYORUM AMA DURAMADIM KURANDAN AYETLERLE ÖRNEK VERMİŞSSİN AYETLERE BİŞE DİYCEK HALİMİZ...
Fethullah Gülen ve İsrail’in Otoritesi
ONLARA YAZMA SEN GÜZEL CEVAPLAMISSIN AMA CEVAP TA VERME ÇÜNKÜ CEM YILMAZINDA DEDİĞİ GİBİ ''ANLAMA...
Fethullah Gülen ve İsrail’in Otoritesi
HASEDİNDEN ÇATIR ÇATIR ÇATLIYON KARDEŞİM BEN BUNA ÜZÜLÜYORUM BEKLİYOLARKİ FETULLAH GÜLEN Bİ HATA ...