Siyaset yeni bir mecraya doğru kaydığı gözlemlenmektedir. Bundan önceki seçimlerde genel olarak siyasiler laiklik ve cumhuriyet gibi devletin temel nitelikleri üzerinde tartışırlarken bu seçimlerde “siyasetin etik değerleri” denen ahlâkî yönü ve siyasilerin vaatleri üzerinde cereyan etmektedir. Bu siyasetin yavaş yavaş doğru bir mecraya kaydığının göstergesi olarak anlamlandırılabilir.
AKP seçimi 3Y ile mücadele edecekleri vaatleri ile almışlardı. Bunlar “Yoksulluk, Yolsuzluk ve Yasaklar” olarak sıralanmıştı. Bu seçimlerde AKP’lilerin bu konuya hiç mi hiç yanaşmadıkları görülmektedir. Bu sebepledir ki AKP sempatizanları kendi aralarında konuşurlarken seçimlerin heyecansız geçtiğini ifade etmektedirler.
Çünkü son seçimlere girmeden önce CHP özeleştiri yapmış ve halka yönelmiş olacaklar ki “Çarşaf açılımı” “Kur’an kursu açılımı” ve son olarak da “Tarikat açılımı” ile halka yanaşmaya çalıştıkları gözlemlenmektedir. CHP’nin geleneğinden uzaklaşmak ve kuruluş amacından sapmakla suçlayanlara verdiği cevap bunun ipuçlarını verecek niteliktedir. Nitekim partinin kurmayları “Bunlar Türk halkının ve Türkiye’nin gerçekleridir. Biz ülkeyi yönetmeye talibiz, herkese yakınlaşmak ve halkın tüm kesimleri ile eşit mesafede olmak durumundayız” demektedirler. Bu da CHP’nin halkın eğilimlerinin ve gerçeklerinin yeni yeni farkında olduğunu ve halka yanaştıklarını göstermektedir.
Siyasî etik, parti siyaseti ile devleti birbirinden ayırmayı gerekli kılar. Sosyal Devletin halka yaptığı yardımları siyasi partinin yapıyor şeklinde anlatmak ve bundan siyasi çıkar beklemek yanlıştır. Devletin yardımlarının tam da seçim aylarına yakın halka sunmak ister istemez istismarı netice verecektir. En azından devletin vali ve kaymakamının gönderdiği yardımın arkasından siyasilerin giderek “Size yapılan yardımlar bizim sayemizde geliyor. Neden daha önce gelmiyordu? Bizi desteklerseniz bu yardımları devam ettiririz” gibi hiç de etik olmayan bir diyalogu sağlamadığı söylenemez.
***
İktidar yönünden baktığımız zaman “yoksulluk, yolsuzluk ve yasaklar” konusunda halka vermiş olduğu sözleri yerine getirdiği için (!) bu konuyu hiç dile getirmediği görülmektedir. En azından beş sene önceye göre yoksulluğu şu seviyeye çektik, yolsuzluk artık konuşulmuyor, yasaklar da kimseyi mağdur etmiyor” diyebilmeliler. Yolsuzluk ve yoksulluk konusunu halletmek zor; ama yasaklar konusu “Çetin Altan’a ödül vererek, Nâzım Hikmeti affederek” çözmedikleri söylenemez. Başörtülüler; canım o mesele yüzde beşi ilgilendirmektedir. Çok da önemli değil… İmam-Hatipler ve katsayı meselesine gelince YÖK başkanını değiştirerek onu da halletmiş olduk demenin bir mantığı yok. Siyaset sonuç almak ise henüz sonucunu gördüğümüz söylenemez. Kur’an eğitimi ve kurslarına gelince AKP iktidarı döneminde Kur’ân Kursu sayısı üç misli artarak 2 binden 6 bine çıkmıştır. Ama ne var ki İmam-Hatipler gibi Kur’an Kurslarının da içi boşaltılmış ve amacından saptırılmıştır. En azından 10 bin Kur’an Kursu öğretmenine iş sahsı açılmış, böylece işsizlik problemine çözüm bulunmuştur(!) Oysa eğitim kurumlarının birer iş sahası, eğitimin de ekonomik rant sahası olarak görmek zaten eğitimin mantığına terstir.
İşsizlik problemine bulunan en güzel çare de kamuya memur alımı yapmaktır. Ülkemizin en önemli meselesi eğitim olduğu için eğitimi de her sene 30-40 bin yeni öğretmen alarak ve yeni eğitim sahaları açarak halletme yoluna gitmektedir. Sağlık ve diğer kamu kurumlarına alınacak memur ve özel sektör elemanları ile en az 70-80 bin kişiye iş sahası açılmıştır. Kapanan fabrikalardan çıkarılan 3-5 bin kişinin işsiz kalmasının ne önemi var? (!..)
***
“Çiftçi esnaf, dar gelirli ve köylülerin durumu perişan, iktidar oyu nereden alacak” demeyin. İktidar oy alacağı kesimi çok iyi tespit etmiş, hizmetini de ona göre yapmaktadır. İktidarın en büyük oy potansiyeli “emeklilerdir.” Emeklilerin siyasetten de hayattan da tek beklentisi bedava sağlık ve güzel bir sağlık hizmetidir. Muayene bedava, ilaç bedava, tedavi bedava ve ameliyat bedavadır. Emeklinin ayda bir hastaneye ve doktora ihtiyaçları olur, güzel hizmet görürler ve iktidara dua eder ve her yerde reklamını yaparlar.
İktidardan iş beklentisinde olanlar da oy verme eğiliminde olanlardır. İktidar kamuya 80-90 bin memur alacağını söylemesi en az dört katı oy demektir. Sosyal Dayanışma Vakfından yardım alan fakirler ve yoksullar da iktidarın oy deposudur. Ayrıca yeşil kartları yeniden onaylanan milyonlar da iktidara minnet içinde olanların sınıfını teşkil ederler. Çiftçiler perişandır ama bunların sayısının bir değeri yoktur. Çünkü toprak işleyen yüz köyün oy potansiyeli bir kasabanın bir mahallesinin oy potansiyelinden daha azdır. Dolayısıyla belediye imkânları ile onların oyunu almak daha da kolaydır.
İktidarın devlet imkânları ile verdiği ihaleler ve iktidar imkânlarını azami şekilde kullanarak türettiği zenginlerin bağışlarını ve devletin on trilyonlarca seçim yardımını da seçimi almak için kullandığınız zaman orta kesimin kime oy verdiği hiç de önemli değildir.
Siyaset iktidar olma sanatı olduğuna göre AKP’nin iktidar için her numarayı bildiğini ve maharetle yaptığını söyleyebiliriz. Tam siyasetçi bir siyasi parti olduğu “çok yüzlü” anlamında politika yaptığı ve gerçekten başarılı olduğu görülmektedir. Her olumsuz tavrı olumluya çevirdiği ve oya tahvil etme becerisi gösterdiği de ayrı bir konu…
Dış Politikanın da iç siyasete alet edilemediği söylenemez. Davos’ta altı saat görüşme yapıldı. Neler konuşuldu ve ne kararlar alındı, hangi tavizler verildiğini bilmiyoruz; ama sadece bildiğimiz başbakanın “One minute! Sizin nasıl adam öldürdüğünüzü iyi biliyoruz.. Artık benim için Davos bitmiştir!” diye kalkıp çıkması, İsrail’e tepkili olan vicdanlarda makes bulduğu ve konuşularak oya çevrilmeye çalışıldığı tek bilinen ve hatırlanan şey olarak hafızalarda ve basında yer aldığıdır.
Bağımsız yargının ve devlet savcısının tuttuğu bir ipin ucunu takip ederek çektikçe uzaması gibi uzayıp giden “Ergenekon Davasını” da iktidarca “yolsuzluk ve terör ile mücadele” konusunda “bakın ben törürün kaynaklarına iniyorum” ve “ülkeyi temize çıkarıyorum” diye istismar ettiği de bir gerçektir. Bunların masum ve mağdur insanların vicdanlarında iktidara dönük bir sempatiye dönüşmediği söylenemez. Zaten iktidarın söylemleri ile kendisine mal ettiği ve icraatları arasına kattığı gerçeği de yadsınamaz…
İşte, siyasetse siyaset, politika ise politika!.. Yardımsa yardım!… Bundan daha iyi iktidar olur mu?
M. Ali KAYA





Yazarlar
Twitter
Del.icio.us
Reddit
StumbleUpon
Yahoo
Technorati
Googlize this
Facebook









Hüseyin Kalaycı: “Kürt Sorunu Bir Milliyetçilik Sorunudur”
Anlamak isteyenler için ders niteliğinde bir röportaj olmuş, ancak anlamamakta direnen bu milyonl...
Fethullah Gülen ve İsrail’in Otoritesi
YZMAYAYIM DİYORUM AMA DURAMADIM KURANDAN AYETLERLE ÖRNEK VERMİŞSSİN AYETLERE BİŞE DİYCEK HALİMİZ...
Fethullah Gülen ve İsrail’in Otoritesi
ONLARA YAZMA SEN GÜZEL CEVAPLAMISSIN AMA CEVAP TA VERME ÇÜNKÜ CEM YILMAZINDA DEDİĞİ GİBİ ''ANLAMA...
Fethullah Gülen ve İsrail’in Otoritesi
HASEDİNDEN ÇATIR ÇATIR ÇATLIYON KARDEŞİM BEN BUNA ÜZÜLÜYORUM BEKLİYOLARKİ FETULLAH GÜLEN Bİ HATA ...