Son günlerin en önemli olaylarından biri 3 Ocak 2008 tarihinde Diyarbakır’da meydana gelen patlamadır.Yedi kişinin ölümüyle sonuçlanan bu olay 2008 yılının ilk günlerinde terörü yine gündemin ilk sıralarına taşımıştır.Böyle durumlarda siyasetçilerin açıklamaları, komutanların açıklamaları medya aracılığıyla bizlere yansır.Genellikle açıklamalar hep aynı lafların tekrarlanması olur.Birliğimizi kimse bozamaz, terörün kökünü kazıyacağız, terör örgütü dağılma sürecine girdi bunlar son çırpınışları, terörle mücadeleden geri adım atmayacağız tarzında açıklamalar olur.Terörün günlük yaşamın bir parçası haline gelmesi sonucu artık bu tarz olaylar bizleri hiç şaşırtmıyor.Yetkililerin açıklamalarında yıllardır farklı bir şey duymuyoruz.Terörde bir azalma yok, yetkililerin açıklamalarında bir değişiklik yok, yıllardır aynı kelimeler farklı kişilerin ağzından çıkıyor.
Terör azalmıyor ama terörün mağdurları her geçen gün artıyor.Devlet yetkililerin her olay sonrasında kararlılıklarından bahsetmeleri kandırmacadan başka bir anlama gelmiyor.
Diyarbakır’da yaşanan olay sonrasında da benzer açıklamalar geldi.Kararlılık, birlik mesajları verildi.Teröre karşı tek yürek olduğumuz söylendi.Başbakan Erdoğan’ın olaydan sonra ilk açıklaması “terörle mücadelemiz devam edecek” şeklinde oldu.Çok kararlı bir şekilde konuşuyordu.
Aklıma 9 Kasım 2005 tarihinde meydana gelen, devletin rütbeli askerlerinin halkın üzerine bomba atarken suçüstü yakalandığı Şemdinli Olayları olarak bilinen olay geldi.O dönemde başbakan olan Recep Tayyip Erdoğan “kimse bizden kayırmacılık beklemesin” diyerek olayın üzerine gideceklerine dair kararlılığını belirtmişti.Ne yazık ki söyledikleri sadece lafta kaldı, AKP hükümeti tek başına iktidar olarak çok iyi başladı ama Şemdinli Olayları ile beraber kendini askeri bürokratik oligarşiye teslim etti.
Başbakan ve diğer hükümet üyelerinin Şemdinli’de yaşanan skandalın hemen ardından olayın arkasında kim olursa olsun hesap verecektir demelerine rağmen hiçbir şey yapılmadı.Görevini yapmaya çalışan bir savcının görevden alınması dışında kimseye dokunulmadı.Olaya karıştığı iddia edilen iki askerin tutuklanması, suça bulaşan devlet görevlilerinin bedelini ödeyeceğine dair bir umut olmuştu ama sonra bu askerlerin tahliye edilmesi, görevlerine dönmesi AKP hükümetinin terörü bitirmek adına yetersiz olduğunun en önemli kanıtı olmuştur.
Başbakan Erdoğan’ın her fırsatta DTP’li vekillere terörle aranıza bir mesafe koyun demesine rağmen Şemdinli’de yaşananlar karşısında haktan hukuktan yana tavır alamaması her şeyi özetliyor.Eğer birilerinin şiddete tepki vermesini bekliyorsak, bizler de üzerimize düşeni yapmak zorundayız.Başbakan DTP’li vekilleri PKK konusunda sürekli eleştirirken kendi sorumluluklarını unutuyor ya da unutturmaya çalışıyor.
Şiddetin her türlüsüne karşıyız diyen Erdoğan, Şemdinli sanıklarının elini kolunu sallayarak aramızda dolaşması karşısında neden sessiz acaba?
Uğur Kaymaz’ı öldüren polislerin tekrar görevlerine dönmesi konusunda neden sessiz?
Kendi başbakanlığı zamanında yaşanan bu skandalların birinci dereceden sorumlularının hiçbir şey olmamış gibi görevlerine devam etmesine neden ses çıkarmıyor?
Kendini muhafazakar demokrat olarak tanımlayan Recep Tayip Erdoğan hukukun, insan haklarının ayaklar altına alındığı bu olaylar karşısında takındığı tavır ile demokrat olmadığını kanıtlamıştır.Bir insan muhafazakar olabilir, solcu, sağcı ya da başka bir kimliğe sahip olabilir.Demokrat olabilmek için şartlar ne olursa olsun hukuktan yana olabilmek, başka kimliklerin de haklarına saygı duyabilmek gerekir.
Başbakanın muhafazakarlığına sözümüz yok, ancak özgürlük anlayışı imam hatip ve başörtüsü arasında sıkışan, toplumun diğer kesimlerini dikkate almayan bir kişinin bu ülkede gerçek anlamda demokrasi ve özgürlük ortamı oluşturabileceğine de inanmıyorum.
AKP hükümeti binlerce kilometre duble yol yapabilir, binlerce insanın istihdam edilebileceği dev tesisler yapabilir ancak bunlar bu ülkede huzuru sağlamak için yeterli olmayacaktır.Şiddetin olduğu, demokrasinin hissedilmediği bu topraklarda ekonomik kalkınma huzur getirmeyecektir.
Şiddetin her türlüsüne karşıyım diyenler Şemdinli’de yaşanana suskun kalarak ikiyüzlülüklerini göstermişlerdir. Bu anlayışla siyaset yapanların terörü bitireceklerine inanmıyorum.Seçimle iktidara gelip kendini başka güçlere teslim edenleri tarih affetmeyecektir.Olan devlet yetkililerinin bu açıklamalarıyla umutlanıp terörün biteceğini sanan bizlere olacaktır.





Yazarlar
Twitter
Del.icio.us
Reddit
StumbleUpon
Yahoo
Technorati
Googlize this
Facebook









Hüseyin Kalaycı: “Kürt Sorunu Bir Milliyetçilik Sorunudur”
Anlamak isteyenler için ders niteliğinde bir röportaj olmuş, ancak anlamamakta direnen bu milyonl...
Fethullah Gülen ve İsrail’in Otoritesi
YZMAYAYIM DİYORUM AMA DURAMADIM KURANDAN AYETLERLE ÖRNEK VERMİŞSSİN AYETLERE BİŞE DİYCEK HALİMİZ...
Fethullah Gülen ve İsrail’in Otoritesi
ONLARA YAZMA SEN GÜZEL CEVAPLAMISSIN AMA CEVAP TA VERME ÇÜNKÜ CEM YILMAZINDA DEDİĞİ GİBİ ''ANLAMA...
Fethullah Gülen ve İsrail’in Otoritesi
HASEDİNDEN ÇATIR ÇATIR ÇATLIYON KARDEŞİM BEN BUNA ÜZÜLÜYORUM BEKLİYOLARKİ FETULLAH GÜLEN Bİ HATA ...