Türkiye 28 şubat süreci sonrasında toplum vicdanında kabul görmeyen uygulamaları hayata geçirmiş bir ülke. Sekiz yıllık kesintisiz eğitim sonucu meslek liselerine darbe vurulmuş, Kuran kursları yok olma durumuna gelmiştir.Kuşkusuz bu uygulamaların en önemlilerinden biri üniversitelerde uygulanmaya başlanan başörtüsü yasağı olmuştur. Toplum tarafından hiçbir zaman sorun olarak görülmemiş olan başörtüsü yasakçı zihniyet tarafından sakıncalı bulunmuş, üniversiteler inandığı gibi yaşamak, giyinmek isteyen öğrencilere kapatılmıştır.
Yıllardır süren bu yasak birçok genç insanı ülkelerinden soğutmaktadır.İmkanı olanlar çareyi yurtdışında eğitim almakta bulmaktalar, ancak imkan sahibi olmayanlar ise eğitimine devam edememekteler. Toplumun büyük çoğunluğu tarafından sorun olarak görülmeyen örtü bazı kesimler tarafından sorun olarak değerlendirilmiştir. Yasağın savunucuları aslında başörtüsüne karşı olmadıklarını, yasaklananın başörtüsü değil de türban olduğunu iddia etmekteler.
Bu Laikçi kesim köylerde tarlalarda çalışan kadınlarında başlarını örttüğünü söylemekte ve buna karşı değiliz demekteler. Ancak onlara göre üniversite kapısına gelen bir kız öğrencinin başındaki örtü türban olmakta. Bunun nedeni olarak da hepsinin tek bir şekilde örtündüğünü ve bu örtünün de siyasal bir simge haline gelen türban olduğunu iddia etmekteler.
Nedir türban ile başörtüsü arasındaki fark?
Aslında tarlada çalışan emekçi kadın ile üniversiteden içeri alınmayan genç kız arasında bir fark yok. Bu yasakçı zihniyete göre sorun örtülü insanların hadlerini aşmasıdır. Çünkü bu Laikçi yasakçı kesime göre onlar her zaman tarlalarda çalışmalı evlere gündelikçi kadın olarak gelmelidirler. Onlar inandığı gibi yaşamak isteyerek zaten bir hata yapmışlardır. Ancak onlar doktor, öğretmen, mühendis, avukat olmak istemekte laik devlet yapısına zarar vermekteler.Bu ülke için büyük bir tehlikedir ve her yurttaş bunu önlemek için elinden geleni yapmalıdır.
Toplumun neredeyse bütün kesimleri başörtüsü meselesinde özgürlükten yanayken, başı kapalı olanla açık olan arasında bugüne kadar hiçbir sıkıntı yaşanmamışken, kamusal alan bahaneleri uydurularak bu insanlara karşı haktan hukuktan uzak bir uygulama yapılmaktadır.Laiklik bahaneleri ile insanların inancına müdahale eden zihniyet kendileri gibi olmayan bu insanları ülkenin önemli mevkilerinde görmekten rahatsızlık duymaktadır. Yasaktan yana olanlar kendilerini bu insanların yerine koyup öyle düşünmelidirler.
Yasağın savunucuları Laiklik ilkesinin gereği olarak kamusal alanda örtünün olamayacağını dinsel simgelerin kamusal alana taşınmasının laiklik için tehdit olduğunu iddia etmekteler. Aynı çevreler cumhurbaşkanlığı seçimi sırasında da örtülü birinin (onlar türban der) Çankaya Köşkü’nde bulunmasının Laik ülke için kabul edilemez olduğunu söylemişlerdir.
Çünkü orası kamusal alandır ve kamusal alanda dini kıyafetler kabul edilemez. Ancak bu çevreler nedense papanın Türkiye ziyareti sırasında Çankaya Köşkü’ne tamamen Hıristiyanlığı simgeleyen kıyafetlerle girmesine ses çıkarmamışlardır.
Bu tutarsız yaklaşım da meselenin bu yasakçı zihniyet açısından Laiklik, dinsel simgeler olmadığını, sorunlarının sadece İslam olduğunu kanıtlamaktadır.





Yazarlar
Twitter
Del.icio.us
Reddit
StumbleUpon
Yahoo
Technorati
Googlize this
Facebook









Hüseyin Kalaycı: “Kürt Sorunu Bir Milliyetçilik Sorunudur”
Anlamak isteyenler için ders niteliğinde bir röportaj olmuş, ancak anlamamakta direnen bu milyonl...
Fethullah Gülen ve İsrail’in Otoritesi
YZMAYAYIM DİYORUM AMA DURAMADIM KURANDAN AYETLERLE ÖRNEK VERMİŞSSİN AYETLERE BİŞE DİYCEK HALİMİZ...
Fethullah Gülen ve İsrail’in Otoritesi
ONLARA YAZMA SEN GÜZEL CEVAPLAMISSIN AMA CEVAP TA VERME ÇÜNKÜ CEM YILMAZINDA DEDİĞİ GİBİ ''ANLAMA...
Fethullah Gülen ve İsrail’in Otoritesi
HASEDİNDEN ÇATIR ÇATIR ÇATLIYON KARDEŞİM BEN BUNA ÜZÜLÜYORUM BEKLİYOLARKİ FETULLAH GÜLEN Bİ HATA ...