Tavsiye Kitap

kapak-makam-makam-cicegi-ve-bulbul

Kritize Yazarları

İshak Koçer

 Yazarın toplam 43 yazısı bulunuyor. Tüm yazılarını görmek için tıklayın. Tüm Yazıları (43)

Facebook Sayfamız

Sponsor Reklam

smaller text tool iconmedium text tool iconlarger text tool icon

ishak-kocerAvrupa Birliği 1985 yılından itibaren her yıl bir şehri Avrupa Kültür Başkenti seçmektedir. Kültür başkenti olarak seçilen şehirler uluslararası toplumda daha fazla tanınma şansı buluyor ve kendi kültürlerine ait özellikleri dünyaya tanıtma imkanı buluyorlar. Bunun bizi ilgilendiren yönü ise, İstanbul'un 2010 yılı için Almanya'nın Essen ve Macaristan'ın Pecs şehirleri ile birlikte Avrupa Kültür Başkenti seçilmesidir.

Bugüne kadar Avrupa Kültür Başkenti olarak seçilen şehirlerden İstanbul'un bir eksiği yok, hatta fazlası bile var diyebiliriz. Bizans ve Osmanlı gibi iki büyük medeniyete başkentlik yapmış, yüzlerce yılın tarihi, kültürel mirasını kendinde barındıran İstanbul'un dünyada daha fazla tanınması sevindirici bir gelişme olacaktır.
2010'a bir yıl kaldı ve İstanbul için çalışmalar hızlandı. Sloganı "Sahne senin İstanbul" olan bir tanıtım kampanyası yapılıyor, bu kampanya çerçevesinde son günlerde ekranlarda reklamlar yayınlanıyor. "Vatan haini" olmanın sorumluluğu gereğince buna da bir kulp bulmam gerekiyordu.

Sürekli ekranlarda dönen reklamlarda sesledirmeyi Haluk Bilginer yapıyor ve "İstanbul'u İstanbul yapan herkese teşekkürler" diyor. Benimde kafama takılan bu cümle oldu, İstanbul'u İstanbul yapanlara teşekkür ediyoruz ancak yapılması gereken bu mudur?

Reklamlarda Morris, Kirkor gibi karakterler var, bu karakterler benim aklıma İstanbul'un İstanbul olmasında büyük katkısı olan Rum halkını ve onların bu ülkeden kaçmasına sebep olan olayları getirdi. İlk olarak aklıma Varlık Vergisi adlı uygulama geldi.

1942 yılında savaş koşullarında elde edilen yüksek kazancı vergilendirmek isteyen zamanın hükümeti Varlık Vergisi adı altında bir vergi toplamaya başlar. Bu vergi ile ilgili zamanın başbakanı Şükrü Saraçoğlu şunları söyler: "Bu kanun aynı zamanda bir devrim kanunudur. Bize ekonomik bağımsızlığımızı kazandıracak bir fırsat karşısındayız. Piyasamıza egemen olan yabancıları böylece ortadan kaldırarak, Türk piyasasını Türklerin eline vereceğiz."

TBMM'nin tartışmasız kabul ettiği bu kanun ile toplanan vergilerin çok büyük çoğunluğu gayrimüslim vatandaşlardan toplanır. Gayrimüslimlere ait birçok mülk el değiştirir ve mülklerin yeni sahipleri müslüman Türk vatandaşlar olur. Şükrü Saraçoğlu'nun  dediği gibi Türk piyasası Türklerin eline geçer.

6-7 Eylül 1955 tarihinde ise 6-7 Eylül Olayları olarak bilinen olaylar yaşanır. Atatürk'ün doğduğu eve bomba atıldı şeklindeki yalan haber sonucu çıkan olaylarda cumhuriyet tarihinin en büyük yağmalama eylemleri gerçekleştirilir.  Önce devlet radyosu Atatürk'ün evinin bombalandığını duyurur, ardından İstanbul Ekspres gazetesi akşam baskısıyla "atamızın evi hasar gördü" şeklinde haber yaparak olayların fitilini ateşlerler. Sonrasında Rum, Ermeni ve Yahudi vatandaşlara ait ev, işyeri ve ibadethanelere saldırılar düzenlenir. Öyle ki hızını alamayan saldırganların bazı Türk evlerine bile saldırdığı olmuştur. Başka şehirlerden planlı bir şekilde İstanbul'a getirilenlerin iki gün boyunca yaptığı saldırılara güvenlik güçleri müdahale etmekte gecikir. Yaşanan olaylar sonucunda birçok Rum ülkeyi terkeder. Geride bıraktıkları servetleri ise egemenlerin istediği gibi Türk kökenlilerin eline geçer.

1935 yılında yapılan nüfus sayımında Rumların Türkiye nüfusuna oranı %2 civarındayken, bu rakam 1945'te %1,50, 1955'te %1 civarına düşer. 1920'li yıllarda İstanbul'da yaşayan Rum sayısı 150.000 civarında bir rakamken, bugün İstanbul'da ancak birkaç bin Rum vatandaş yaşamaktadır.

Bugün bir reklam filmiyle Rum halkına kendimizi affettirmemiz mümkün değildir. Onlara teşekkür etmek yerine özür dilemeliyiz. Ama bırakın özür dilemeyi, bugün dahi bir bakan çıkıp Ermeniler'in, Rumlar'ın bu ülkeden kaçarcasına gitmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirebiliyor. Zulüm kendisine yönelmediği sürece ses vermekten uzak toplum ise Rum ve diğer azınlıkların yaşadıkları acıları maalesef hissedemiyor, Rum, Ermeni gibi kelimeleri küfür gibi algıladığı sürece maalesef hissedemeyecektir.

 


Bu Yazıyı Paylaş!

Facebook! Reddit! Del.icio.us! Google! Live! Technorati! StumbleUpon! Twitter! TwitThis
Yorumlar (0)
Yorum yaz
Your Contact Details:
Yorumlar:
Security
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.