Derin Düşünce

teror_gg

Tavsiye Kitap

kapak-makam-makam-cicegi-ve-bulbul

Kritize Yazarları

İbrahim N. Ayyıldız

 Yazarın toplam 9 yazısı bulunuyor. Tüm yazılarını görmek için tıklayın. Tüm Yazıları (9)

Facebook Sayfamız

Sponsor Reklam

smaller text tool iconmedium text tool iconlarger text tool icon

ibrahimayyildizİlk olarak, anti-pozitivist ya da relativist anlayışın/tasavvurun bir sonucu, doğrunun birden fazla olduğu, dolayısıyla kullanılan yöntem her ne olursa olsun ortaya çıkan sonucun bir kesinlik taşıyamayacağı, olsa olsa bir eğilimi ifade edebileceğidir. Bunun yanında, bir diğer sonuç da, tek tek her bireyin sahip olduğu fikirleri/tezleri, işte bu “kesinsizlik” durumu nedeniyle serbestçe ifade edebileceğidir. Yani, hakikat kimsenin tekelinde olmadığına ve tek bir doğru ve onun da tek bir yöntemi olmadığına göre, hiç kimse bir diğerinin sahip olduğu fikir, tez ya da değer yargılarının engellenmesini isteyemez ya da daha doğru bir ifadeyle kamu otoritesini ya da diğer bireyleri, bu fikir, tez ya da değer yargılarının ifade edilmesini engellemeye davet edemez. Anti-pozitivizmin bir diğer sonucu da, doğru bilgiye ulaşma yöntemlerinin hem birbirlerine üstün tutulamayacağı, hem de, bu arayışta kullanılan yöntemlerin ve araştırıcıların değerlerden tamamen bağımsız olamayacağı, her yöntem ve araştırmanın –ister fen bilimleri olsun, ister sosyal bilimler- belli ölçülerde değer yargılarına taraf olacağı, dolayısıyla “objektif”liğin mümkün olmayacağıdır.

Yazının konusu olan Avatar filmi de bir felsefi arka planı esas almış ve bu arka plan ışığında esas aldığı zihniyetin savlarını işlemeye çalışmıştır. Yukarıdaki girizgâhın yapılmasındaki amaç, filmin neden belli bir düşünceyi esas aldığının değil –ki belirttiğimiz gibi bunu yapmaması zaten mümkün değildir- bu düşüncenin aksi bir perspektiften değerlendirilmesidir.

Ancak, elbette ki anti-pozitivist tavır, bir değer nihilizmi anlamına da gelmemektedir. Burada tüm değer yargılarını eşit saymaktan ziyade onların yöntemlerine ilişkin yargılar verilir. Dolayısıyla burada bireyler, bazı yargıların daha üstün olduğunu kabul edebilir, bunu yansıtan eylemlerde bulunabilir. Bu nedenle ilk olarak filmin sahip olduğu felsefi temeli eleştirip sonra da yöntemine değinebiliriz.

Filmin ilk göze çarpan özelliği ilkel toplumun sahip olduğu duruma ilişkindir. Öyle ki bu toplumda, yaratıklar* fiziksel olarak daha güçlü, mutlu, ayrıca doğayla bütünleşmiş ve onunla barışıktır. Bunun yanında doğayla yazılı olmayan bir sözleşme yapılmış ve bir düzen kurulmuştur. Öyle ki, bir av sonrası, avladığı hayvanın başına giderek ona şefkat gösteren bir canlıdır örnek modelimiz...

İkinci olarak, insanlığın değerli madenler ve ekonomik gelişmişlik uğruna Dünya’yı mahvederek, başka gezegenlerde keşfedilen madenlerin peşine düşmeleri ve o madenleri elde edebilmek için yerli insanları öldürmelerine değinilmiş.

Peki, ilkel duruma ilişkin bu tasavvur ne kadar doğrudur. Kestirmeden gidip Rothbard’ın, Karl Polanyi’nin The Great Transformation (Büyük Dönüşüm) adlı kitabını eleştirdiği makaleye1 kulak verirsek galiba sorumuzun cevabı büyük ölçüde verilmiş olacaktır.

İlk olarak, Polanyi’ye göre ilkel kabileler sözde daha iç-güdüsel davrandığı için daha “doğal”dır. Bu Rousseau’nun ve diğer birçok sol eğilimli kimsenin görüşüdür: İnsan “doğası gereği” iyidir, fakat yarattığı kurumlar tarafından yozlaştırılır. Bu yaklaşım esas itibarıyla insan karşıtıdır çünkü hayvanlar içgüdülerle doğarlar ve bunlarda hisler tarafından belirlenir. Oysa insan, aklını ve hür iradesini kullanarak çevresini değiştirebilir.2

Medeniyet, insanın aklını kullanmak suretiyle çevresine hâkim olan tabiat kanunlarını keşfetmesinin ve bu kanunları çevresini kendi ihtiyaç ve arzularına uyacak şekilde değiştirmesinin kaydıdır. Bu yüzden ilkele tapınma, zorunlu olarak akla saldırının sonucudur.avatar

Ve devam eder Rothbard: “İnsan karşıtı doktrin, daha sonra, bu cahil, vahşi, korku esiri ilkelleri insan cinsinin ve medeniyetin en parlak eserlerinin 2000 yıllık tarihinin mirasçıları olan bizim hayatlarımızı modellendirirken esas almamız gereken insanlar olarak takdim eder” demektedir. Dolayısıyla, “eğer hâlihazırdaki bir kabilede hiç özel mülkiyet yoksa veya bu kabile ayrımsız cinsel karışıklık içinde yaşıyorsa, bu, tek başına, bizim onların yaptığının tersini yapmamız için yeterli sebep olmalıdır.”3

İster Polanyi’nin, ister diğer romantiklerin (ve tabi özellikle sosyalistlerin –ki Trocky’nin “komünist insan”ın ve dolayısıyla “ilkel” insanın özelliklerine ilişkin varsayımları), isterse de somut örneğimizdeki Avatar filminin ilkel yaşama ilişkin tasavvurları her ne kadar bir “yeryüzü cenneti” tadında olsa da, biz ilkel yaşamın tam da Hobbes’un tasvir ettiği gibi korku, dehşet, açlık, güvensizlik, sefalet vs. içerisinde, “nahoş, kaba ve kısa4 olduğunu biliyoruz. Tarih ve çevre tarafından mutlak bir kölelik söz konusudur. Eğer ağaç meyve verirse toplanıp yenilebilir, ancak eğer ağaç bir yıl meyve vermezse o zaman bu “yeryüzü cenneti”nin ne hale gelebileceğini tahmin etmek zor olmasa gerek.

Ayrıca Rothbard’ın isabetle belirttiği gibi ilkel toplumlarda kast sistemi vardır ve nüfus artışı sistem içinde “eritilemediği” için yeni gelenler sürekli olarak bir “sorun”du. Rothbard bunun için Sparta örneğini verir. Buna göre Spartalılar yeni doğan çocuklarını “dayanıklılık testi”ne tabi tutmakta ve onları ormana bırakmaktaydılar. Bundaki amaç, dayanıklılığını ispatlayanların topluma katılması ve böylece bir hayat tarzı olan “açlık hali”ni kaldırabilecek bireylerin yetiştirmesidir.

Sonuç olarak “modern ilkel hayat” bir tarihsel gerçeklik değil, tıpkı Eski Yunan’nın aslında hiç de yeni olmayıp bir tarih yazımından ibaret olması gibi kurgusaldır. Genel olarak entelektüel dünya, özel olarak örneğimizdeki sinema dünyasının sahip olduğu anti-kapitalist zihniyet ve bu zihniyet üzerinden oluşturduğu “öcü kapitalizm” imajı, aksi yöndeki pek çok bulguya ve araştırmaya rağmen sürekli egemen ve istikrarlı bir hal kazanmış görünüyor. Öyle ki anti-kapitalist bir sav ortaya atıldıktan sonra akıllara gelen ya da lütuf edilip tartışılan, onun gerçekten doğru olup olmadığı değil bu sorgulamanın es geçilmesiyle arta kalan birkaç zırva olmaktadır. Yani anti-kapitalist savlar otomatikman “su yüz derecede kaynar” gibi genel geçer bir nitelik kazanmaktadır.

Avatar’ın ilginç bir özelliği de mistik olana ilişkin sahip olduğu “aşırı” vurguydu. Buna göre, toplumsal hayatı düzenleyen ve kullarına sürekli nimetler ihsan eden, onları kötülüklerden koruyan bir mistik güç vardır. Hâlbuki ilkel bir toplumda Tanrı’yı var eden “nimet”ler değil, sebebi bilinmeyen –çoğu kez- doğa olayları ve yaşam zorluklarıdır. İnsanların bir “nimet” sonucu tanrı inancına sahip olmaları için önce filmin gözümüze soktuğu ilkel hayatın “aşılması” gerekti. Yani gök gürültüsünü Tanrı’nın bir gazabı olarak düşünen “ilkel”den, açlık ve güvenlik ihtiyacından kısmen kurtulduğu için kendisini sosyal ve siyasal ilişkilere daha fazla veren, bu arada da dinini daha kültürel yaşayan “insan”a geçiş, esas olarak filmin oluşturmaya çalıştığı “ilkelliğin yeryüzü cenneti”nden kopuşla mümkün oldu.

Ancak filmin mistik olana ilişkin bu ısrarlı vurgusunda biraz da “günah çıkarma” düşüncesi vardır. Nasıl ki sol, Sovyet Rusya’nın çöküşü sonrası “demokratlık” vurgusuyla ‘zaten biz kaybetmedik önemli olan zaten demokrat olmak’ diyerek Marksist tarih anlayışının hezimetinden kendini sıyırmaya çalışmışsa, yine sol, modern tasavvurundaki sekülerleşme ve “Tanrı’nın öldüğü” savlarının tarihsel olarak çökmesiyle post-modernizme sarılmış ve kültür ve dine ilişkin düşüncelerini değiştirmeye, “revize” etmeye başlamıştır.

Son olarak bilhassa Hollywood’un bir klasik haline getirdiği “kurtulma” yöntemleri de Avatar’da kendisine yer edinmiş. Öyle ki bu filmde de, iyilik yapan karakterler yine kötülük yapmaya çalışan karakterler arasından çıkıyor. Yani “ilkel cennet”imizi yıkmaya gelen dünyalı, aslında maden uğruna yıkmaya çalıştıkları bu “ilkel cennet”in ne kadar da huzurlu, mutlu ve uyum içinde yaşanılan bir yer olduğunun farkına vararak, yıkmaya gelen ekip içindeki “aydınlanmış başka dünyalılar”la birleşerek bu “cennet”i kurtarır. Ne kadar da sıra dışı! Sürekli olarak bir “kahraman” bekleme anlayışı olsa olsa cemaatsel bir liderlik anlayışından (mesela Lenin, Stalin, Mao, Che gibi) kaynaklanıyor olsa gerek. Yani biz sıradan insanlar “tehlikenin ve gerçeğin” farkında olmadığımız için sürekli olarak bir kurtarıcıya ihtiyaç duyarız. Zaten bu “cennet”i gören karakterimizin tüm noksanlarından sıyrılıp bir kahraman haline gelmemesi de mümkün değildir. Sonuç olarak bizden ya bu kahramanın bizzat biz olmamız –ki bunun anlamı kendimizi bu kutsal dava uğruna feda etmek ya da onun güdümüne sokmaktır- ya da hâlihazırda olmuş kişilerin hizmetine girmemiz, onların ne kadar zorlu bir mücadele yürüttüklerini takdir etmemiz, onlara destanlar yazmamız beklenir. Kısacası kapitalizm kötüdür ve bu kötünün “aleti” olmuş biz sıradanların gerçeklerin farkına vararak sisteme başkaldırmamız beklenir. Kurtuluşumuzun bu kadar kolay olacağını bilmek ne kadar da rahatlatıcı!

İlk başta da belirttiğim gibi, bir iddia ve savın ne objektif olması ne ideolojilerden bağımsız olması, ne de zaten ulaşılması gereken belir bir mutlak doğruya ulaşması anti-pozitivist bir bakıştan beklenmez. Belirtildiği üzere bu filmin eleştirilmesi de zaten ideolojik yaklaşılması değil daha ziyade “kör parmağım gözüne” bir yöntemle verilmiş olmasıydı. Hatta film için gereken teknolojinin on bir yıl beklenmiş olması da düşünülürse filmin felsefesinin ne kadar amatörce verildiği daha rahat anlaşılabilir. Ya da anti-kapitalist tasavvur artık ancak bu kadarına kadir olabiliyor dersek daha doğru olur zannımca.

___________________________

* Yaratıklar kelimesi genelde pejoratif anlamında kullanılsa da burada bir varlık anlamında kullanılmıştır. Çünkü zaten "avatar" denilen de, “insan”la bu gezegende yaşayan insan benzeri canlının genetik sentezidir.
1) Murray N. Rothbard, “Karl Polanyi’nin İlkelliğe Övgüsü”, Liberal Düşünce, s. 137-148, Ankara, 2006.
2) A.g.m., s. 138.
3) A.g.m., s. 138.
4) A.g.m., s. 139.



Bu Yazıyı Paylaş!

Facebook! Reddit! Del.icio.us! Google! Live! Technorati! StumbleUpon! Twitter! TwitThis
Yorumlar (0)
Yorum yaz
Your Contact Details:
Yorumlar:
Security
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.