Ey Hukuk! Söyle Bana Nerdesin?
Yazan Özkan Genç   
Salı, 19 Ağustos 2008
(Bu bir sosyalizm eleştirisidir.)

       Hukuk kavramı her yüzyılda öneme matuf bir ibare olarak hayatını idame ettirmiştir. Ve insanlık tarihi vücud bulmaya devam ettiği sürece de hayatta kalmaya devam edecektir. Lakin bu mefhumu ahmakça bir özgürlüğün ve sahte bir hayırseverlik anlayışının hükümferma olduğu zihinlerde ve o zihinlerin emrindeki ellerde insanlığın kalbine doğru uzatılmış alçak bir suç aleti hüviyetine bürünmesi ihtimalini nazarlardan uzak tutamayız. Bu korkunç ihtimal dün olduğu gibi bugün de vardır. Yarın da olacaktır. İşte bu yüzden çağımızda hukukun tabiri caizse kendisine harakiri yaptığına şahit olmamak için Bastiat'nın Hukuk' una müracaat etmek gayet liyakatli bir tercih olacaktır.

      Bastiat hukuk adlı eserinde insanı insan yapan değerleri şöyle sıralamaktadır. Bunlar; ferdiyet, özgürlük ve mülkiyettir. Ve bunlar bize tanrının bir lütfudur. Hatta hukuk bu değerlerin varlığını muhafaza için tanzim edilmiş bir yasalar manzumesidir. Ya da Bastiat'nın tanımıyla hukuk bireyin meşru savunma hakkının kolektif organizasyonudur. O halde bu tanımdan çıkarılabilecek en somut netice şudur. Kolektif bir hakkın meşruiyet nedeni bireysel bir hakka dayanmış olmasıdır. Peki ya bu meşruiyet zemini ferdi önceleyen bir perspektiften kollektivist bir anlayışa doğru bir dönüşüme maruz kalırsa hukuk kavramı bundan nasıl etkilenecektir? Cevap gayet basittir. Hukuk yozlaşacaktır. Yani Bastiat'nın tabiriyle "hukuk yağmacılığı önleme işlevini yağmalama hakkına dönüştürürken meşru savunma hakkını da savunma suçu haline getirmiştir." Bu akıllara zarar yozlaşmanın müsebbibi ise insanı sürekli olarak ihtiyaçlarını en az gayret ve zahmetle elde etmeye iten ilkel evrensel ve bastırılması zor bir içgüdüdür. İşte bu sürecin akabinde artık hukuk adaletsizliğin yenilmez silahı haline gelecektir. Ve mevcut durum daha çetrefil bir yapıya dönüşecektir. Yani soygun bir müddet sonra daha da yaygınlaşacaktır. Bu durum karşısında soyulan sınıfların önünde iki seçenek vardır. Ya yasal soygunu durdurmak yada ona ortak olmak!
 
    "Hukukun soygun aracı haline dönüştürülmesi insanlık tarihinin şahit olduğu en menfur yozlaşmadır" diyen Bastiat, bu cümlenin hemen akabinde vicdanlardaki adalet ve adaletsizlik ayrımının yok olmasından da bahseder. Ki bu son derece önemli bir tespittir. Hukuk kavramı hele bir kere soygun aracı haline dönüştürülmeye görsün onunla kurbiyet kesbeden adalet kavramı insanoğlunun vicdanında kurmuş olduğu saltanatından derhal hal edilir. Ve artık adalet ile adaletsizliği birbirinden ayırmak imkansızdır. Çünkü artık onları vicdanlarda bir mihenge vuracak ne bir ölçü ne de başka bir şey kalmıştır… Yani terazi kırılmıştır.
 
    Soygun yasaldır. Dolayısıyla bu yağmaya herkesin katılmaya hiç şüphesiz hakkı vardır. İhtiraslı ve bir o kadar erdemsiz ses yığınları gök kubbede dolaşırken yeryüzünde sınıfsal çıkarların kavgaları yapılır. Ve o ahlaksızcasına teklifler ademoğularının yüzlerine çarparak eko yapar. Ve herkes kendi sınıfsal çıkarları için en iyi hırsız olabilmenin peşindedir. Hatta durumlarından şikayetçi olan yoksul sınıfta bu yarışın içerisine girer. "Ve biz de kendi sınıfsal çıkarımız için muhtaçlar yasası talep edeceğiz. Diyen bu sınıfa Bastiat'nın ironik bir cevabı vardır. "Yoksula bu kadarcık soygun çok görülmemelidir."
 
    Hırsızlık adi bir suç örneği olarak adaletin tesis edildiği beldelerde zuhur ederse faili bulup cezalandırmanın gayet basit yöntemleri mevcuttur. Peki ya hırsızlığın bir toplumu yasalarla inhisarına alıp bir düzen (zıddıyla müsemma) teşkil etmesi durumunda yapılması gereken şey nedir? İşte bu soru gerçekten zor bir sorudur. Çünkü birinci örnekteki hırsız polisten fellik fellik kaçmaktadır. Ve yakalanma korkusuyla izbe yerlerde düşer kalkar. Halbuki ikinci örnekteki hırsız mahkeme salonunda, yüksekçe bir kürsünün ortasında, adalet mülkün temelidir. Yazısının altında bir hakim cübbesi giymiştir.
 
    Bastiat yasal soygunun olmadığı durumu adalet, barış, düzen, istikrar, ahenk ve mantığın prensibi olarak görür. Ve hayatını bu prensip uğruna vakfeder. Onun bu özelliği en çarpıcı bir şekilde şu sözlerinde açıkça görülür;
 
    Ölünceye kadar ciğerlerimin gücü yettiği sürece bu prensibi haykıracağım! (Ancak ne yazık ki şu anda çok zayıf durumdalar.)
 
Evet Bastiat hala haykırmaktadır. Ama bu ses verem denen o meş'um illetle muazzeb olmuş ciğerlerinden değil hukuk adlı eserinin sayfalarından gelmektedir.
 
   Hukukun vazife-i asliyesi aşağıda Bastiat'nın hukuk için yapmış olduğu tanımda ve bu tanımın çıkarımları sonucunda son derece aşikardır;
 
    Hukuk örgütlenmiş adalet demektir. Madem ki hukukun güç kullanarak organize edebileceği tek şey adalettir. O halde işgücü, sosyal yardım, tarım, ticaret, endüstri, eğitim, sanat ve din gibi insan faaliyetlerini organize etmeye yönelik güç kullanma düşüncesini meşrulaştırmak mümkün değildir. Bu faaliyetlerden herhangi birinin yasayla düzenlenmesi ve örgütlenmesi zorunlu olarak temel örgütün yani adaletin tahrip edilmesine yol açar. Adalete karşı kullanılmadığı sürece "güç"ün vatandaşların özgürlüklerine karşı kullanılması, yani kendi asli amacına ters düşmesi mümkün değildir.
 
    Hukukun asli vazifesini kör gözlere gösteren bu denli bir tasvir, Bastiat'nın yine kendisinin aşağıda yapacağı eklemelerle kemale ulaşacaktır.
 
    Bir dostumun da belirttiği gibi hukukun negatif olma özelliği o kadar açıktır ki, "hukukun amacı adaletin hükümranlığını sağlamaktır" ifadesi yanlıştır onun yerine "hukukun amacı adaletsizliğin hükümran olmasını önlemektir." İfadesini kullanmak gerekir. Kendiliğinden var olan adalet değil adaletsizliktir. Adalet ancak adaletsizlik yoksa gerçekleşebilir.
 
    Bireyi gübre gibi gören sosyalizm (yağma düzeni) ise Bastiat'nın hukuk ile ilgili bu yaklaşımına şiddetle karşı çıkar. Çünkü ona göre insan güdülmeye layık bir öküzdür. Bu öküzün ne kadar saman yiyeceğini ne zaman su içeceğini hangi ahırda kalacağını tayin edecek bir çoban lazımdır. Öyle ya, öküz oğlu öküzü terbiye edecek bir çoban oğlu çabana ihtiyaç vardır. Evet biz öküzlerin başına çoban olan, bu ali vazifeyi yürüten, o yüksek mevkiye oturmuş ve asla kalkmayı düşünmeyen zat-ı muhteremler bizi bizden korumak için evet, evet, bizi terbiye etmek için hukuk kavramının kıyısına kenarına yardımseverlik, eğitim, ahlak gibi başka kelimeleri yapıştırmaya çalışırlar. Bu ise hukuksuzluğun, adaletsizliğin esaretin ta kendisidir. Örneğin hukuk ile yardımseverlik kelimelerini bir araya getirdiğimiz vakit karşımıza şu soru çıkar; yoksul insanlara kaynak transferinin hukuk eliyle meşrulaştırılması bir yardımseverlik çeşidi midir? Yoksa devlet eliyle yani cebirle, ceberut bir anlayışın bizi "yardımsever" olmaya mecbur bıraktığı bir tür ödev midir? (Ne kadar iğreti bir kelime…)
 
    Sosyalistler insanı edilgen ve kendi menfaatleri noktasında dahi düşünebilme yetisinden uzak bir mahlukat olarak görmüşlerdir. Bu fikriyatın kervanına kimler katılmamıştır ki? Bunlar arasında Fenelon, Büyük Montesquieu, Rousseu, Raynal , Mably, Condillac gibi isimler mevcuttur. Evet akıllı bir kralın yönettiği halk ne kadar da mutludur?
 
    Sosyalistler mühendiscilik oyunundan çok hoşlanırlar. Onlar insanoğluna bakarken bir inşaatın kumunu, çakılını, çimentosunu, demirini, görürler. Bunların hiçbirisi de kendi başına bir anlam ifade etmemektedir. Dolayısıyla bu malzemelerin akil bir mimarın eliyle bütünleşmesi zaruridir. İşte demokratların önderi anlı şanlı Rousseu da böyle düşünmektedir.ona göre insanın varlığı toplumun bir parçası olması sebebiyle kısmi bir varlıktır. Ancak insan kendisini böyle görürse ve toplumun bütüncül bir bakış açısıyla kendisini tamamlamak noktasında bir arzu, bir iştiyak duyarsa normal bir varlık olur. Rousseu'nun böyle düşünmesine mukabil Bastiat'nın aşağıdaki tokat gibi cevabı okunmaya değerdir.
 
    Zavallı insan doğası! Allah korusun, Rousseu'nun yandaşlarına emanet edilseydi, insan haysiyeti ne hale gelirdi hiç düşündünüz mü?
 
    Sosyalistler her daim kendilerine bir takım ulvi sıfatlar yakıştırırken kendilerinin haricindeki insanoğluna bir o kadar zelil, bir o kadar rezil sıfatları layık görürler ve insan onuruna yakışmayacak misaller verirler. Mesela Raynal kanun yapıcılara halkı yönetme konusunda bir takım dersler verirken, insanoğlunu kumla, toprakla, ve en aşağılayıcısı gübre ile bir tutmuştur. Evet biz onların gözlerinde bir tutam gübreyiz unutmayın gübre (.?.) pis kokar…
 
    Raynal'ın bu edep dışı misaline mukabil Mably de kanun koyucuya vicdansızcasına bir ihtar da bulunur. Şöyle ki, Mably vatandaşların rüya alemlerine daldığı anlarda kendilerine gelebilmeleri için ara sıra güçlü tokatlara ihtiyacı olduğuna inanır. Bu ise Mably'nin ne kadar despotik bir yönetimin hayaliyle yanıp tutuştuğunun somut bir kanıtıdır.
 
    İnsanlığı yönetilmeye muhtaç, akıldan yoksun ve hayatıyla ilgili en elzem derecede önemli kararları dahi alamayacak kadar geri zekalı bir mahlukat düzeyine düşüren o büyük insanlar, o bizim küçük tanrıcıklarımız insanlığın yontulması gereken bir takım kötü alışkanlıklarını hiç üşengeçlik göstermeden ve çelişkili bir hayırseverlik anlayışı içerisinde ellerindeki zımparalarla ( yasal yağmayı meşru kılacak her şey…) yontmak için büyük bir iştiyak duyarlar. Ve insanoğlu bu hastalıklı düşüncenin ürünü olarak şimdi de kereste olmuştur. Onlar ise yetenekli birer marangozdur. Veyahut da biz terbiye edilmesi gereken bir tür evcil hayvanızdır. Bizi terbiye etmek için kullandıkları tasmanın adı ise hukuktur. Çünkü hukuk yoluyla özgür iradelerimiz ellerimizden alınmıştır. Artık biz devlet eliyle yardımsever, devlet eliyle eğitimli, devlet eliyle ahlaklı, toplumlarızdır. Tabi ki bu gidişata bastiat'nın bir çift sözü vardır;
 
    Ne kadar saçma! Acaba devletçilik müritleri, özgürlükçü insanların hiç hareket yeteneklerinin olmadığını mı sanırlar? Hukukun, onların yaratıcı enerjilerini arttırmadığını mı düşünürler? Hukukun, becerilerimizi serbestçe kullanabilme hakkımızı koruma işleviyle sırlanmasıyla, onları kullanabilme gücümüzün zayıflayacağını mı sanırlar? Hukukun, bize belli dinlere, derneklere intisap etmeyi, belli eğitim yöntemlerini benimsememizi, işgücünün istihdamını düzenleyen iş mevzuatını, devletin dış ticarete müdahalelerini dayatamaması, bizlerin mutlaka dinsiz, cahil, sefil ve açgözlü kalmasını mı gerektirir? Bazılarının sandığı veya sunduğu gibi hukuki zorlama olmadan da, birbirimizle bir araya gelerek işbirliği yapamaz, talihsiz kardeşlerimize yardım edemez, birbirimizi sevemez, doğanın sırlarını araştıramaz ve nihayet yeteneklerimizi sonuna kadar kullanacak şekilde geliştiremez miyiz?
 
    Basiat'nın bu sitemine katılmamak elde değil. Lakin köleliğe giden yolun büyük bir kısmı kat'edilmişken yani tasmanın ucunu tutan devlet, devletin beyni bay yüce akıl, tasmanın adı hukuk, biz ise adi bir köpek olduğumuz zaman, süreci geriye döndürmek çok zor olacaktır.
 
    İşte bu yüzden yeryüzünde nefes aldığınız müddetçe boynunuza takılan her tasmayı, her yuları pervasızcasına çıkarmaktan korkmayın ve özgürlük suyundan kana kana için…


Bu Sayfayı Sosyal İmleme Mekanınıza Kaydedin!
Digg! Reddit! Del.icio.us! JoomlaVote! Google! Live! Facebook! Slashdot! Netscape! Technorati! StumbleUpon! MySpace! Spurl! Wists! Simpy! Newsvine! Blinklist! Furl! Fark! Blogmarks! Yahoo! Smarking! Netvouz! Mister-Wong! RawSugar! Ma.gnolia! Squidoo! FeedMeLinks! BlinkBits! Tailrank! linkaGoGo! Cannotea! Diigo! Faves! Ask! DZone! Swik! ShoutWire! MyLinkVault! BlogRolling!
Trekbek(0)
feed9 Yorumlar
eleştiri
Ağustos 21, 2008
88.254.73.151
Oylama: -1

dostum buna sosyalizm eleştirisi demişsin ama sen sosyalizmi korkarım sadece din kültürü kitaplarından öğrenmişsin.

"Sosyalistler insanı edilgen ve kendi menfaatleri noktasında dahi düşünebilme yetisinden uzak bir mahlukat olarak görmüşlerdir. Bu fikriyatın kervanına kimler katılmamıştır ki? Bunlar arasında Fenelon, Büyük Montesquieu, Rousseu, Raynal , Mably, Condillac gibi isimler mevcuttur."
insanı birincil etken olarak gören sosyalizme bu yakıştırmayı yapmana mı yanayım, yoksa sosyalizme kanan isimler olarak verdiğin örneklere mi...
ve diğer yanda "sosyalizmin insanlığın yönetilmeye muhtaç"olduğunu söylediğini savlaman var ki, bunu da sanırım milli güvenlik ders kitaplarından okudun...
ve en can alıcısı şu ki; gerçekten sosyalistlerin insanı gübreye denk olarak gördüklerine katılmamak elde değil.
ola ki yaparsın diye ben uyarayım; bir siyasetbilimciye filan bu benim makalem diye götürmeye kalkmayasın, insanı küçük düşürürler mazallah...

umarım bu yorumu "adabsız" bulmazsınız da yazarımız da yazdığı yazının sadece konuyu bilmeyenlerden oluşmayacağını, kimi zaman tereciye tere satma pozisyonuna düşebileceğini farkeder. heyecanla yazılan yazıların, okumadan ve bilmeden yazıldığında komik duruma bile düşülebileceğini görür ve daha dikkatli olur...

Ispik Mispik
Puu Rezil!
Super!
gencozkan
Ağustos 21, 2008
88.226.36.117
Oylama: +0

galiba bir cevap vermem gerekiyor...

öncelikle sosyalizm, birey-devlet ya da birey-toplum karşılaştırmasında bireyi önceliyor diyorsanız (ki diyorsunuz) size verecek hiçbir cevabım yok...

bir diğer mevzu ise; bu yazıyı anladığınız üzere (ya da anlayamadığınız)bastiat'nın hukuk adlı eseri üzerine yazmıştım. ve aslında orada ismi geçen şahısları aynen fransız iktisatçı da alıntılamıştır. ve liberal titizlikle, konu ile ilgili yani bireyi edilgen kılan söylemlere de adı geçen eserinde yer vermiş ve acımasızca da eleştirmiştir.

en son olarak, tavsiyenizle ilgili olarak size teşekkür ederim ancak ben ne yazık ki o gaflette bulundum ve pekçok önemli siyasetbilimcinin de aktif üyesi olduğu liberal düşünce topluluğunun bir yarışmasına bu makaleyle katıldım ve ikinci oldum.

ha bu arada hakaretamiz bir üslup içermiyorsa her eleştiriye varım isterseniz ti'ye alın makara geçin hiç umurumda değil...

Ispik Mispik
Puu Rezil!
Super!
Ahmet İhsan
Ağustos 22, 2008
81.215.49.181
Oylama: +1

sosyalizm eleştirisinden ziyade bastiat'ın bireyci hukuk algısının, klasik kollektivist hukuk algısına nazaran daha geçerli, işlevsel ve özgürlük sağladığını iddia eden (daha doğrusu bu gerçeği tekrar eden) bir çalışma ve gerçekten başarılı da bir çalışma.

ancak gerek bütünsel bir siyasal liberalizm tarifi yapmadığından gerekse sosyalizmi bütüncül bir şekilde eleştirmediğinden makalenin başındaki "bu bir sosyalizm eleştirisidir" tabirini pek yerinde bulmadım açıkçası.

eğer sorun birey-kollektivite zıtlığında sosyalizmin kollektivite uğruna bireyin hak ve özgürlüklerinin kısıtlanmasını meşru bulup bulmadığı yönünde ise reel sosyalizmin tarihine bakarak pek rahat bir şekilde "evet, sosyalist hukuk bireyi edilgen konuma indirir ve bireye yapması ile yapmaması gerekenleri dikta eder" diyebiliriz.

olumsuzlukları reel sosyalizme atıp da aslolan bilimsel sosyalizm'dir demek de bu konuyla ilgili bir çözüm getirmez. çünkü zaten sosyalist hukuk da komünizme geçişte araçsal bir değer içerir. ve sosyalizmde "gaye komünizme geçiş ise gerisi teferruattır" anlayışı vardır. yani bu uğurda şiddet de kullanılabilir, insanlar mallarından da vazgeçmelidir, gerekirse canlarından da. proleterya diktatörlüğünü, burjuvazinin eritilmesini, foyerbah'ın yakılmasını:) nasıl olur da insancıllıkla veya birey haklarıyla bağdaştırabiliriz?

"eleştiri" arkadaşımızın yorumu adapsız değil ama yazara getirdiği eleştirilerde "olması gereken" yok. yani madem yazarın iddiaları gerçeği yansıtmıyor, o halde gerçekleri anlatmak da bunu iddia edene düşer. dolayısıyla "eleştiri" adlı kullanıcıdan yazıdaki iddianın aksini, yani kendisine göre doğru olanı ispatlamak için konuyla ilgili yazısını göndermesini bekleriz:)

Ispik Mispik
Puu Rezil!
Super!
Ahmet İhsan
Ağustos 22, 2008
81.215.49.181
Oylama: +0

hiç şüphesiz kapalı siyasal ve ekonomik sistemler o sistem içerisinde bizzat yaşamayanlar tarafından yalnızca sistem çöktüğünde apaçık bir şekilde anlaşılır. sistem henüz varlığını devam ettirirken ise sadece dışarıya sunulduğu biçimde algılanır dışardakiler tarafından.

bu nedenle kapalı siyasal sistemler "diğerlerinden daha üstün" olduklarını ancak göz boyayıcı imaj ve propaganda teknikleriyle sağlarlar. konuyla ilgili yayla'nın yazmış olduğu yazı:

http://www.haber7.com/haber/20...sey-mi.php

Ispik Mispik
Puu Rezil!
Super!
...
Eylül 08, 2008
88.231.208.6
Oylama: +0

yazının eleştirilerinde dikkatimi çeken bir yer var. ilk eleştirenin sosyalist bir bakış açısıyla eleştirdiğini oysa ikinci yazanın kendi savına liberal düşünür ve liberal bir örgütün verdiği ödülü argüman gösterdiğini görüyoruz.
burada bir karışıklık var. Sosyalizmi liberaller üzerinden eleştirmek doğru olmaz kanımca.
ikincil problem sosyalizmin ne olduğunda. sosyalizm devleti önplanda tutar dersek bu hem yanlış olur. çünkü zaten sosyalizm devletsiz topluma geçiş için bir geçiş dönemi olarak tanımlanır. oysa dediğiniz kamu yararını bireyin yararından üstte tutmak olsaydı bu daha doğru olabilirdi. işte bu da eleştirilerinizi haklı çıkaracak liberal yazar ve liberal düşün örgütlerinin hoşuna gitmeyecektir elbette. aynı şekilde bireyi birincil tutar demek de yanlış olacaktır elbette. bunun yerine insanı birincil özne olarak görür, ancak bunu toplumun kendisinden, diyalektikten ve doğadan ayrı tutmaz demek daha doğru olabilir.
hak ve özgürlükleri kısıtlaması açısından tarihe bakmak dediğimizde ise sosyalizmin tam olarak uygulanabildiği bir yer düşünmemiz ve tecrübelerimize başvurmamız gerekir ki -stalini sosyalist bir örnek olarak görenlerdenseniz bunu yapmanız mümkün- böyle bir örnek yoktur bence.
devlet ve özgürlükler terazinin iki tarafında duruyor gibi düşünmek yanlış olmayacaktır. savladığınız şeylerin ikisi de terazinin tek tarafında duruyor farkındaysanız. öyleyse sosyalistler bugün kendi ideolojilerini inkar etmekteler. tarih boyu da hep böyle olmuş diyebiliriz. oysa tarih boyu özgürlüklerin önünü açanlar hep temelinde halkı, (yani bugünkü anlamda ve sosyalizm bağlamında işçiyi ve köylüyü) alan ve devlete karşı çıkanlar olmuştur. bugün de liberallerin özgürlük anlayışı ile sosyalistlerin özgürlük anlayışları arasındaki fark burada yatmaktadır.

bir örnekle konuyu daraltmak gerekirse mülkiyeti en başta bir hak olarak görüp, tüm kanunları bu temelde yapan liberal anlayışın mülkiyeti olmayan (bugün dünyanın yuzde 82 sini oluşturdugu iddia edilen büyük kesimin)özgürlükçü yönünü kendine sağladığı yarar noktasında görmek mümkün. diğer yanda örgütlenme özgürlüğü, bu anlamda yine örneğin sendikalaşma, eşitlik gibi taleplerin hiçbirinde nedense özgürlükçü bir esintiye rastlamak mümkün olmuyor. Ve bunu kavramları karıştırdığımız sosyalistler savunuyor.
Konuya tekrar döneyim. ufak bir soruyla da sona gideyim. dünyada ve tarihte(!) ezilenlerin.. yoksulların.. sıkışan siyasal konjönktürde hep sosyalizme kaydığını görürüz. sizce neden türkiyede solu ilk savunacak yoksul kesim, ezilen kesim ona öcü gibi bakmakta?
baskı, din, eğitim? sebepleri neler?
peki biz sosyalizmi nereden okuduk da onu sosyalistlerin söylediğinin tam tersine yorumlayabiliyoruz.
örneğin neden Fatsa yaşanmışlığına değil de, Keçiören yaşanmışlığına bir özlem duyuyoruz?
göz boyayıcı hiç bir gücü olmayan, medyası, parası, reklamı, milletvekili olmayan bu ideoloji nasıl oluyor da yıllardır süren bu baskıya öldürmelere işkencelere fişlemelere soruşturmalara rağmen hiç bitmiyor?
bunları da tartışalım isterim

Ispik Mispik
Puu Rezil!
Super!
....
Eylül 08, 2008
88.231.208.6
Oylama: +0


bir örnekle konuyu daraltmak gerekirse mülkiyeti en başta bir hak olarak görüp, tüm kanunları bu temelde yapan liberal anlayışın mülkiyeti olmayan (bugün dünyanın yuzde 82 sini oluşturdugu iddia edilen büyük kesimin)özgürlükçü yönünü kendine sağladığı yarar noktasında görmek mümkün. diğer yanda örgütlenme özgürlüğü, bu anlamda yine örneğin sendikalaşma, eşitlik gibi taleplerin hiçbirinde nedense özgürlükçü bir esintiye rastlamak mümkün olmuyor. Ve bunu kavramları karıştırdığımız sosyalistler savunuyor.
Konuya tekrar döneyim. ufak bir soruyla da sona gideyim. dünyada ve tarihte(!) ezilenlerin.. yoksulların.. sıkışan siyasal konjönktürde hep sosyalizme kaydığını görürüz. sizce neden türkiyede solu ilk savunacak yoksul kesim, ezilen kesim ona öcü gibi bakmakta?
baskı, din, eğitim? sebepleri neler?
peki biz sosyalizmi nereden okuduk da onu sosyalistlerin söylediğinin tam tersine yorumlayabiliyoruz.
örneğin neden Fatsa yaşanmışlığına değil de, Keçiören yaşanmışlığına bir özlem duyuyoruz?
göz boyayıcı hiç bir gücü olmayan, medyası, parası, reklamı, milletvekili olmayan bu ideoloji nasıl oluyor da yıllardır süren bu baskıya öldürmelere işkencelere fişlemelere soruşturmalara rağmen hiç bitmiyor?
bunları da tartışalım isterim

Ispik Mispik
Puu Rezil!
Super!
....
Eylül 08, 2008
88.231.208.6
Oylama: +0

yazım hataları nedeniyle tekrar...

hak ve özgürlükleri kısıtlaması açısından tarihe bakmak dediğimizde ise sosyalizmin tam olarak uygulanabildiği bir yer düşünmemiz ve tecrübelerimize başvurmamız gerekir ki -stalini sosyalist bir örnek olarak görenlerdenseniz bunu yapmanız mümkün- böyle bir örnek yoktur bence.
devlet ve özgürlükler terazinin iki tarafında duruyor gibi düşünmek yanlış olmayacaktır. savladığınız şeylerin ikisi de terazinin tek tarafında duruyor farkındaysanız. öyleyse sosyalistler bugün kendi ideolojilerini inkar etmekteler. tarih boyu da hep böyle olmuş diyebiliriz. oysa tarih boyu özgürlüklerin önünü açanlar hep temelinde halkı, (yani bugünkü anlamda ve sosyalizm bağlamında işçiyi ve köylüyü) alan ve devlete karşı çıkanlar olmuştur. bugün de liberallerin özgürlük anlayışı ile sosyalistlerin özgürlük anlayışları arasındaki fark burada yatmaktadır.

Ispik Mispik
Puu Rezil!
Super!
gencozkan
Eylül 08, 2008
88.226.34.55
Oylama: +0

Efendim, bay x’in (keşke isminizi lütfetmiş olsaydınız) yapmış olduğu tespitlerle ilgili olarak verecek birkaç cevabım var.

Öncelikle bay x’in dediğine göre “eleştiri” adlı yorumcu, sosyalist bir bakış açısıyla bir eleştiride bulunurken ikinci yorumcu (yani zatıalimden bahsediliyor…) yani yazar, savını güçlendirmek için almış olduğu ödülü argümanlaştırıyormuş… bu tespite karşılık bay x’e söyleyebileceğim şey şudur: ilk yorumcunun yazıya yönelik, dikkate alınabilecek herhangi bir görüşü mevcut değildir. Aksine yazarı ti’ye almak gibi bir gayretin içerisine girmiş bulunmaktadır efendim, benim de ödülü, argümanlaştırmak için beyan ettiğim zannedilmesin. sadece “eleştiri” adlı yorumcunun geyik muhabbetine müdahil olmak için yazmıştım. Zaten sonra da utandım ve pişman oldum. Yani velhasıl-ı kelam birinci yorumcunun karalamış bulunduğu geyik muhabbeti “yorum” değildir. Yazarın vermiş olduğu cevap da savını güçlendirmek için bir uğraş değildir.

Diğer eleştirilere gelecek olursak, evet sizin de bahsettiğiniz gibi sosyalizmi liberaller üzerinden eleştirmek pek doğru bir yöntem değil. Ancak bastiat’nın hukuk’u ya da mises’in sosyalizm’i gibi eserler sosyalizmin liberal öğretilerle eleştirilebilecek önemli boyutlarını gözler önüne serer. Bu tahliller ise benim altına imza atabileceğim yönde eleştirilere sahiptir. Yazıyı kaleme alarak da aslında bu görüşlerin altına imzamı atmış bulunduğumu ifşa etmek istedim.

Bir diğer husus da birey ve devletin, bu iki ideoloji tarafından almış oldukları roller ile ilgiliydi galiba… ben bunun kavramsal bir karışıklıktan ötürü olduğunu zannediyorum. Çünkü sizin de bildiğiniz üzere; özgürlük kavramı liberaller tarafından da çok kullanılır. Sosyalistler tarafından da… (hatta sosyalistler buna “gerçek” özgürlük der.) aynı şekilde sosyalizmin birey algılamasıyla liberalizmin birey algılaması da farklı dillendirilip farklı tanımlara büründüğü için belki mesele, havuz problemi muamalesi görüyor olabilir. Ancak şu bir gerçektir ki; liberal perspektiften bakılınca sosyalizm hiç de öyle bireyi önceliyormuş gibi gözükmüyor. Aksine devletçiliğin babasını yapıyormuş gibi algılanmasından daha tabii bir şey göremiyorum. Bu arada sosyalizmin devletçiliğin gereği olarak, muğlaklaşmış ortak menfaat anlayışını bireyi yok etmek pahasına, her defasında deklare ettiği de hepimizin malumudur. Varılmak istenen son durak, “devletsiz toplum” ise (tüm sosyalistlere söylüyorum.) O otobüs buradan geçmez. Az ileride bir durak daha var. üzerinde anarko-kapitalizm yazıyor. Belki oradan gidersiniz gitmek istediğiniz yere…

Ispik Mispik
Puu Rezil!
Super!
Ahmet İhsan
Eylül 11, 2008
85.98.28.135
Oylama: +0

solun devletçiliği üzerine atilla yayla'dan bir paragraf:

"Sol en az sağ kadar hatta ondan daha fazla devletçidir. Sol devletçidir deyince sosyalistlerin bana ateş püskürmeleri gerçeği değiştirmemektedir. Bireye inanmayan ve bireysel inisiyatiflerin sonuçlarını kafasındaki adalet ve toplum anlayışına göre değiştirmek isteyen sol, devleti bunun ajanı yapmaktan başka bir çareye sahip değildir. Nitekim tarihte de bu niteliğini açıkça sergilemiştir. Sol totaliter rejimler insanlık tarihinin gördüğü en devletçi rejimlerdir. Ha, bu arada yeri gelmişken söyleyeyim: Devletçiliğin zirvelerinden birini teşkil eden ve sol entelektüel çevrelerin yargılamaktan ziyade sosyalizm propagandasının hizmetine koşmak için günah keçisi haline getirdiği Alman Nazizmi de aslında ve özünde sosyalist bir modeldir."

Ispik Mispik
Puu Rezil!
Super!

Yorum Ekle!
 
 
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote
kucult | buyut
 

Etiketler:  Sosyalizm Sosyalist Hukuk Adalet Hukuk Devleti Frederic Bastiat Jean Jacques Rousseau
Son Güncelleme ( Pazartesi, 20 Ekim 2008 )
 

Son Yorumlar

Sarıkamış Faciası
sarı kamış,ın resimleri hata var kagıtdı küçük...
Sarıkamış Faciası
sarı kamışta 90 bin askerimiz donarak öldü mü? video varsa izlesem...
10 Kasım Yazısı
Yazık sana terbıyesız yaratık.sen anlayamıyorsan aklının sınırları 10 kasımı anlayamıyorsa burda sorun 10 kasımda degıl senın o ufak beynınde
10 Kasım Yazısı
"site yönetimi olarak hakaret içermeyen, yazım kurallarına uygun, okunaklı, içerisinde salt hamasi edebiyatlar içermeyip "fikir" de barındıran her görüşten yazıyı ve yorumu yayınlamak g...
10 Kasım Yazısı
arkadaşım atatürk olmasaydı sn belkide burada bu yazıyı yazamıcktın bi düşün bakalım atam ölmüş sen 2 dk ayaka ona saygı göstermişin çok mu eer isemiosan yapma 2 dk ayakta durma zat...
10 Kasım Yazısı
BENCEDE TERBİYE SINIRLARINI AŞMAYIN BU YAZIYI KİM YAZDIYSA ÇOK TERBİYESİZMİŞ...VATAN HAİNİ SENİ NİE BÖYLE Bİ YAZI YAZIYOSUN...
10 Kasım Yazısı
lütfen terbiye sınırlarını aşmayalım!
10 Kasım Yazısı
İşgaldeki hali sakın unutma Atatürk'e dil uzatma sebepsiz Sen anandan yine çıkardın amma Baban kimdi bilemezdin ....... Neyzen Tevfik
Dağ Başını Duman Almış
dağ aşını duman almış gümüş dere durmaz akar.........
"Vahşi Kapitalizm" Çöktü mü? "...
yazıyı kaleme alırken "bu geyik tadındaki muhabbete bende bir dipnot düşeyim" diye düşünüyordum... amacım ukalalık yapmak falan değil! sadece krizin ilk devindiricisinin devlet müdahal...
website statistics