| Ergenekon |
| Yazan Ahmet İhsan | |||||||||||||
| Salı, 01 Temmuz 2008 | |||||||||||||
|
Yapılan araştırmada Cumhuriyet Gazetesi’ne atılan bombaların da Ümraniye’deki gecekonduda ele geçirilen bombalarla aynı seriden olduğu 'Bomba İnceleme ve İmha Daire Başkanlığı' tarafından tespit edildi. “Ergenekon” adlı terör örgütü ile ilgili bulgular da bu şekilde ortaya çıkmaya başladı. Yapılan soruşturmalar kapsamında Eskişehir’de ikinci bir bomba dolu ev ortaya çıktı. Tarihler 21 Ocak 2008’i gösterdiğinde o ana kadarki en büyük bomba patladı: Susurluk soruşturması kapsamında gelinebilen en son nokta olan, o dönem TBMM’deki Susurluk Komisyonu’na ifade vermek için zahmet bile etmeyen, Doğu’daki yüzlerce fail-i meçhul cinayetlerin faili olarak bahsedilen JİTEM’in kurucusu, emekli Tuğgeneral Veli Küçük Hazretleri gözaltına alındı. Küçük ile birlikte Hrant Dink, Perihan Mağden, Orhan Pamuk gibi isimler hakkında açılan davalarda provokatör olarak vazife üstlenen ultra faşist Kemal Kerinçsiz, Sami Hoştan gibi isimler gözaltına alındı. Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel de ikinci bir savcı olarak görevlendirildi. Kamuoyunda “herhalde artık bu kadar, Küçük’ten öteye gidilemez” düşüncesi hâkim olmaya başlarken 21 Şubat 2008’de bu kez akademisyen olarak görev yapan Prof. Dr. Emin Gürses ve Doç. Dr. Ümit Sayın gibi isimler gözaltına alındı. Tarihler 21 Mart 2008’i gösterirken emniyet, İstanbul Cumhuriyet Savcısı’nın direktifiyle Ankara'da İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek'i, İstanbul'da ise eski İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu ile Cumhuriyet Gazetesi İmtiyaz Sahibi ve Başyazarı İlhan Selçuk'un da aralarında bulunduğu 13 kişiyi gözaltına aldı. Ve nihayetinde gün itibariyle ATO Başkanı Sinan Aygün, ADD Genel Başkanı emekli Orgeneral Şener Eruygur, emekli orgeneral Hurşit Tolon ve Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay dâhil olmak üzere Ankara, İstanbul ve Antalya’dan şu ana kadar 49 kişi gözaltına alındı. Hatta Aydın Doğan, Ertuğrul Özkök gibi medya patron ve tellallarının da gözaltına alınabileceği söyleniyor, bekleyip göreceğiz. Bu insanlar neden gözaltına alınıyor? Ergenekon nedir? Amaçları nelerdir? Ne iş görürler? Ne yer, ne içerler? Tüm bu soruların cevaplarını detaylı olarak Şamil Tayyar’ın “Operasyon Ergenekon” adlı kitabından öğrenebilirsiniz. İddianame henüz hazırlanmadığından –hafta sonuna kadar hazırlanacağı söyleniyor- ne ile suçlandıklarını tam olarak bilemiyoruz. Ancak medyaya sızdığı kadarıyla Ergenekon denilen faşist yapılanmanın “gaye vatan ise gerisi teferruattır” çarpık söyleminin; devletçi, Kemalist, ulusalcı zihniyetin; halkta “iç ve dış düşman paranoyası” oluşturup halkı manipüle ederek söz konusu zihniyet doğrultusunda hareket etmelerini sağlama amacının bir ürünü olduğunu rahatlıkla anlayabiliyoruz. Sağa sola bombalar atarak, belli isimlere suikast girişimlerinde bulunarak, toplulukları provoke ederek toplumda “kaos” oluşturmaya çalışıyorlar. Çünkü kaosla besleniyorlar, çünkü kaos onların gücü ellerinde tutmalarını sağlıyor, çünkü kaos bu zihniyetin düşmanları olan demokrasi, özgürlük ve insan hakları savunucularına karşı halkı manipüle etme imkânı veriyor. Elbette ki gözaltına alınanların hepsi bu yapılanmanın içerisinde değil. Hem hukukta kişinin suçu ispatlanıncaya kadar suçsuz olması esastır. Bu nedenle kişiler üzerinden hareket etmiyor, bir zihniyetten ve bu zihniyetin ürünü olan Ergenekon yapılanmasından söz ediyorum. İddianame hazırlandığında üzerinde daha çok konuşacağız ama ben kafama takılan birkaç soruyu sizinle paylaşmak istiyorum: 1) Dikkat ettiyseniz 2008 yılı başından itibaren Ocak, Şubat ve Mart ayında 3 ayrı toplu gözaltı olmuş ve bu üç gözaltı da ayın 21’ine denk gelmiş. Tesadüf müdür, değilse nedir? 2) Ergenekon’a ilişkin tutuklamalar kronolojik olarak AKP’ye kapatma davası ile birlikte ilerliyor gibi. Kapatma davasının açılması ile İlhan Selçuk, Doğu Perinçek, Kemal Alemdaroğlu gibi isimlerin tutuklanması yakın tarihlerdi. Bugün de hem kapatma davasına ilişkin sözlü savunma vardı, hem de Ergenekon soruşturması kapsamında önemli gözaltılar gerçekleşti. Bir ilişki söz konusu olabilir mi? Yoksa devlet kurumlarının karşılıklı atışması şeklinde mi devam ediyor konjonktür? 3) Fetullah Gülen’in Yargıtay tarafından aklanması, AKP’ye açılan kapatma davasında sona yaklaşılması, Ergenekon soruşturmasında yapılan son gözaltılar ve Erdoğan’ın Başbuğ’la görüşmesi arasında nasıl bir ilişki var? 4) Hükümet bu işin neresinde? Eğer bu dava hukuki bir dava ise bizzat Başbakan ve hükümetin diğer mensupları bu davayı neden bir savcı, bir avukat titizliğiyle takip ediyor? Nerede "yargı bağımsızlığı"? Dağlıca Baskını Taraf Gazetesi yine bir bomba patlatarak PKK tarafından Dağlıca’daki taburumuzun basılmasına ilişkin yeni bir haber yayınladı. Habere göre Dağlıca Baskınından günlerce önce Genelkurmay’ın söz konusu baskından haberi varmış. Genelkurmay doğruladı, ancak “biz güvenlik önlemlerini aldık” şeklinde bir açıklama yaptı. Bu açıklama üzerine Taraf Gazetesi “İşte alınan önlemler!” başlıklı yeni bir haber yaptı ve Genelkurmay’ın bildirisinde bahsedildiği gibi güvenlik önlemlerinin artırılmadığını, aksine güvenlik önlemlerinin azaltıldığını ortaya koydu. Şunlar yapılmış baskının yapılacağına dair istihbarat alındıktan sonra: asker sayısının azaltılması, mevzilerin boş bırakılması, nöbetçi erlerin sayısının düşürülmesi, helikopter isteğinin reddedilmesi ve komutanlara izin verilmesi… Birkaç soru daha soruyorum: Bu ne demek oluyor? O askerler bile bile ölüme mi gönderildi? Orada ölen askerlerin hesabını kim verecek? Bunu yapanlar nasıl insanlar? Hiçbir komutan kendi askerini bilerek ölüme gönderir mi? Yoksa askeri harekâtlarla ilgili haber yasağı konulmasının arkasında “kendi askerlerimizi bile bile ölüme gönderdiğinizi” halktan gizleme düşüncesi mi yatıyordu? Meclisteki Milletvekilleri ÖDP Genel Başkanı ve milletvekili Ufuk Uras, Emekli Oramiral Özden Örnek'in günlüklerinde geçen “Sarıkız” ve “Ayışığı” adlı darbe girişimleri ile ilgili meclis soruşturması talep ediyor. Önergenin TBMM’ye sunulabilmesi için en az 20 milletvekilinin imzası gerekiyor. Uras, AKP başta olmak üzere CHP, MHP ve DSP’yi dolaşıyor; hiçbir karşılık alamıyor. Uras’a cevap veren sadece DTP ve bağımsız bir milletvekili. Ortada bir darbe girişimi varsa bu meclise, yani halkın temsilcilerine, yani halka karşı bir hareket demektir. Kendisine karşı bir etkide bulunulan her canlı etkiye karşı bir tepki verir. Bu canlı olmanın doğası gereğidir. Şimdi milletvekillerine karşı da bir etkide bulunuluyor, sadece 22 kişi karşı tepki veriyor. Şu halde mecliste sadece 22 tane milletvekili var, diğerleri kendilerini seçen halka karşı girişilen harekete tepki vermediklerinden hem halka, hem milletvekilliği mesleğine ihanet etmiş durumdalar. Birilerinin sözcüsüdürler ama bu birileri görüldüğü üzere "halk" değil. Dolayısıyla kendileri de halkın, milletin vekili falan değiller gözümde. Bu Sayfayı Sosyal İmleme Mekanınıza Kaydedin!
Bu Yaziyi Tuttum!
Kaydet/Paylas
Bunu Email'lemem Lazim!
Hit: 304 Trekbek(0)
Yorum Ekle!
Etiketler: Ergenekon soruşturması Ergenekon gözaltıları Sarıkız Ayışığı Veli Küçük İlhan Selçuk Doğu Perinçek Kemal Kerinçsiz Sinan Aygün Kemal Alemdaroğlu Ergenekon Yapılanması Ergenekon |
|||||||||||||
| Son Güncelleme ( Pazar, 03 Ağustos 2008 ) | |||||||||||||








































.........