| Çoğunluk mu Hukuk mu? |
| Yazan Ahmet İhsan | |
| Salı, 10 Haziran 2008 | |
|
AKP de "ben çoğunluğu elde etmişim arkadaş, KAFAMA ESENİ YAPARIM" diyemez eğer burası bir hukuk devletiyse. Her kafasına eseni yapmaya çalışırsa YARGI mekanizması [bizde ideolojik refleks olarak tabi] devreye girer ve görevini yerine getirir, kimse de bu nedenle yargıyı suçlayamaz, suçlamamalı. Yargının görevi budur zaten. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya'nın da görevi budur. Savcı, şüphelendiğinin icraatlarını anayasaya aykırı buluyorsa veya herhangi bir aykırılık hissediyorsa dava açmakta son derece haklıdır da. Bu nedenle Yalçınkaya'ya yapılan eleştirileri bir türlü anlayamadım. Yalçınkaya "bu suçludur, cezasını infaz edin" demiyor, "bana göre suçlu, bir de mahkeme incelesin" diyor. Kabul, savcının iddianamesi berbat bir dille kaleme alınmış, suçlamaya yönelik gerekçeleri de son derece saçma ve nesnel kanıtlara dayanmıyor. ANCAK yine de "senin gerekçelerin saçma arkadaş" diyerek dava açmasını engelleyemeyiz. Şu anda olduğu gibi davanın açılması davalıyı (ve taraftarlarını) bu kadar endişelendiriyorsa bu iki nedenden kaynaklanır: 1) Davalı gerçekten suçu işlemiştir, cezaya kesin gözüyle bakılmaktadır, kapatılmaktan korkmaktadır. 2) Davalı suçsuzdur, ancak mahkemeye güvenmemektedir. Bence 2. şıktan dolayı son derece rahatsız oldu iktidara yakın kimseler -veya yakın olmasa da AKP iktidarından memnun liberal burjuvazi- ki haksız da değiller. Anayasanın 96. maddesinde açık ve net bir şekilde 184 olarak gösterilmesine rağmen "cumhurbaşkanlığı seçiminde toplantı yeter sayısı için 367 kişi aranır" şeklinde bir saçmalığa, hukuk katliamına imza atalı daha 1 yıl olmadı bu mahkemenin. Benzer bir sonucun çıkmasını düşündüklerinden AKP de hem boynunu cellada uzatmış, hem de en az iddianame kadar basit bir savunma hazırlamış. Sürekli de daha önce "bize cumhurbaşkanı seçtirmediler" şeklinde mazlum ayağına yattıkları gibi "bizi yine kapatacaklar, halka karşı bunlar" diye yine mazlum ayağına yatıyor ve Anayasa Mahkemesi'ni etkilemeye çalışıyorlar. Bu anayasal bir suçtur yargıya müdahale olduğundan. Ancak başta Yüksek Mahkeme anayasayı açıkça ihlal ediyor. "İmam osurursa cemaat zıçar" sözü durumun anlam ve önemini anlatması bakımından yeterli bir atasözü... Üstelik sadece AKP değil yargının işleyişine müdahale eden. Baykal da "367 kararı alınmazsa kaos olur" şeklinde bir tehdit savurmuştu hatırlarsanız. Bu da yargıya müdahaledir ve anayasal suçtur. Yargıtay'ın da bu müdahaleleri eleştiren bir bildirge yayınlaması, eleştiriyle birlikte yasama ve yürütmenin asli görevlerini [yasa yapma ve yasaları uygulama] "engellemeye çalışması" [hani "çok hızlıydılar, engelleyemedik" diye hayıflanıyorlar ya] da yasama ve yürütmeye müdahaledir. Bu da anayasal suçtur. Yargıtay hızını alamamış, AKP'yi, "yargıyı ve muhalefeti AB'ye suçlamak"la da suçlamış. AB'ye girmek istiyor ise Türkiye eğer, kendi hukukunu, AB hukukuna yani "evrensel hukuk"a uydurmak mecburiyetindedir. Bu temenni, yahut "idea" falan değil; bir zorunluluktur. Nasıl ki yasalar anayasalara aykırı olamazsa, aynı şekilde AB hukukuna da aykırı olamayacaktır. Konfederasyonlara ve federasyonlara [evet, AB de federal devlet olma yolunda] üye olmak demek egemenliğin bir kısmını "üst birlik"le paylaşmak, o "üst birliğin" kurallarını kabullenmek demektir. Bir futbol turnuvasına katılıp "ben maçlarda niye bu kurallara uymak zorundayım" demek kadar yanlış bir şey olamaz kanımca. Bu yüzden AB'nin eleştirilerine veya AİHM'in aleyhimize verdiği kararlara kızmak değil, anlamaya çalışmak gerektiği düşüncesindeyim. Yapılan eleştirileri küçümsememeliyiz de. Kapatma davasını eleştirenlerden Barroso AB Komisyonu Başkanı, Lagendijk Avrupa Parlamentosu Türkiye Karma Komisyonu Başkanı, Rehn AB'nin genişlemeden sorumlu üyesi... Bu kişiler bizim AB'ye girmemizi sağlayacak kişiler, 3. sınıf bürokrat falan değil. Bir de Avrupa Konseyi'nin kapatma davası üzerine Türkiye'ye verdiği -iddialara göre AKP'lilerin şikayeti üzerine- uyarı ve eleştiriler var. Avrupa Konseyi 1949'dan itibaren toplanan, Türkiye'nin de 1950'de üyesi olduğu bir kuruluş ve saygınlığımız da var burada. Bu uyarı da hafife alınacak cinsten değil. Yine AB parlamentosu liberal, sosyalist ve muhafazakar gruplarının alayının başkanlarından "dava olayı çok komik, tamamen saçmalık" şeklinde eleştiriler var. Bunlar da yabana atılacak cinsten değil. Keşke gerçek bir "liberal demokrat" partimiz olsa da önce parti içi olmak üzere tüm kurum ve kuruluşlarda bir "demokratizasyon"a gidilse; demokrasiyi çoğunluğun diktası değil, azınlığın çoğunluk karşısında korunması olarak bellese, uygulasa... Keşke gerçek bir "hukuk devleti" olabilsek de hukukumuz evrensel ölçütlerde olsa, yargımız siyasallaşmasa, düşünceye ve her türlü aykırı görüşe serbestiyet olsa, derin yapılanmaların sonu gelse, darbeciler yargılansa, her türlü bölücülüğe ve ırkçılığa anında müdahale edilse... Keşke gerçek bir "laik devlet" olabilsek de devletimiz milletin saçına başına, giyimine kuşamına bakmaktansa salt pozitivist düşünceye odaklansa; siyaseti dinsel etkilerden, dini de siyasete alet edilmekten kurtarsa... Keşke gerçekten "sosyal devlet" olsak demiyorum, sosyal devlet ilkesini benimsemiyorum çünkü. Devletimiz yalnızca bireyi birey olarak kabul etsin, hayatına müdahale etmesin, tek tipleştirmesin de "biz sosyal devletiz, işte gereğini de yapıyoruz" diye dağıtılan kömürler falan eksik olsun. Hasılı, keşkelerin sonu gelmiyor işte... Ben de bu yüzden "keşke" demeyi bıraktım, "neremiz doğru ki" demeye başladım. Bir de Engin abimiz gibi gülmeye, güldürüyor sağolsun... ÖZETLE: AKP kesinlikle -özellikle 2005'in sonundan itibaren- benimsediğim, iktidarda görmek istediğim bir parti değil. Ancak, bu durum AKP'nin olumlu icraatlarını desteklemememi gerektirmiyor. Hiçbir sebeple parti kapatılmasını doğru bulmamakla birlikte böyle sudan sebeplerle kapatılmasını tamamen "hukuka aykırılık" olarak görüyorum. Yargıtay'ın açıklaması ise bahsini ettiğim laik, demokratik bir hukuk devletinde [sosyal yok, eksik olsun sosyalliği] olmayacak türden bir açıklama. Yargıtay'ın bunu hukuk adına yapıyor olması da [bu, kendi iddiaları] oldukça ironik bir durum teşkil ediyor. Bu Sayfayı Sosyal İmleme Mekanınıza Kaydedin!
Bu Yaziyi Tuttum!
Kaydet/Paylas
Bunu Email'lemem Lazim!
Hit: 246 Trekbek(0)
Yorum Ekle!
Etiketler: AKP Kapatma Davası Hukuk Devleti Laik Devlet Sosyal Devlet Hukuka Aykırılık Abdurrahman Yalçınkaya demokrasi AKP Kapatma Davası Ahmet İhsan Yazıları Çoğunlukçuluk |
|
| Son Güncelleme ( Çarşamba, 23 Temmuz 2008 ) |








































.........