
[Bu makale, 20 Ağustos 2009 Perşembe günü Referans Gazetesi'nde de yayınlanmıştır]
İlk olarak mortgage piyasasında patlak veren, 2008 yılında tüm dünyada hissedilmeye başlayan ve 2009’ın ilk yarısında en şiddetli safhasına tanık olunan küresel ekonomik kriz, şüphesiz ki son yılların en önemli gündem maddesini oluşturmuştur.
Bu dönemde entelektüel çevrelerde ekonomik krizin sebeplerine ve olası sonuçlarına dair yorumlar ortaya konmuş, kapitalizmin geleceğine yönelik çeşitli öngörülerde bulunulmuştur. Kimi çevreler krizin aslında kapitalizmin bir krizi olduğunu ve bu kriz ile birlikte kapitalizmin artık çöküş sürecine gireceğini belirtmiş; kimi çevreler ise bu görüşün aksine krizin sebebini, serbest piyasa ekonomisi kurallarına tam anlamıyla riayet edilmemesinde görmüş, krizin kapitalizmi sona erdirmeyeceğini belirtmiş ve tam aksine bundan böyle serbest piyasa ekonomisinin kurallarına daha sıkı sıkıya bağlanacağını ileri sürmüşlerdir.
Krizin etkilerinden yavaş yavaş çıkılmaya başlandığı şu günlerde, kapitalizmin sona ereceğini iddia eden kesimlerin hayallerinin bir başka bahara kaldığı yorumunu yapmak mümkündür. Çünkü kapitalizmin sona ereceğini iddia eden kesimlerin, bu sistemin nasıl bir sistemle ikame edileceği noktasında verdikleri cevapların yetersizliği, kapitalizmin âkıbetinin ne olacağıyla ilgili önemli ipuçları vermektedir.
Her şeyden önce kapitalizmin sona ermesi, en kötü ihtimalle kapitalizmden daha uygulanabilir ve daha başarılı bir alternatifin ortaya konması ile mümkün olabilir. Bugün için kapitalizme karşı üretilmiş tek alternatif sosyalizmdir. Bununla birlikte, sosyalizmin 20. yüzyıldaki başarısız örneklerine baktığımızda, sosyalizmin kapitalizmle ikame edilip edilemeyeceği sorusuna cevap vermek kolaylaşacaktır.
SSCB pratiği tam anlamıyla açlık ve sefalet ortaya koymuş, Çin’de ise Mao’nun merkezi planlamaya dayalı “Büyük Atılım Projesi” milyonlarca kişinin kıtlık sebebiyle hayatını kaybetmesine neden olmuştur. Bugün sosyalist sistemin devam ettiği Küba ve Kuzey Kore örneklerinin içler acısı hali de ortadadır.
Özgürlük şarkılarıyla kurulmuş Kuzey Kore, bugün tam bir diktatörlük haline gelmiştir. Yoksulluğun pençesindeki Kuzey Kore halkının kapitalist dünyadaki zenginliği görmemeleri için televizyon yayınlarına bile izin verilmemektedir. 2002 yılında sınır komşuları olan Güney Kore’de oynanan Dünya Kupası’ndan bile haberleri olmayan bu insanlar, sosyalist sistemin duvarları arasında adeta sıkışıp kalmıştır ve bu duvarların ötesindeki dünya ile ilgili en ufak fikirleri yoktur. CIA The World Factbook 2008 verilerine göre Kuzey Kore’de kişi başına düşen gelir 1.700 $ iken, sınırdaşı Güney Kore’de bu rakam 26.000$’dır.
Sosyalizmle yönetilen bir başka ülke olan Küba’da da durum farklı değildir. Denizin karşı kıyısında yaşayan en sıradan bir Amerikalının yaşam standardının bir Kübalı’dan kat kat üstün olması, kapitalizmin sosyalizme karşı görece üstünlüğünü ortaya koymaktadır. Fakir sayılabilecek bir Amerikalı’nın bile bir eve, otomobile ve birçok teknolojik ürüne sahip olduğu düşünülürse, temel gereksinimlerinin ötesinde neredeyse hiç bir şeye sahip olmayan binlerce Kübalı’nın her yıl ABD’ye iltica etmeye çalışması bir tesadüf olarak görülmemelidir. CIA The World Factbook 2008 rakamlarına göre kişi başına düşen gelir Lüksemburg’da 81.100 $, ABD’de 47.000 $, İsviçre’de 40.900 $ iken Küba’da ise 9.500 $’dır.
Ayrıca sosyalist ülkelerde seçimlerin göstermelik olması ve iktidarın yıllarca diktatör liderlerin elinde bulunması da, sosyalizmin demokratik niteliklere bir türlü sahip olamadığının en önemli kanıtı niteliğindedir. Sözgelimi Küba’da Fidel Castro, 1976-2008 arasında aralıksız ülke yönetiminde tek söz sahibi olmuş, 2008 yılında ise sağlık sorunları nedeniyle görevi kardeşi Raul Castro’ya devretmiştir. Kuzey Kore’de ise Kim Ilsung 1945’te başlayan görevi, 1994’te ölümüyle birlikte oğlu Kim Jong İl’e geçmiştir ve Kim Jong hala görevdedir. Kapitalist ülkelere baktığımızda ise, büyük çoğunluğunda serbest seçimlere dayalı çok parti sisteminin egemen olduğunu ve farklı siyasi partilerin bu süreçte özgürce yarışabilidiğini görmekteyiz.
Sosyalizmin pratik örnekleri ortaya konduğunda sosyalist görüşü benimsemiş entelektüel çevrelerden yükselen en önemli itiraz, ideal sosyalizmin başarısız sosyalist pratiklerden farklı olacağı yolundadır. Bir an için bu çevrelerden yükselen itirazı göz önünde bulunduralım. Bu durumda sosyalizmin kapitalizme alternatif olacağını iddia eden kesimlerin şu soruları cevaplaması gerekecektir:
• Kâr motivasyonu ve rekabetin ortadan kalktığı bir sistemde insanları verimli üretim yapmaya ve kaynakları verimli kullanmaya hangi motivler itecektir?
• Gerçekleştirilen yararlı bir faaliyet sonucu ödülün ortadan kalktığı bir durumda, insanları inovatif davranmaya, yeni icatlar yapmaya, yeni ürünler geliştirmeye itecek bir güç var mıdır?
• Arz-talep mekanizmasının ortadan kalktığı bir ekonomik düzende, merkezi planlama hangi mal ya da hizmetin ne kadar üretilmesi gerektiğine nasıl karar verecektir?
• Bütün bir ekonominin idaresini tek başına elinde bulunduran merkezi otoritenin, bu devasa gücü kullanarak gerçekleştirebileceği insan hakları ihlalllerine karşı, nasıl bir mekanizma ortaya konacaktır?
• Sosyalizmin vazgeçilmezi olan tek partili sistemlerde, halkın yönetime demokratik katılımı nasıl sağlanacaktır?
• Bütün kitle iletişim araçlarının, eğitim kurumlarının, sanatsal ve kültürel faaliyetlerin devlet tekeline geçtiği ve birer doktrinasyon aracı haline geldiği bir düzende, özgür düşünce ortamı nasıl sağlanacaktır?
Kapitalizmin artık çöküş sürecine girdiğini ve kapitalizm-sosyalizm mücadelesinde gülen tarafın sosyalizm olduğunu iddia eden kesimler, bu sorulara halâ tatminkar cevaplar verememektedirler. Kapitalizmin karşısına uygulanabilir ve en az kapitalizm kadar özgürlük ve refah getirebilecek bir alternatifin bulunmayışı, kapitalizmin son küresel krizle birlikte sona ereceği iddiasının bir fantaziden ibaret olduğu gerçeğini ortaya koymaktadır.
-
|2009-08-20 23:28:05 ahmetihsankaya - keynesyenizmevet, marksist ekonomi çökeli çok oluyor; genel teori'den beri de piyasa ekonomisinin rakibi marksist ekonomi değil, müdahalecilik.
krizler her zaman müdahalecilere yarar, zaten devlet regülasyonları yüzünden oluşan büyük boyutlu krizlere çare olarak, ilginçtir, daha fazla regülasyon öneriliyor.
pür liberal ekonominin özellikle popülizm ve demokrasi yüzünden ütopyadan öteye gidemeyeceğini düşünmeye başlıyorum artık.






Yazarlar
Twitter
Del.icio.us
Reddit
StumbleUpon
Yahoo
Technorati
Googlize this
Facebook









Mesele müdahalecilik. Heryerden müdahaleci söylemler yükseldi, yükseliyor. Hâlâ insanlar krizin sebebi olarak piyasanın fazla sebest bırakılması olduğunu düşünüyor.
Evet ne mutlu ki insanlık artık sosyalizme dönmez, dönemez şayet o dersi acı da olsa aldı. Ama ne yazıkki, zamanın ekonomik ezberlerini bozan, kısa vadede ekonomik canlılık sağlayan, bir süre sonra insanları hayrete düşüren stagflasyona sebep olan Keynesien politikalar tekrar revaçta...
Ne yazık ki müsebbibi müdahale olan kriz, yine müdahalecilere yaradı...