| Başarılı Türk Sineması |
| Yazan Said Bahadır | |
| Cuma, 25 Ocak 2008 | |
|
Beni de kandırdılar... Yok şöyle süper bi yapım, böyle bir film, yok şöyle süper sahneler, böyle inanılmaz duygular yaşatan bir film… Sonuç: Hayalkırıklığı…mı? Hayır. Ben zaten isminden bunun ucuz, yeşilçamvari bir melodram olduğunu anlamıştım ama merak… Kabadayı(!)… Tam da ortalama Türk vatandaşının (Bekir Coşkun’un “Göbeğini Kaşıyan İnsan’ı) ilgisini çekecek bir film adı. Bizim Türk milletine film yapmak gerçekten basit. Ver eline silahı, basit kavga-döğüş sahneleri, -Tabi “racon kesme”, “posta koyma”, “dayılanma” felan da olcak- al sana süper film! Kurtlar Vadisi örneğinden biliyoruz bunu. Ne oyunculuk var, ne senaryo… ne sinematografi… Adam 30 el ateş ediyor, tek bir araç hasar görmüyor ama araçların arkasına saklanan 20 “mafya üyesi” ölüyor! Şu işe bakın ne kadar güzel ya? Mafya ne ya mafya? Mafyayı icat eden İtalyanlarda bile bu kadar ilgi görmüyordur “Mafya” kavramı, eminim. Klasik Türk artifaktlarından “at-avrat-silah” üçlüsünü nereye dayarsanız dayayın, Türk’ün ilgisini çekersiniz. Kabadayı da bu üçlünün etrafında dönen bir film. At diyorsanız, -ki araçları, şıklığı sembolize ediyor- filmde bol bol kullanılmış.. Avrat deseniz, filmin sonunda tüm senaryodaki olayların bir kadın için yapıldığı yakıştırmasını öğreniyoruz. (ben buna da inanmadım ama çoğu inanmıştır) Silah derseniz –ki bu da efeliği, kabadayılığı simgeliyor- zaten filmin ismi… Eğer izlemeyeniniz varsa diye sahneleri ve senaryodaki çelişkileri ve hataları yazmayacağım. Ama bence izlemeyin. Zaten altı aya kalmaz, atv’de de yayınlanır, çok merak etmenize gerek yok. Olmadı korsanını alırsınız zaten. (Bu korsan pintiliği yüzünden de “Türk yapımı güzel film” ömrü billah seyredemeyeceksiniz!) Yazmayayım dedim ama, şunu yazmadan edemem… İsteyen aşağıdaki paragrafı okumasın… yüksek şiddette spoiler içerir. Filmin sonlarına doğru, Devran (Kenan İmirzalıoğlu) ve Ali Osman (Şener Şen) “final round”da karşılaşırlar. İlk kurşunu yiyen Ali Osman, “Türk” ve “İman” gücü ile ayakta kalır, yıkılmaz. Hatta onun kurşun yediği bile şüphelidir. (İzleyen anlamayabiliyor) Sonra, olur-olmaz yerlerde nükseden unutma hastalığı, tam da o ana nükseder. (Bak sen şu işe) Birden kalakalan Ali Osman, silahı Devran’a kaptırır. Tam Devran herkesi öldürecek ve “Aha kötü adam kazandı, ilginç bir son” diyecekken, Ali Osman birden iman gücü ile (oğlunun çabaları da var tamam) kendine gelir ve pat, Devran’ı öldürür. (İlginç son kursağımızda kalır) Ağzından ise şu “ilginç” cümle dökülmektedir; (yavaş ve tekdüze) “BU ALEMDE ALİ OSMANI YENEBİLMEK İÇİN ONUN KAÇ TANE SİLAH TAŞIDIĞINI BİLMEN GEREKMEKTEDİR” Vayy babam vay.. adam sanki bir laf söylemedi, ayet okudu! Peki bu cümle sarfedildiği esnada zaman niye durdu? Niye kimse kımıldamadı? Niye yakın çekimde Şener Şen’in bıyıklarını izledik? Allahım… Velhasıl… Kenan İmirzalıoğlu’nun oyunculuğu dışında beğendiğim bir tarafı olmayan bu film, aslında bana “Türk sinemasever”inin hangi psikolojide film izlediğine dair ipuçları verdi, bu bakımdan iyi oldu. İleride paraya sıkışır ve bir film çekecek olursam, filmin çeşnisi baharatı hazır. |
|
| Son Güncelleme ( Salı, 29 Temmuz 2008 ) |







































