| Avrupa Birliği Felakettir(!) |
| Yazan M. Ali Kaya | |
| Çarşamba, 20 Ağustos 2008 | |
|
MÖ 400 yıllarından itibaren başlayan Türklerin tarih sahnesine çıkması MÖ 209 yılında Mete Han’ın Türk boylarını toplayarak birliği sağlaması ile varlığını hissettirmeye başlamış “Hun Devleti”nin MS 400 ‘lü yıllarda tarihe karışmasına kadar sürmüştür. 400’lü yıllardan sonra ise Çin’in ve Moğolların baskılarına dayanamayan Türkler Atillâ’nın liderliğinde Kırım üzerinden Batı Avrupa’ya yönelmiş ve Romanya ve Bulgaristan bölgesini ele geçirerek Kostatinopolis adı ile bilinen İstanbul’u kuşatmış ve İtalya’ya kadar uzanmıştır. Güçlü Atilla Han’ın zehirlenerek öldürülmesi ile “Batı Hunları” olarak bilinen Türkler Romanya ve Bulgar Türkleri olarak kalmışlar, İslamiyet gibi güçlü ve sağlam bir dine ve dinden kaynaklanan köklü bir kültüre sahip olmadıkları için zamanla Türkülüklerini de kaybetmişlerdir. Hunlardan sonra VI. Yüzyıl ortalarında “Bilge Kağan” denilen “Bumin Kağan”ın liderliğinde Türk boylarının bir araya gelmesi ile kuruldu. Bumin Kağan kardeşi İstemi Kağan’ı batıya yönlendirmiştir. İlk olarak kendilerini Türk olarak isimlendiren Göktürkler, Göktürk kitabelerinde bu ifadeyi kullanırlar. Bu abideler ve tarihi belgeler Orhun ırmağı kenarında bulunduğu için bunlara “Orhun Abideleri” denilmiştir. İlk abideyi yaptıran Tonyukuk’tan sonra 731 tarihinde Kül Tigin ve 734 yılında Bilge Kağan abideleri ile tarihi vesika olarak günümüze kadar gelmiştir. Kutluk Bilge Kül Kağan 744 yılında Uygur Devletini kurmuş ve bu dönemde Türkler Budizm ve Hıristiyanlık dinlerine yönelmişlerdir. Bu arayış onların Araplar ile tanışmasından sonra İslam dinine yönlendirmiştir. Ayrıca bu dönemde 18-20 harften oluşan “Uygur Alfabesi” ortaya çıkmıştır. Ancak ne kültürleri ve ne de dinleri kökleşmemiş ve kalıcı hale getirememişlerdir. 840-1212 yılları arasında Bilge Kül Kadir Han tarafından kurulan Karahanlılar Devleti Bilge Kadir Han’ın Müslüman olarak Satuk Buğra Han ismini almasından sonra topyekûn Müslümanlığı kabul etmiş ve Gazneliler zamanında Hindistan fethedilerek İslamiyet’e büyük hizmetler yapmışlardır. Daha sonra Selçuklular ve Osmanlılar “Peygamberimizin (sav) “İstanbul’u fetheden ne iyi komutan ve ne iyi ordudur” hadisinin müjdesine ermek için hep batıya doğru açılmışlardır. Kayı Aşireti’nin batıya yönelişi de enteresandır. Moğol zulmünden batıya doğru kaçan 1500 çadırlık Kayı beyleri Fırat nehrini geçerken nehre düşerek boğulan Süleyman Şah’tan sonra “Batıya gitmek büyük felakettir, doğuya dönelim” diyerek geri dönüş kararı almışlardır. Onlara uymayan Ertuğrul Gazi ise “Batıya gitmek felaket ise biz buna varız” diye 500 çadırlık yandaşları ile Rumeli’ne doğru gitmeye devam etmiştir. Bunun sonucu olarak Rumeli, Anadolu olup Türklerin Anayurdu haline gelirken doğuya giden 1000 çadırlık Türk Beyleri tarihin karanlıklarında kaybolmuşlardır. Bursa’yı mekân tutan Kayı Aşireti bununla yetinmeyerek batıya olan seyahatine devam etmiş ve Süleyman Şah komutasında ilk olarak 1350 tarihinde Rumeli’ye geçerek yerleşmişlerdir. Bu da Rumlar için tam bir felâket olmuştur. Yüz sene sonra da Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethederek Avrupalılara tam bir felaket yaşatmıştır. Fatih İstanbul’u Salı günü fethettiği için “Hıristiyan Dünyası” için uğursuz bir gün sayıldı. Tabii ki Türklerin batıya yönelerek İstanbul’u fethetmesi yeni bir dönemin ve yeni bir çağın başlamasını netice verdi. Türklerin tarih sahnesine çıkmasından 500 sene sonra Anadolu’ya gelmeleri Türklerin felaketi olarak algılanıp engel olmaya çalışılıyordu. Bunun için Süleyman Şah’ın ölümü bahane edilerek Orta Asya’ya geri dönüş yaşandı. Aynı şekilde 500 sene sonra da İstanbul fethedilerek Rumeli’ye yerleşmesi de büyük felaket olarak algılayan ve vazgeçirmeye çalışanlar elbette olmuştur. Aradan yaklaşık 500 sene geçtikten sonra DP Adnan Menderes hükümetinin “Avrupa Birliğine” müracaatı da büyük bir felakete atılmış ilk adım olarak görüldü ve bunun için Menderes ve iki arkadaşı “Vatan Hainliği” damgası ile idam edildi. Menderes hükümetinin Avrupa’ya işçi göndermesi de tutucu ve dindar çevreler tarafından eleştirilerek Müslümanların Rumlaştırılması ve Hıristiyanlaştırma çabaları şeklinde büyük bir felaket olarak gösterildi. Böylece dindarların batıya gitmeleri önlendi. Ama bu da batı için büyük bir felâket oldu. Avrupa’ya giden dinde lâkayt, sarhoş ve ayyaş Müslümanlar Avrupa’nın her tarafına İslam’ın şeairi olan camileri inşa ederek Müslüman-Hıristiyan yakınlaşmasına ve Hıristiyanların Müslüman olmaların büyük bir zemin hazırladı. Müslüman Türklerin AB’ye tam üye olduktan 100 sene sonrasını düşünebiliyor muyuz? Şimdi söylem şu: “Avrupa Birliği Projesi Türkler ve Müslümanlar için büyük bir felakettir.” Evet, AB’ye tam üye olmak ve Türklerin Avrupa Birliğine girmesi büyük bir felakettir. Ama bu felâket kimler içindir? Bu Sayfayı Sosyal İmleme Mekanınıza Kaydedin!
Bu Yaziyi Tuttum!
Kaydet/Paylas
Bunu Email'lemem Lazim!
Hit: 222 Trekbek(0)
Yorum Ekle!
Etiketler: Avrupa Birliği AB Müslüman Türkiye Cumhuriyeti Demokrat Parti Adnan Menderes adalet |
|
| Son Güncelleme ( Çarşamba, 20 Ağustos 2008 ) |








































.........