| Anayasa Tartışmaları -III- |
| Yazan Ahmet İhsan | |
| Pazar, 09 Eylül 2007 | |
|
Düzenlemiş oldukları 2. ‘Yeni Anayasa’ paneline Eser Karakaş, Bekir Berat Özipek ve AKP’nin taslak çalışmalarını hazırlayan ekipte de yer alan Yavuz Atar gibi alanlarında uzman ve bir o kadar da medyatik isimleri davet etmişlerdi. “Nedir ne değildir, bu adamlar da ne diyor bi gidelim, bilgi sahibi olalım” düşüncesiyle gittim bu panele. Şüphesiz ki çok çok faydalı bir paneldi. İlk olarak söz alan Prof. Dr. Eser Karakaş siyasal iktidarın demokratik bir anayasa hazırlığında baskıcı, militarist güçlerle uzlaşma yapmasının Türkiye’nin birinci sınıf bir anayasa hazırlamasına engel olacağını belirtti. Elbette!.. Yani düşünebiliyor musunuz bir taraf “yav özgürlükleri arttıralım” diyor, diğer taraf “yok bu kadar özgürlük fazla bunlara” şeklinde bir tavır takınıyor. Neyin uzlaşması yapılacak bu durumda? Bu tür bir uzlaşma çabasında baskıcı tarafa verilecek her bir taviz demokrasiden, insan haklarından, özgürlükten taviz vermek anlamına gelecektir. Özgürlükler üzerine tartışma da uzlaşma da olmaz. Birilerinin çıkarı için kimsenin özgürlüğü kısıtlanamaz. Karakaş’ın TSK tanımı da tek kelimeyle muhteşemdi. Noktasına virgülüne dokunaraktan (dokunmak istemiyordum da aklımda tutamadım aynı tanımı, benzeriyle idare edin) yazıyorum: “TSK devletin bir üst kurumu değildir; ülkedeki vatandaşlara iç ve dış [ya da sadece ‘dış’] güvenlik hizmeti veren bir kurumdur.” Bir kez daha “elbette” diye haykırıyorum. Peki TSK’ya ne oluyor da halka hizmeti, halkı kendine hizmet ettirmek olarak uyguluyor? Niye olacak tabi ki baskıcı, militer, faşizan bir devlet olduğumuzdan… *** Daha sonra söz alan Berat Özipek hükümeti topa tuttu diyebiliriz. Altına imzamı atacağım sözler şu şekilde idi: “İdeolojisini ‘liberal demokrat’ olarak ifade eden hükümet her zaman ideolojisinin gerektirdiği gibi ‘özgürlükçü’ tavır almamıştır. Gerek bürokratik ve askeri oligarşik kesimden çekindiğinden, gerekse hamasi duygularıyla hareket eden milliyetçi kesimden gelecek oyları kaybetmeme çabasından din ve vicdan özgürlüğü, ifade özgürlüğü gibi ‘hayati’ özgürlük konularında sürekli geri adımlar atmış ve işi yokuşa sürmeyi seçmiştir.” Aslında biraz da bu ‘geri adım atma, cesaretli davranamama, bedel ödeyememe’ tavırları yüzünden demokratik bir anayasa yapımında hükümete de çok fazla güvenebildiğimiz söylenemez. Öyle değil mi? Hükümeti demokrasi işine geliyorsa demokrat, milliyetçilik rüzgarları esiyorsa milliyetçi, dindar kesimden talepleri olduğunda –oy gibi– dini siyasete alet etmeye çabalayan bir konumda görmedik mi 5 yıldır? Bukalemun misali her kisveye bürünmeye yatkın bir halet-i ruhiye içerisindeydi AKP ne yazık ki… Merkez olmanın bu tür pragmatik etkilerini görmüyor değiliz. Daha önce de şahit olmuştuk. Biz alıştık yani halk olarak diyorum… *** Prof. Dr. Yavuz Atar günah çıkarır gibiydi. “Valla elimizden gelen budur abi” triplerindeydi sanki. “Şu aşamada Türkiye’nin baskıcı gerçeklerini gözardı etme çabası beyhudedir. ‘En iyisi’ olamayabilir, ancak ‘eskisinden iyi’ olacağı kesindir” diyordu taslağı inceleyenlerin “tatmin edici değil” yorumlarına karşı. O da haklı tabi… Eskiden dipçik gölgesinde hazırlanırmış anayasalar, şimdi de pek farklı değil esasında. Yöntem değişti sadece, artık e-dipçik çıkartılıyor. O da olmazsa makyavelist tutumlarla dolaylı yoldan etkiliyorlar anayasa yapıcılarını… Halk bu senaryoları daha önce de gördü. Ama önemli değil. Halk cahil zaten, göbeğini kaşıyan kıllı ayılara yine yuttururuz biz… Bu Sayfayı Sosyal İmleme Mekanınıza Kaydedin!
Bu Yaziyi Tuttum!
Kaydet/Paylas
Bunu Email'lemem Lazim!
Hit: 203 Trekbek(0)
Yorum Ekle!
Etiketler: anayasa tartışmaları sivil anayasa yeni anayasa ergun özbudun anayasa panelleri AKP |
|
| Son Güncelleme ( Çarşamba, 20 Ağustos 2008 ) |







































