ABD’deki siyasal partileri bilirsiniz: Cumhuriyetçiler ve Demokratlar…
Türkiye’deki gibi büyük siyasi çatışmalar, ideolojik farklılıklar çok fazla bulunmasa da ABD’deki seçimlerin -dünyanın süper gücü olması hasebiyle- etkisi tüm dünya üzerindedir. Bu sebepten olsa gerektir ki günlerdir -hatta aylardır- ABD’de Kasım ayında yapılacak olan başkanlık seçimleri gündemimizi meşgul ediyor veyahut gazetelerin köşelerinde seçim yarışı kendine ufak bir yer buluyor.
ABD’de başkan, yürütmenin başı, ordunun başkomutanı sıfatındadır. Yürütmenin başı dediğimize bakmayın, yürütmenin neredeyse tamamı başkana aittir. Bakanlar Kurulu, başkana danışmanlık yapan bir kurul görünümündedir, ancak bu kurulda da başkanın sözü “son söz” konumundadır. Başkan, bakanları atar; dilerse bir bakanı görevden alabilir. Bir nevi parlamenter monarşi söz konusudur ABD’de. Bu durum da başkanlık seçimlerini bir hayli önemli kılıyor.
Demokratlar kazanırsa Clinton dönemindeki ılımlı dış politikaya geri dönülecek, Ortadoğu’da akan kanlar bir nebze de olsa azalacak, savaş yanlısı emperyalist bir ABD’den demokratik ve şeffaf bir ABD’ye dönüş yapılacak. Cumhuriyetçiler kazanırsa savaşılacak yeni yerler aranacak –bulmak çok zor olmasa gerektir–, dış politikada daha bir emperyalist tutum göze çarpacak.
Seçimlerle ilgili bu kadar bilgi verdikten sonra benden seçimlerle ilgili birkaç kelam, tahmin, dedikodu bekliyorsanız yanılıyorsunuz. Benim kafamın takıldığı nokta cumhuriyet ve demokrasi kelimeleri, içerdiği anlamlar, kullanım biçimleri, kelimelerin altında yatan ideolojik farklılıklar, kelimeleri kullananların asıl amaçları…
“Demokrasi” kelimesini benimseyen siyasiler demokrasi ile birlikte özgürlük, barış, insan hakları gibi ‘ilerici’ kavramları da sahipleniyor. “Cumhuriyet” kelimesini kullananlar ise siyasal anlamda muhafazakâr, tutucu, jakoben ve statükocu bir anlayışa sahip. Hatta milliyetçiliği de ekleyebiliriz bu ‘gerici’ kavramlara.
ABD’deki siyasi yelpazeye Demokrat ve Cumhuriyetçi olarak kümelenmiş iki partinin anlayışları bunlardan ibaret.
Türkiye’de de aslında siyasal yapı ABD’den pek farklı değil. Ilımlı, ilerici, liberal düşünceleri olanlarla baskıcı, milliyetçi, gerici düşünenler arasında yüz yıla yakındır bir siyasal savaşım sürüyor. [Sadece siyasal değil, kanlı bıçaklı, asmalı kesmeli geçilen dönemler de olmuştur] Elbette birçok noktada farklı düşünen siyasetçiler var, ancak genel olarak göz önünde bulunan tablo bu.
ABD ve Türkiye örneklerinde baskıcı kesim cumhuriyet kelimesini, liberal kesim ise demokrasi kelimesini sahipleniyor. Baskıcı kesimin özgürlüklere ilişkin her iyileştirmedeki ‘cumhuriyet elden gidiyor’ nidaları ise baskılarını meşru ve gerekli gösterme çabasından başka bir şey değildir.
‘Cumhuriyet’ kelimesinin bu kadar üzerinde durulup demokrasinin zerre kadar sallanmaması ise üzerinde düşünülmesi gereken bir durumdur. Cumhuriyetsiz bir demokratik yönetim pek de güzel olabilir ancak demokrasisiz bir cumhuriyet baskıcı, faşizan bir yönetimden başka bir şey değildir. Birincisine örnek İngiltere [İngiltere’de halen monarşi var, ancak dünyanın en demokratik devletlerinden biridir], ikincisine örnek ise tek parti Türkiye’si, Nazi Almanya’sı, İran, Suriye gibi ülkelerdir.
Demokrasiye karşı çıkarak İran tarzı bir yönetim kurgulayanlar, kendi kabahatlerini setretmek için hukuk devleti, tam demokrasi, olabildiğine özgürlük propagandası yapanları “yandık, bittik, İran oluyoruz” suçlamalarıyla itham ediyorlar.
Kaldı ki demokrasi, cumhuriyeti [yönetimin halka dayanmasını] zaten içine alan bir kavram. Bu durumda baskıcı kesimin “demokrasi”yi reddederek salt “cumhuriyet”i savunması “biz bu halk için cumhuriyeti savunuyoruz” uyanıklığını da beraberinde getiriyor. Halk da her fırsatta “cumhuriyet, cumhuriyet” diye bağıranların halkı düşündüklerinden değil, kendilerine özgü bir saltanat kurma amacında olduklarından bihaber değil çok şükür.





Yazarlar
Twitter
Del.icio.us
Reddit
StumbleUpon
Yahoo
Technorati
Googlize this
Facebook









Hüseyin Kalaycı: “Kürt Sorunu Bir Milliyetçilik Sorunudur”
Anlamak isteyenler için ders niteliğinde bir röportaj olmuş, ancak anlamamakta direnen bu milyonl...
Fethullah Gülen ve İsrail’in Otoritesi
YZMAYAYIM DİYORUM AMA DURAMADIM KURANDAN AYETLERLE ÖRNEK VERMİŞSSİN AYETLERE BİŞE DİYCEK HALİMİZ...
Fethullah Gülen ve İsrail’in Otoritesi
ONLARA YAZMA SEN GÜZEL CEVAPLAMISSIN AMA CEVAP TA VERME ÇÜNKÜ CEM YILMAZINDA DEDİĞİ GİBİ ''ANLAMA...
Fethullah Gülen ve İsrail’in Otoritesi
HASEDİNDEN ÇATIR ÇATIR ÇATLIYON KARDEŞİM BEN BUNA ÜZÜLÜYORUM BEKLİYOLARKİ FETULLAH GÜLEN Bİ HATA ...