Tavsiye Kitap

kapak-makam-makam-cicegi-ve-bulbul

Facebook Sayfamız

Sponsor Reklam

smaller text tool iconmedium text tool iconlarger text tool icon
ahmet-ihsan-kayaTerörün yeniden hortlaması, sınırötesi operasyon hazırlıkları [hazırlık mazırlık derken girdik bile] AKP’nin sivil anayasa çalışmalarını da sekteye uğrattı.

Medyada da ülkede yeni bir anayasa yapılıyormuş gibi bir havaya/habere rastlamak iyice güçleşti. Varsa yoksa savaş çığırtkanlığı…


İnsanlar da artık bu konuyu konuşmaz oldu. 1 ay öncesine kadar kahvelerde bile herkes anayasa profesörü gibi konuşurken şimdilerde onlar da terör uzmanı, stratejist moduna girdi.

Sanki yeni anayasa gündemden düşürülmeye çalışılıyormuş gibi bir atmosfer sezinliyoruz. Eee mevcut siyasal konjonktür birilerinin işine baya yarıyor gibi.

Bunları bir kenara bırakalım da anayasayı incelemeye kaldığımız yerden devam edelim.

Taslağı incelediğimizde yeni anayasanın da ihtiyaçları karşılamada/özgürlükleri sağlamada yetersiz kaldığını, buna karşın 82’ye nazaran iyi olduğunu gördüğümüzü söylemiştik.

Başlangıç kısmı 82’ye nazaran daha kısa, net ve yalın. Ancak yine apaçık bir ayrımcılık ile ‘Türk Milleti’ne atıfta bulunuyor,  diğer ırklara mensup olanları ‘yok’ saymaya devam ediyor. ‘Anayasal vatandaşlık’ olayına geçmek için daha beş-altı fırın ekmek yememiz, iki-üç darbe atlatmamız, aklımızın iyice başımıza gelmesi için daha nice şehitler vermemiz gerekiyor demek ki.
2. maddede 82 anayasasındaki ‘insan haklarına saygılı’ ibaresi yerine ‘insan haklarına dayanan’ ibaresi getiriliyor ki bu biraz adam olduğumuzun göstergesi.

82’de Evren Paşa ve kankaları ‘saygılı’ ibaresi ile dünyaya “sizin insan hakları dediğiniz olayı biz kabul etmiyoruz, uygulamıyoruz ama yine de sizin bu insancıllığınıza saygı duyuyoruz; o kadar da eşşek değiliz” şeklinde bir şeyler mi söylemeye çalışıyordu bilemiyorum ama ‘dayanan’ ibaresinin orada bulunması bile insanı rahatlatıyor. Ben rahatladım açıkçası.
Demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olduğumuz yineleniyor ancak dileriz bunlar faşizanlığı revaçta olduğu yıllardaki gibi ‘sözde’ olmaz, ‘özde’ olur.

Taslağı incelerken önceki 4. maddedeki “değiştirilemez hükümler” zırvalığının olmadığını gördüm de bir sevindim ki görmeyin. Ancak sevincim kısa sürdü, son maddelerde eski 4. madde kendine yer edinmiş.

“Yahu çok mu kötü ki bu maddeler değiştirilsin istiyorsun” diyenlere/diyeceklere diyorum ki çok kötü değil tabi bu maddeler. [gerçi 2. maddede gıcıklık olsun diye konulduğunu düşündüğüm bazı ibareler var da neyse] Ancak şekil bakımından bir gariplik sizin de gözünüze çarpmıyor mu? Bundan yıllar yıllar sonra savaş, siyasal sorunlar, vb. nedenlerle başkentin –diyelim– Kayseri’ye taşınması gündeme geldi mesela, biz bu durumda “yok onlar değiştirilemez” mi diyeceğiz?

Gelecek kuşaklardaki çocuklarımızın, torunlarımızın kendi yönetim şekillerini belirleme haklarını ellerinden mi alacağız? Gelecek nesillere ipotek mi koyacağız bir diğer tabirle…

Kemalist kesimin “laiklik gidiyor, üniter devlet yıkılıyor” çığırtkanlıkları eşliğinde değiştirilmesi gündemde olan 24. madde [din ve vicdan özgürlüğü] ise din derslerini isteğe bağlı hale getiriyor. Eğitimde laiklik sağlanmış oluyor bir nevi. “Halkın %99’u Müslüman, olur mu öyle şey!” diyenlere din derslerinin zorunlu olmasının cuntacı Evren Paşa’nın bir oyunu olduğunu hatırlatmak isterim efendim. Şöyle ki;

Evren Paşa dini zorunlu hale getirerek hem dindar kesimin gözüne girmiş oldu, hemi de dindar halkı bu şekilde kontrol etmeyi planladı. “Bu ülkeye komünizm gelecekse onu da biz getiririz” cümlesini kurduran devletçi zihniyetin “bu halka dinini –yanlış yunluş da olsa- biz öğretiriz” cümlesini kurdurmasından başka bir şey değildir bu. Kaldı ki din derslerinde din mi öğretiliyor Allah aşkına? Atatürk’ün x hakkındaki görüşleri ile y hakkındaki yorumlarından öteye gidemiyor bu derslerin içeriği…

“Halk din öğrenmek istiyorsa aha biz onlara din dersi de veriyoruz, öyle cemaatlere tarikatlara falan gitmeyin, 5-6 kişi din eğitimi almak bahanesiyle toplanıp devleti bölemeye çalışırsınız siz kesin” cümlesidir Evren dedenin amacını özetleyen cümle.
Murat Belge yazmıştı aylar önce “Kemalizm halkın dindar olmasından çekinmez, ancak halka dinini de yine kendisi öğretir” gibilerinden bir cümleydi. Fevkalade bir tespit. Evren’in bu uygulamasında bu zihniyetin izlerini görmek zor değil.

Laik bir devlette din dersleri zorunlu olmaz, ancak devlet insanlara dinini öğrenme özgürlüğü vermek zorundadır. Söz gelimi bir apartmandaki dindar kimseler toplanıp çocuklarına din dersi vermesi için bir imamla anlaşabilirler. Ama bizde bu tür faaliyetler “devlet düşmanı yetiştirilecek” bahanesiyle yasaklanır.

“Biz böyleyiz. Ya sev ya terket” diyen denyolar çıkacaktır muhtemelen.

Daha durun bitmedi…

Bu Yazıyı Paylaş!

Facebook! Reddit! Del.icio.us! Google! Live! Technorati! StumbleUpon! Twitter! TwitThis
Yorumlar (0)
Yorum yaz
Your Contact Details:
Yorumlar:
Security
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.



Benzer Yazilar: