Uzun süredir iple çekilen, çeşitli çevrelerce genel seçim havasına sokularak kamuoyunu yoğun tartışmalara garkeden, öncesinde gerçekleşen üzücü bir helikopter kazası hadisesiyle gerginliklerin yumuşadığı yerel seçimleri nihayet geride bırakmamızı, 1999 Helsinki Zirvesi ile başlayan “normalleşme” serüvenimizin önündeki bir kesintiyi daha geride bırakmak olarak görüyorum.
Malumunuz, Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı’nın İttihatçı kafasını Kemalist kafayla ikame eden, babadan oğula geçen padişahın yerine halka sadece onaylama hakkı tanınan “tek adam”ı getiren, gayrımüslim düşmanlığını gayr-ı Türk düşmanlığıyla değiştiren ve bu ve benzeri nev-i şahsına münhasır özellikleriyle esasında Osmanlı otoriteryenizmini devam ettirmekten başka bir işlev ortaya koymadığından çağdaşlarına, veya Kemalist ağzıyla söyleyecek olursak “muasır medeniyet”lere nazaran hayli “anormal” bir devlettir.
Yerel seçimleri “kesinti” olarak nitelendirmek tepki çekici olabilir, fakat burada kastettiğim yerel seçimlerin normalleşme yolunda gerekli reformların yapılabilmesi için gereken zaman, kaynak ve eforun haddinden fazla sarfedilmesi. Tekrar eden seçimlerin ve yeniden seçilebilme düşüncesinin kaybettirdiği efor, AB yolunda önemli reformları ötelememize, bu da Türk halkının hem siyasal ve sosyal özgürlüğüne, hem de iktisaden cebine olumsuz bir şekilde yansıyor. Türkiye özelinde buna bir de mutad şekilde gelişen asker ve sivil bürokratların muhtıraları, siyasal partilere açılan kapatma davalarını eklersek süreç iyice yavaşlıyor. Hasılı, Ali Babacan’ın 2008 için söylediği ve 2009’da tekrarladığı “bu yıl AB yılı olacak, şaşıracaksınız” ifadelerinin gerçeğe dönüşmemesinin nedenlerinden biri de bu olsa gerek.
Yerel seçimlere ilişkin yorum yapmak hoşuma gitmiyor, yazılacak herşey yazıldı. Bana göre herkes kendince haklı gerekçelerden ötürü birer oy kullanmıştır ve çıkan sonuçtan da görüldüğü kadarıyla herkes memnundur. AKP en yakın iki rakibinin toplamı kadar oy almış, seçimden birinci çıkmış parti olmanın verdiği haklı gururu taşımaktadır. CHP ve MHP ise oylarını ikişer puan artırmanın sevinci içerisindeler.
Seçimlerden önce CHP’nin yaptığı açılımların, CHP’nin devletin kolladığı bir kurum konumundan siyasal parti olmaya doğru ilerlediğinin bir göstergesi olduğunu iddia etmiştim. (bkz. “CHP Parti Oluyor”) Nitekim iddiam bir nevi doğrulandı. CHP, umarım bundan sonra gerçek bir siyasal partiye dönüşür de Türk demokrasisi en büyük kazancını elde eder. İstesek de istemesek de CHP, Türkiye’nin tarihiyle özdeşleşen bir realitedir ve bakmayın “siyasal parti oluyor” dediğime, yine de bürokratların en çok kolladığı partidir. Bu sebepten de CHP gerçek bir dönüşüm geçirmeden Türkiye’de liberal demokrasinin yerleşmesini zor, hatta imkansız buluyorum.
Seçim sonuçlarının bir diğer önemli etkisi ise Kemalist olan ama faşizan olmayan, laikliğe gönülden bağlı ama laik baskıyı da benimsemeyen, darbeyi istemeyen ama demokrasiden de hazzetmeyen kesimin demokrasiye yaklaşmaları, demokratlaşmaya başlamaları sonucunu vermesidir. Faşizan Kemalistleri hariç tutuyorum, onların gözleri dönmüş olabilir; fakat bahsettiğim bu kesim seçim sonuçları itibariyle görmüştür ki AKP denen bu dinci taifesinin darbeye gerek kalmadan, demokratik yollarla da iktidardan düşürülmesi mümkündür.
Seçim sonuçlarının gösterdiği belki de en önemli husus, Güneydoğu ve DTP realitesidir. Seçim öncesinde sitede de yoğun bir tartışmaya neden olan Kürt sorunu ve DTP’nin bu sorunda sorun çözücü mü yoksa sorun yaratıcı mı olduğu sorusu sanırım seçim sonrası açık bir şekilde cevaplanmıştır: Kürt halkı, aynen benim gibi, AKP’nin ikircikli tutumundan hazzetmemektedir. Zannediyorum açıkça görülmüştür ki, Diyarbakır’da Kürt sorununu sahiplenen, Brüksel’de “ne sorunu, hepimiz kardeşiz” diyen; Kürt kimliğini tanıyan ama anayasal vatandaşlığa karşı çıkan; TRT’de Kürtçe yayın yaparken, mecliste Kürtçe konuşmaya şiddetle tepki gösteren ve –NATO krizinde görüldüğü üzere- ülke dışında bile Roj TV’nin yayın yapmasına müsaade etmeyen bir başbakan, zannetmiyorum ki Kürt sorununu çözebilmek için Kürt halkından destek alsın.
Üstelik seçim sonrası “sandıktan gerekli dersleri alacağız” diyen Başbakan’ın, Cemil Çiçek’in “Türkiye'nin belirli bir bölgesinde DTP'den başka parti kalmadı. Iğdır'ı da aldılar, yani Ermenistan sınırındalar. AKP o bölgede sadece Mardin'i kazandı. Tamam, Ankara'yı aldık diye sevinebiliriz, CHP de İzmir'i aldık diye övünebilir. Ama bu kutlamanın Türkiye'nin güvenlik açısından sorunlu bölgesine yardımı olmaz. Oraya ayrıca dikkatle bir bakmak gerekir" açıklamalarına destekleyici ifadeler kullanması da ilk etapta dersini almadığını göstermiştir.
Hasılı, seçim sonrası genel yoruma ben de katılıyorum: AKP seçmenden uyarı almıştır; eski desteği elde edebilmesi için daha barışçı, daha ılımlı ve daha uzlaşmacı olması; bununla birlikte hızlı bir tempoyla AB reformlarını gerçekleştirmeye başlaması gerekir.
Ana muhalefet CHP ise devletten kopup halka yaklaştıkça, tekrar ediyorum, parti olabildikçe seçmenin iradesine güvenebilir.
Aksi halde CHP’nin %25’i aşması imkansız görünüyor.





Yazarlar
Twitter
Del.icio.us
Reddit
StumbleUpon
Yahoo
Technorati
Googlize this
Facebook









Hüseyin Kalaycı: “Kürt Sorunu Bir Milliyetçilik Sorunudur”
Anlamak isteyenler için ders niteliğinde bir röportaj olmuş, ancak anlamamakta direnen bu milyonl...
Fethullah Gülen ve İsrail’in Otoritesi
YZMAYAYIM DİYORUM AMA DURAMADIM KURANDAN AYETLERLE ÖRNEK VERMİŞSSİN AYETLERE BİŞE DİYCEK HALİMİZ...
Fethullah Gülen ve İsrail’in Otoritesi
ONLARA YAZMA SEN GÜZEL CEVAPLAMISSIN AMA CEVAP TA VERME ÇÜNKÜ CEM YILMAZINDA DEDİĞİ GİBİ ''ANLAMA...
Fethullah Gülen ve İsrail’in Otoritesi
HASEDİNDEN ÇATIR ÇATIR ÇATLIYON KARDEŞİM BEN BUNA ÜZÜLÜYORUM BEKLİYOLARKİ FETULLAH GÜLEN Bİ HATA ...