Tavsiye Kitap

kapak-makam-makam-cicegi-ve-bulbul

Facebook Sayfamız

Sponsor Reklam

smaller text tool iconmedium text tool iconlarger text tool icon

ahmet-ihsan-kayaGeçen gün TESAV’ın (Türkiye Ekonomi ve Soysal Araştırmalar Vakfı) düzenlemiş olduğu ve DP’nin genç genel başkanı Süleyman Soylu’nun konuşmacılığını yaptığı bir konferansa katıldım. Soylu, iktidara ve muhalefete yönelik ciddi eleştirilerde bulundu; ‘yeni bir siyaset tarzı’ndan bahsetti. Bu yazıda Soylu’nun bu yeni siyaset tarzından bahsedeceğim.

Elbette bilimsel bir konferanstan ziyade popülist bir propaganda konuşmasıydı, bir politikacının aksi yönde konuşma yapması anormal olurdu zaten.

Bir merkez sağ tarifi yaptı Soylu. Bu tarife göre merkez sağ; ideolojik değil kitleci, Atatürkçü, devlet-millet kaynaşmasını sağlamayı kendine misyon bellemiş, ekonomik liberalizasyonu, siyasal anlamda ise muhafazakar demokrasiyi benimseyen, değerleri kullanmayan ancak tüm değerleri sahiplenen bir karaktere sahip. Bu karakter de DP’nin üzerine giyeceği ideolojik kılıf olacak her ne kadar Soylu ideolojik parti örgütlenmesine hoş bakmasa da. Merkez sağ yahut sol önemli değil, ki zaten sağ-sol çorbaya dönmüş ülkemde, biz DP’nin benimsediği ilkelerin tutarlılığını ve faydacılığını ele alalım.

İdeolojik değil kitleci bir duruş sergileyeceklerini söyledi Soylu ve bunu da sık sık tekrar etti. Bu tavrın öz Türkçesi “biz sadece belli bir kesime hitap etmiyoruz, milliyetçisi de, dindarı da, dinsizi de, liberali de, sosyal demokratı da dairemizin içerisindedir” demektir. Merkez olmanın getirmiş olduğu sorumluluk budur elbette, ancak DP gerçekten bir merkez partisi midir? DP kitle partisi midir? Eğer öyleyse mevcut iktidardan farkı nedir? İdeolojik olmamak ne demektir? Tüm bunları hâlihazırdaki siyasal iktidarla karşılaştırarak irdeleyebiliriz.

Siyasal parti tipolojisinde iki çeşit parti örgütlenmesinden bahsedilir: Kitle partileri ve kadro partileri. Kadro partisi, az sayıda üyeden ve aktif seçkin gruplarından oluşan modeldir. 19. yüzyılda seçme ve seçilme hakkının varlıklı kişilere tanındığı sınırlı oy sisteminde partiler bu karakterdeydi. ABD ve İngiltere'de aristokratların ve burjuvazinin çıkarlarını temsil eden muhafazakâr ve liberal partiler ile kurulan dinsel karakterli partiler bu kategoridedir diyebiliriz.

Kitle partisi ise, çok sayıda üyeden oluşan ve geniş kitlelerin üyeliğini sağlamaya çalışan modeldir. Sanayi Devrimi, işçi sınıfının gelişmesi ve genel oy hakkının tanınmasının da bir sonucu olarak 19. yüzyılın ikinci yarısından sonra doğan sosyalist partiler ile 20. yüzyılda kurulan komünist ve faşist partiler, bu modelin en belirgin kategorilerini oluşturdular. Kitle partilerinin ortak özellikleri, çok sayıda üyeden oluşan bir tabana, belli bir ideoloji etrafında sıkı disiplinli, merkezi ve hiyerarşik bir örgütlenmeye dayanmalarıdır.

Kadro partileri gelirlerini zengin işadamlarının bağışlarından sağlarken, kitle partileri çok sayıda üyesinden aldığı ödeneklerle sağlarlar. Bununla birlikte genel oy hakkının getirmiş olduğu toplumsal ve siyasal destek nedeniyle kadro partileri yerlerini kitle partilerine bırakmaya başlamıştır ve aslında bu tipolojiye uygun olarak kitle-kadro şeklinde bir ayrıma gidilmesi siyasal partileri irdelemek açısından çok fazla yardımcı olmaz bize. Eğer siyasal partiler arasındaki farkları, hangisinin tercih edileceğini sorgulayacaksak partilerin değerlerine, hitap ettiği kesime ve vaatlerine bakmak durumundayız.

Bu anlamda DP’nin savunduğu değerleri ekonomik anlamda liberalizm, siyasal anlamda muhafazakâr demokrasi olarak niteleyebiliriz. Demokrasiye geçişimizle birlikte Türk siyasal yaşamında her zaman söz sahibi olmuş “demokrat misyon” da zaten bu değerleriyle ön plana çıkmış, her daim de bu değerleri sahiplenmiştir. Bu bakımdan aslında Soylu’nun bize söylemiş olduğu yeni bir şey yok. DP-AP-ANAP-DYP çizgisi de bu değerleri benimsiyordu, mevcut iktidar da bu değerleri benimsiyor, ya da öyle olduğunu iddia ediyor.

Değerler bakımından yeniliğin olmadığını söyledik, ancak Soylu’nun kastettiği yeni siyaset tarzı değerler üzerindeki yenilik değil. Siyaset tarzını dışlayıcı değil, kaynaştırıcı olarak nitelendiriyor. Ve sanırım yenilikten kastı bu. “Bu bir tasfiye hareketi değil, iktidara yürüme hareketi. Bu harekette de geçmişte bizimle birlikte olan herkes halen bizimledir” mesajı veriyor partinin eski toplarına.

Soylu çalışkan, teşkilatın içinden gelen, tabanın sıkıntılarını çok iyi bilen, halkla da kaynaşabilen bir yapıya sahip. Bu bakımdan gelecek vaad eden bir siyasetçi. Tek dezavantajı tanınmıyor oluşu ve maalesef bahsettiğinin aksine çok fazla bir yenilik getiremeyişi.

Yerel seçimler büyük bir sınav Soylu ve ekibi için. Takip ediyor olacağız.

 


Bu Yazıyı Paylaş!

Facebook! Reddit! Del.icio.us! Google! Live! Technorati! StumbleUpon! Twitter! TwitThis
Yorumlar (0)
Yorum yaz
Your Contact Details:
Yorumlar:
Security
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.



Benzer Yazilar: