| Kriz uzun dönemde ne getirecek? |
| Yazan Ahmet İhsan | |
| Cumartesi, 18 Ekim 2008 | |
|
ABD hükümetince finans kuruluşlarının bir kısmının kurtarılmasına ve dolayısıyla krizin daha fazla büyümeden önlenmesine yönelik Kongre’ye sunulan 700 milyar dolarlık yardım paketinin ABD Kongresinde reddedilmesi ve arkasından yaşanan tartışmalar krizin belki de en sıkıntılı günleriydi. (Bir sonraki oturumda paket değiştirilerek finans kuruluşlarına verilecek destek 800 milyar dolara çıkarılırken, bir koz da ABD halkına vergi indirimi ayağına verildi. Bu paket Kongre’den geçti ve Bush tarafından ışık hızıyla onaylandı) Biz, bayram tatilinde olmamız vesilesiyle bu sıkıntıdan çok fazla etkilenmedik, lakin bayram sonrası açılan borsaların günümüze değin bir hayli değer kaybetmesi de krizin olumsuz etkilerini fazlasıyla gösterdi. Rusya, Çin gibi kumanda mekanizmalı ekonomilerde hükümetlerin borsaları kapatmaları, finans sektöründe kapalı ekonomileri çok fazla etkilemedi. Zaten bu da otarşik ve devletçi ekonomileri savunanlar tarafından coşkuyla karşılanarak, “alın işte kapitalizm çöküyor” olarak algılandı. Bu yanlış algının altında pek çok sosyolojik neden bulabiliriz. Lakin öncelikle algının neden yanlış olduğu üzerinde durmak gerektiği kanaatindeyim. Bu amaçla da önce ABD’de mortgage kredileri üzerinden başlayan krizin mahiyetinin ve sebeplerinin doğru anlaşılması gereklidir diye düşünüyorum. Bu amaçla da bazı yanlış bilgileri Atilla Yayla’yı tekrar etmek pahasına hatırlatmak isterim. Bu yanlışlardan birincisi ve belki de en önemlisi ABD’de tamamıyla piyasa ekonomisinin hakim olduğu düşüncesi. Dünya üzerinde ekonomide tamamıyla piyasa kurallarının geçerli olduğu hiçbir ülke yoktur. Doğu bloğunun çökmesi ve SSCB’nin dağılması sosyalizmin kesin bir mağlubiyete uğradığının kanıtı olmakla birlikte, hiçbir ülke bu tarihten itibaren ekonomisini piyasanın işleyişine bırakmamıştır. Bunun da nedeni 20. yüzyılda devletlerin aşırı büyümesi, bu büyümenin politikacıların ve bürokratların kaynakları kontrol etme ve güçlerini artırma hevesini pompalamasıdır. Devletin faaliyet alanı ne kadar genişlerse, bir başka deyişle “sınırlı devlet”in sınırları ne ölçüde geniş tutulursa iktidarı elinde tutanların güçleri de o ölçüde genişler. (Kamu harcamalarının, dolayısıyla devletin piyasaya müdahalesinin ekonomik büyümeyle pozitif yönlü bir ilişki kurduğunu iddia eden Wagner Kanunu’nun araştırılması konuyla ilgilenenler için yerinde olacaktır) Global krizin “kapitalizmin çöküşü” olduğu iddiasında bulunanların gözardı ettiği bir diğer yanlış da krizin nedeninin kârını maksimize etme çabası güden finans kurumlarının açgözlü tutumundan kaynaklandığı düşüncesidir. Piyasa kurallarının geçerli olduğu bir ekonomide elbette özel teşebbüsün birinci çabası kârını maksimize etmektir. Ancak bu çaba rekabeti ve arz-talep dengesini sağlayacağından uzun dönemde piyasanın tüm aktörlerine fayda sağlayacaktır. Zannedilenin aksine ABD’de ortaya çıkan krizin asıl nedeni ABD hükümetinin parayı ve finans kurumlarını kontrol etme, bu yolla halkı manipüle etme çabasından kaynaklandı. Başkan Bush ve neo-conların iktidarlarını perçinleme, güçlerini artırma amacıyla finans piyasalarına yaptıkları müdahaleler krizin derinleşmesine ve ilk olarak Haziran 2007'de yatırım bankası Bearn Stearns’ın iflasını açıklamasına neden oldu. Bush’un, bu “büyük hata”sını finans piyasasına 800 milyar dolarlık kaynak aktarımıyla çözme çabası da uzun dönemde bir başka felaketi gündeme getirebilir. Kısa dönemde üzeri örtülerek görmezden gelinen sorunlar ilerde batan ve battıkça da hükümeti yardımına çağıran finans kuruluşlarıyla tekrar tekrar ayyuka çıkacak, hükümet müdahaleleri de artan bir ivme izleyecektir. Batan finans kuruluşlarının faturasını da müdahaleci sistemlerin tamamında olduğu gibi son derece adaletsiz bir şekilde halk ödeyecektir. Hükümetin aksi yönde telkin ve açıklamalarına rağmen kriz Türkiye’yi etkileyecektir, ancak ABD, Avrupa ve Asya’dakinin aksine finansal yönden değil, reel sektör üzerinden etkileyecektir. Kemal Derviş’in belirttiği üzere finans ve bankacılık sektörü 2001’deki kriz sonrası alınan “abartılı” kararların meyvesini toplayacak. Lakin ekonomisini ve üretimini kısa dönemde daraltarak krizi en az hasarla atlatmaya çalışan ülkeler ve özel sektör, Türkiye’den yatırımlarını çekecek; kredi alımımız zorlaşacak, ihracatımız düşecek. Türkiye’nin en büyük sıkıntısı kamu açığının ve cari açığının büyük olması. Cari açığımız ihracatımızın azalması sonucu daha da artacak, üstelik ithalatımızın büyük ölçüde “zorunlu mal”lardan (doğalgaz, petrol gibi) oluşması bu artışı engelleyemememize yol açacak. Büyüme oranının düşmesi kaçınılmaz, lakin kamu açığının azaltılmasının krizin etkisini hafifleteceği inancındayım. Büyüklerimiz “her şerden bir hayır doğar” derler. Global kriz üzerine de ciddi iktisatçılar yoğun tartışmalar yapacaklardır. Umalım bu krizin neticesi de bilim adamlarının tartışmaları sonucu uzun dönemde hayra dönüşsün. İktisat tarihinde 20. yüzyıla Hayek’le Keynes arasındaki yoğun tartışma damgasını vurmuştu. 1929’da başlayan “Büyük Buhran” Keynes’in devletin piyasaya çeşitli şartlarda müdahalesini meşru ve faydalı gören savunusuna bir dönem hak verdirdi; Hayek ve Hayek’in savunduğu klasik piyasa ekonomisi savunusu unutulmaya mahkum edilmişti. Lakin uzun dönemde özellikle sosyalizmin mağlubiyeti ve özellikle 70’lerde başlayan stagflasyon krizi Hayek’in ve piyasa ekonomisinin kesin zaferini gösterdi. 21. yüzyılın henüz başlarındayız. Bu minvalde ciddi bir tartışmanın daha gün yüzüne çıkacağı ortada. Bu tartışmalarda benim tarafım her tür müdahaleden arındırılmış bir piyasa ekonomisi ve sınırlarını aşmayan bir devlet. Bakalım zaman ne gösterecek? Bu Sayfayı Sosyal İmleme Mekanınıza Kaydedin!
Bu Yaziyi Tuttum!
Kaydet/Paylas
Bunu Email'lemem Lazim!
Hit: 602 Trekbek(0)
Yorum Ekle!
Etiketler: mortgage krizi global kriz wagner kanunu 1929 ekonomik buhranı Friedrich August von Hayek Kemal Derviş piyasa ekonomisi kumanda mekanizmalı ekonomiler |
|
| Son Güncelleme ( Cumartesi, 18 Ekim 2008 ) |







































