| Ayhan Bilgen: 'Yeni bir açılım şart' |
| Yazan Administrator | ||||||||
| Cumartesi, 16 Ağustos 2008 | ||||||||
Sayfa 4 / 6 Engin Ardıç'ın dediği gibi yalanla ve kafasızlıkla mı yönetiliyor yani ülke? (Gülerek) Ne yazık ki böyle, yoksa bu kadar birbirine ters şeyler aynı ağızdan nasıl çıkabilir? MHP'nin çizgisinde bir tutarlılık var, CHP geçmişte daha özgürlükçü şeyler söylediği halde şu an itibariyle kendince tutarlı bir şeyler söylüyor, DTP tutarlı bir şey söylüyor tabii birbirinin zıddı şeyler söylüyorlar ama tutarlı şeyler söylüyorlar. AKP ne söylüyor, burada bence asıl proble şu, iki şey birden söylüyor AKP. Oradaki Kürt seçmene dönüyor başka bir şey söylüyor ben çözmek istiyorum ama asker izin vermiyor, PKK da eylem yapıyor benim işimi zorlaştırıyor diyor; bu tarafa da dönüyor diyor ki, tek dil, tek bayrak, tek millet... Siyasette şeffaflık, netlik sanıldığı gibi sadece bir ahlaki değer değildir, aslında başarının da ölçüsüdür. Amerika ile ilişkilerinizde de net olacaksınız, askerler ilişkilerinizde de... AB, Kürt'ler, Alevi'ler, dindarlar herkesle ilişkilerinizde net olursanız, bu netlik biraz daha zor, biraz daha gerçekten uzun bir soluklu mücadeleyi gerektirir ama daha kısa yoldan bir kestirmeden zafer hesabı yapıyorsanız ki Ak Parti'nin bence en büyük handikapı budur, yani kurulduğundan bir yıl sonra iktidar olmuş bir parti, hiç muhalefet olmamış, muhalefet olmanın nasıl bir şey olduğunu yaşamamış olan bir parti farkında olmadan iktidarda muhalefeti yaşıyor. İktidarda muhalefet gerçekten vahim bir durumdur bence böyle bir pozisyonda bazen kendini çaresiz, bunalmış, tıkanmış hissediyor başbakanın yüzünde sözlerinde her şeyinde hissediyorsunuz, gerçekten üzülecek, acınacak bir pozisyon olduğunu hissediyorsunuz, bazen de bakıyorsunuz ki sanki yetmiş yıldır ülkeyi yöneten oymuş gibi bütün günahlarında sorumluluğunu sırtına alıyor, kendi omuzları üstünde onun ağırlığı altında davranıyor . Kurumları yıpratmak ile ilgili sözleri, yani gerçekleri topluma söylemek çok daha önemli bir şeydir. Toplumu yıpratmayalım, insanları yıpratmayalım kurum dediğiniz nedir insanlar için vardır. Bunun en büyük en fahiş hatalarından birini Güngören'de yaptılar. Yakalanan şahıs bu olayın failidir diye yakalanıyor ama iddia o ki, o şahsa bu soruları sormuyorlar bile, PKK'ya üye olmaktan dolayı alınıyor, işvereni diyor ki bu şahıs hiç yurtdışına çıkmadı, beş yıldır benim yanımda çalışıyor. Bu kadar şaibeli bir olayda sırf suçluyu bulduk refleksi çok alışkın olduğumuz bir reflekstir. Bunu en azından otuz yıldır hatırlıyorum, böyle olaylarda failler bulunamadığı zaman İçişleri Bakanı çıkar üç-dört gün sonra devletin karizmasını itibarını kurtarmak için birini afişe eder, deşifre eder, bir süre sonra eğer o kişinin arkası güçlüyse iyi bir hukuk koruma mekanizması bulursa üç beş yıl yattığı yanına kar kalır, sonra çıkar hiçbir şey olmamış gibi olay örtülür. Eğer kimsesi yoksa muhtemeldir ki on-onbeş yıl o suçu işlemiş gibi yatar, o cezayı çeker. Burada bir tercihle karşı karşıyayız, o zaman asker cenazelerine ağlamayacağız, üzülmeyeceğiz, kendi düşen ağlamaz diyeceğiz ki bu doğru birşey değil. Bizim çocuklarımız sonuçta bir acı bu toplumun bağrından bir şey kopuyor, bu sorunun çözümünü istiyorsak o zaman da bir şeyle yüzleşeceğiz yani bu böyle çözülmüyor bugüne kadar yapılan işler, bugüne kadar geliştirilen yöntemler bu sorunu çözmeye yetmiyor. Başka bir şey yapmamız lazım, bugüne kadar yapmadığımız bir şeyi yapmamız lazım, bugüne kadar yapmadığımız şeyleri konuşmamız lazım. Bu sadece Türkiye'de falan da yaşanmıyor, İngiltere yaşıyor İrlanda ile ilgili aştı bunu, Güney Afrika yaşadı, farklı örnekler belki ama Latin Amerika yaşadı, İspanya'da yaşanıyor. Dolayısıyla burada bence kendimizi dünyanın tek ve merkezi bir ülkesi pozisyonuna taşımak yerine dünyadaki tecrübeden faydalanmak, dünya böyle şeyleri nasıl aşmış tarihsel olarak nasıl aşılmış bu topraklarda daha önce yaşandığında nasıl aşılmış kabul edilebilir çözümler nasıl gelişmiş, buna bakmak lazım. Ben bu sorunda net olmanın bir ihtiyaç değil, zorunluluk olduğunu düşünüyorum. Birilerinin zaten siyasetin gücü odur. Güneydoğu'da Kürtlerle ilgili yapılanlarla ilgili yapılan yanlışları gelip Ankara'da güvenlik bürokrasisinin önüne koyarak bunu oturup konuşalım diyebilmesi lazım. Bu bir özgüven meselesi, bu bir bilgi meselesi... Ahmet Cem Ersever JİTEM'in kurucularından ama Cem Ersever'in mahlasla yazdığı kitaplarda ortaya koyulan bilgilerin bile ben başbakan tarafından bilinmediğini düşünüyorum. Biliyor olsa böyle davranmazdı, orada o bile bir sürü itirafta bulunuyor yapılan yanlışlar, devlet adına yapılan yanlışların Kürtler'i nereye ittiğini ortaya koyuyor. Geçtiğimiz sene hatırlayacaksınız emekli generallerle bir büyük gazetede röportajlar yapıldı, Kürtlerle ilgili bir sürü itirafta bulundular. Geçmişte yapılanların yanlışlığı, Kenan Evren de dahil olmak üzere dil ile ilgili, başka alanlarda yanlışlar yapıldığına dair. Bunun gereğini yapmaya geliyor iş artık... Burada durumu idare etmek, sorunu halının altına süpürmek, ötelemek değil; yüzleşmek gerekli. Elbette riskli bu, tehlikeli, ama bu korkuyu aşmanın yolu üzerine gitmektir. Korktuğunuz bir şeyden kaçtıkça ondan korunmuş olmazsınız, tam tersine belki korunan göze çöp batar misali pozisyonu doğar. Ben Kürt sorununda bir fedakar siyasetin doğması gerektiğini düşünüyorum. Bu fedakar siyasal tavır, hani başbakanın meşhur sözüyle "ben kaybedeyim, partim kaybetsin ama ülke kazansın" diyor. Tam da öyle yapması gerekiyor, ben inanıyorum ki bu toplum o kadar vefasız değil, kaybetmez, parti de kaybetmez, lider de kaybetmez, Kürtler'de gereken cevabı verir, olumlu pozitif cevabı verir ki verdiler, anayasa değişikliği referandumunda en yüksek oylar yüzde seksenlerle Kürtler'in yoğun yaşadığı şehirlerden aldı Ak Parti. Geçen seçimde cumhurbaşkanlığı seçilememisinin haklı mağduriyetini en yoğun takdir eden Kürtlerdi. Burada Kürtler de takdir eder, Türkler de bence anlar doğru anlatılırsa... Türkiye'nin batısı da anlar bu olayı, o linç psikolojisini aşar, öfkeyi, nefreti aşar. Ama anlatacak bir irade, cesaret, bilgi, ahlak bütün bunların gerektiğini düşünüyorum. Sistem kendini devam ettirmek adına Kürt sorununda çözümsüzlüğe ihtiyaç duymuyor mu sizce? Özellikle PKK’nın ateşkes çağrılarına karşılık verilmiyor, verilen karşılık “biz ateşkesi kabul etmiyoruz” şeklinde oluyor. Yine Kürtlerin legal olarak kurmaya çalıştıkları partiler sürekli kapatılıyor. Bu durumda Kürtlerin legalleşmesini istemeyen bir sistem mi var? Evet, çözümsüzlük bir sistemin devamını sağlıyor ama ben geldiğimiz noktanın çok kritik olduğunu düşünüyorum. Yani çözümsüzlüğü bırakın devam ettirmeyi, kopuşu da beraberinde getirebilecek kadar kritik bir eşikteyiz. Geri dönüşü olmayan bir süreci de beraberinde getirebilir bu işi uzatma davranışı. Burada bence sistem iki türlü devam etme tercihiyle karşı karşıya. Birisi değişerek devam etme. Yeniden bir kuruluş, yeniden bir yapılanma, yeniden bir başlangıç yaparak, geçmişiyle yüzleşerek yanlışlarını ortadan kaldırıp devam edebilir. İkincisi krizi yönetmeyi deneyerek, kendine dokundurmadan, tabularını masaya yatırmadan, bir özeleştiriye mahal vermeden de kendini devam ettirebilir. Sizin de ifade ettiğiniz gibi bu ikinci biçimde kendini devam ettirme eğilimindedir. Bu son derece riskli bir tercihtir Türkiye için çünkü Kuzey Irak’ta bunca gelişme olmuşken, Osetya’da ya da Abhazlar için bağımsızlığın fiilen ilan edildiği bir dönemde ve Amerika’nın İran’la olan restleşmesinin çok ağır faturasını Türkiye Kürtlerle ödeyebilir. Bugün İran’la ittifak halinde olunabilir ancak küçük bir değişiklik dengeleri tamamıyla değiştirebilir. Gayet doğal olarak Türkiye’deki Kürtler de başka olaylardan etkilenerek Türkiye’yle birlikte yaşama dışındaki başka arayışlara yönelebilirler. Bunun toplumsal potansiyeli vardır, altyapısı buna uygundur. Öyle sanıldığı gibi biz etle tırnak gibiyiz, asla ayrılmayız gibi bir durum yok sosyal hayatta. Siz iterseniz, siz dışlarsanız, ona yaşama şansı vermezseniz, gazetesini kapatırsanız, partisini kapatırsanız, bütün olağan yaşama kanallarını tıkarsanız kendini var etmek için sizin de ağır bedel ödeyeceğiniz, kendisinin de çok ağır bedel ödeyeceği yolları, yöntemleri, maceraları bir alternatif olarak görmeye başlar. |
||||||||
| Son Güncelleme ( Cumartesi, 16 Ağustos 2008 ) | ||||||||