Ergenekon Davası’nda süreç ilerledikçe toplumda davadan olumlu bir sonuç alınacağına dair umutlar azalıyor. Medyanın ciddi dezenformasyonu, Ergenekon “sözcü”lerinin kafa karışıklığı yaratmak için yaptığı çelişik açıklamalar, ardarda gelen tahliyeler umutların azalmasında önemli rol oynuyor. Biz de hem bu kafa karışıklığını gidermek, hem de Ergenekon’da taşları yerine oturtmak amacıyla İnsan Hakları Gündemi Derneği Başkanı Orhan Kemal Cengiz’le “Ergenekon, İnsan Hakları, Azınlıklar ve Siyaset” konulu bir röportaj yaptık. Oldukça verimli ve dolu dolu geçen röportajımızı takdirlerinize sunuyoruz...
Ergenekon Terör Örgütü’nü nasıl tanımlıyorsunuz?
Ergenekon çok komplike bir yapı. İttihat ve Terakki’den bugüne Türkiye’de kılık değiştire değiştire devam eden “derin devlet” dediğimiz şey bu. Daha sonra 1950’li yıllarda NATO’nun Gladio konsepti çerçevesinde şekilleniyor. Görüyoruz ki Türkiye’de seferberlik ilan ediliyor, özel harp dairesi şeklinde bir örgütlenme kuruluyor. Sonuçta Türkiye’de bir takım derin yapılanmalar var, bunlar böyle aktarıla aktarıla gidiyor. Ben Türkiye’deki neredeyse bütün fail-i meçhullerde Ergenekon’un imzası olduğunu düşünüyorum. Uğur Mumcu’dan Muammer Aksoy’a, Güneydoğu’daki on yedi bin fail-i meçhullere, vs.ye kadar bu çok dallı budaklı bir şey. İşte bir ayağını JİTEM oluşturuyor, Özel Harp Dairesi, özel kuvvetler birimi de dahil. Susurluk belki işin bir parçası. Yani süregiden, devam eden, çok katmanlı, çok yapılı, neresinden baksan başka bir şey bulacağın bir örgüt.
Siyasal iktidarı ve ana muhalefeti Ergenekon davasının neresinde görüyorsunuz?
Ben ikisini de kötü görüyorum. CHP zaten avukatlığına soyundu, açıkça söyledi. Ama baktığımız zaman avukatlığın da kendine göre etik kuralları var. Avukat hiçbir zaman sözcü gibi davranamaz. Yani avukatla bir örgütün sözcüsü olmak birbirinden çok farklı şeylerdir. Bu anlamda Deniz Baykal avukatı gibi değil de, örgütün sözcüsü gibi davranıyor. AKP’nin ya da yürütmenin bu durumdaki yanlışı ne? Polisi ele alırsak burada, bence çok büyük bir iş çıkarttılar bir taraftan, ama öbür taraftan soruşturma sadece Ergenekon’un ileriye bakan yönüne odaklanmış durumda. İleriye bakan yönüyle kastettiğimiz 2008 ve 2009’da yapmayı düşündükleri darbeler. Geçmişte Sarıkız ve Ayışığı gibi darbe teşebbüsleri bu davaya eklenmiş değil.
Halbuki bunun birçok boyutu var. Bir Ergenekon yapılanması var, ki bu Ergenekon yapılanması bazılarının söylediği gibi polisin uydurduğu bir şey değil, sonuçta bunun dökümanları var Ergenekon yapılanması, vs. şeklinde. Örgütün kendisine verdiği ad bu. Yani eylemlerinden ziyade örgüt yapılanması, örgütsel şema yargıya intikal etti ve bu yargının önünde. Halbuki burada çok ciddi bir konjonktürel, stratejik bir hata yapıldığını düşünüyorum. Hiçbir örgüt eylemlerinden bağımsız olarak yargılanmamalı. Böyle olunca tam da Ergenekon lobisinin istediği tuzağa düşülüyor aslında. Onlar diyorlar ya “Bu AKP’ye muhalif olanların yargılanmasıdır.” Hiç de böyle değil, ortada çok ciddi bir örgüt var, “gölge iktidar” adı verebileceğimiz. Ama Ergenekon’un eylemleri bu işin içine katılmadığı sürece maalesef bu eleştiriler de güçlenecek. Hükümetin yanlışı derken, ne kadar yanlış denebilir bunu bilemiyorum, çünkü çok büyük bir güce karşı bir savaş veriliyor şu anda. Ama gönül ister ki bu dava Ergenekon’un bugüne kadarki bütün eylemlerini kapsayacak şekilde yürüsün. Eğer böyle olmazsa amaca ulaşılmamış olacağını ve Ergenekon’un da tam manasıyla tasfiye olmayacağı kanaatindeyim.
Deniz Baykal mecliste yaptığı bir konuşmasında “temiz eller operasyonuysa kaldırın dokunulmazlıkları tamamen temizlensin” şeklinde bir konuşma yapmıştı?
Deniz Baykal sürekli kafa karıştırmaya çalışıyor. Senin varsa yolsuzluk, molsuzluk bu apayrı bir şey. Sen neden peki orda bulunan bombanın hesabını sormuyorsun? Neden kalkıp da devletin içinde yapılanların hesabını sormuyorsun da, kalkıp da böyle kafa karıştırmaya çalışıyorsun? Ergenekon gibi büyük bir bela var şu anda. Bununla uğraşmak için bir adım atalım dendiğinde, "ama gel şunu da atalım, bunu da yapalım" bu kafa karıştırmaya çalışmaktan başka hiçbir şey değil.
Ergenekon ile İtalya’daki Gladio yapılanması arasında benzerlik kuruluyor. Ergenekon ile Gladio arasındaki benzerlikler nelerdir?
Gladio dediğimiz yapılanma, olası bir Sovyet işgaline karşı oluşturulmuş bir örgütlenme. Fakat bunun iki ülkede çok derine kök saldığını görüyoruz. Biri İtalya, bir diğeri Türkiye. Diğer ülkelerde adeta ayrıkotu gibi olmuş ve çok kolay bir şekilde sökülüp atılabilmiş. Farklı isimlerle Norveç’te de var, Fransa’da da var, İspanya’da da var, bütün NATO ülkelerinde var. Ama iki ülkede çok derine kök saldığını görüyoruz. Bir tanesi İtalya, bir tanesi Türkiye. Neden, çünkü buna uygun bir altyapı var. İtalya’da mafyatik yapılanmalar var, bundan yararlanarak çok derine kök salmış bir Gladio söz konusu. Türkiye’de de yine İttihat-Terakki cemiyetinin Heyet-i Mahsusa’sından gelen “devlet içinde devlet olma” geleneği var. Böyle derin bir altyapı olduğu için çok derine kök salabildiğini görüyoruz. Yani tamam Gladio’vari yapılanmalar NATO’nun başlattığı bir süreçle ilerlemiştir ama bunun evveliyatı var, Türkiye’de bir “derin devlet” geleneği var. Böyle bir gelenek olduğu için, böylesi verimli bir toprak olduğu için bu tohum, atıyorum Yunanistan’da üç metre giderken, burada elli metre kadar derine kök salmış. Burada kocaman bir çınar ağacına dönüşmüş. Yani kalkıp da Türkiye’deki Ergenekon’u sadece Gladio konseptiyle açıklamak da mümkün değil. Bunun devlet felsefesi anlamında, devlet geleneği anlamında çok ciddi bir temeli var Türkiye’de. Bu temel anlaşılmadan, daha açık bir şekilde İttihat ve Terakki anlaşılmadan bugün Ergenekon’u anlamak pek mümkün değil. Bu bir tarihsel sürekliliktir, bugün durup dururken zuhur etmiş bir şeyden bahsetmiyoruz.
Devletin ve toplumun zemini bu yapılanma için uygundu diyorsunuz?
Evet, yani hem devlet sistemi yapılanması buna uygun, hem toplumsal kültür buna uygun. Bu yüzden çok çok derine kök salmış durumda, adeta bir kanser hücresi gibi yapıyı kuşatmış durumda.
Her iki davanın süreçleri karşılaştırıldığında Ergenekon davasının İtalya’daki gibi “devletin temizlenmesi” şeklinde bir sonuca ulaşma ihtimalini nasıl görüyorsunuz? Burada AKP’nin davaya çok fazla müdahil olması eleştiriliyor. AKP davaya müdahale etmezse, sizce yargı bu pisliği temizleyebilir mi?
Burada yürütmenin yapması gereken şeyler var. İtalya’da nasıl oldu da Gladio davası çok büyük bir başarıyla sonuçlandı? Asıl olarak askeri istihbaratın savcılara açılmasından sonra Gladio soruşturmasında büyük ilerleme kaydedildi. Türkiye’de bakıyoruz Ergenekon belgelerine 1999 tarihli, diyor ki TSK bünyesinde kurulmuş olan Ergenekon, tabii ki bundan sonra sivilleri de içine alacaktır diyor. Anlıyoruz ki 1999 yılına kadar sadece TSK bünyesinde örgütlenmiş bir yapıydı. 1999’dan sonra sivillerin katılabilmesi mümkün olabilmiş. Fakat biz soruşturmaya baktığımızda neredeyse sadece emekli subaylardan oluşan bir örgüt görüyoruz. Burada bir saçmalık var. Bu davada başarılı olunmak isteniyorsa daha içeriye girilmesi gerekiyor. İşte hükümetin iradesi burada devreye giriyor. Hükümetin girip Genelkurmayın arşivini açması, askeri istihbaratı açması, MİT’in elindeki bütün istihbaratın aktarılması ve diğer bütün istihbarat kaynaklarının savcıların eline verilmesi gerekiyor. Yoksa tabi ki yürütme yargıya müdahale etmemeli, bunun dışında durmalı. Ama burada bir “kolaylaştırıcılık” işlevine ihtiyaç var. Savcının kalkıp tek başına istihbarat toplaması mümkün değil. Böyle bir soruşturmayı gerekli istihbaratı temin etmeden sürdürmek de mümkün değil. Burada hükümete düşen görev, kolaylaştırıcılık ve engellerin ortadan kaldırılması görevidir.
Bir de bence Ergenekon’da toplumsal meşruiyet sorunu var. Her ne kadar yapılan araştırmalarda gördüğümüz kadarıyla toplumun %60-70’lik kesimi böyle bir örgütün varlığını kabul ediyorsa da bunun çok daha yüksek rakamlara ulaşması gerekir. Aksi takdirde bu kadar büyük bir beladan kurtulmamız mümkün değil. Topluma bu davanın doğru bir şekilde anlatılması lazım. Burada yine meclise düşen çok önemli bir görev var. Nasıl ki Susurluk’ta bir meclis araştırma komisyonu kurulmuştu, Ergenekon için de kurulmalı. Peki böyle bir komisyon kurulursa bu yargıya müdahale olur mu, olmaz. Onun yapacağı iş başkadır, yargının işi başkadır. Burada çok önemli bir sorun olarak kamuoyunun bilgilendirmesi sorununun olduğunu düşünüyorum. Çok ciddi bir saldırı var dava sürecinde ama bunun karşısında “bu dava nedir, ne gibi deliller üzerinden yürüyor” gibi bir bilgilendirme sözkonusu değil. Bu klasik bir dava değil, “efendim soruşturma gizlidir, kovuşturma gizlidir, dava sürecinde şöyle yapılır” falan diyebileceğimiz bir durum değil. Burada çok önemli bir sorun var ve toplumsal meşruiyeti olmak zorunda bu davanın. Şu ana kadar gördüğümüz kadarıyla toplumsal meşruiyet konusunda bir sorun var ve burada da ben meclise çok büyük bir görev düştüğünü düşünüyorum. Araştırma komisyonu kurup bulguları çok sistematik bir şekilde kamuoyuna açıklamalı. Ne var ki böyle bir irade göremiyoruz şu anda.




Twitter
Del.icio.us
Reddit
StumbleUpon
Yahoo
Technorati
Googlize this
Facebook
Hüseyin Kalaycı: “Kürt Sorunu Bir Milliyetçilik Sorunudur”
Anlamak isteyenler için ders niteliğinde bir röportaj olmuş, ancak anlamamakta direnen bu milyonl...
Fethullah Gülen ve İsrail’in Otoritesi
YZMAYAYIM DİYORUM AMA DURAMADIM KURANDAN AYETLERLE ÖRNEK VERMİŞSSİN AYETLERE BİŞE DİYCEK HALİMİZ...
Fethullah Gülen ve İsrail’in Otoritesi
ONLARA YAZMA SEN GÜZEL CEVAPLAMISSIN AMA CEVAP TA VERME ÇÜNKÜ CEM YILMAZINDA DEDİĞİ GİBİ ''ANLAMA...
Fethullah Gülen ve İsrail’in Otoritesi
HASEDİNDEN ÇATIR ÇATIR ÇATLIYON KARDEŞİM BEN BUNA ÜZÜLÜYORUM BEKLİYOLARKİ FETULLAH GÜLEN Bİ HATA ...