smaller text tool iconmedium text tool iconlarger text tool icon

harry-potter“Daniel Radcliffe amansız bir hastalığa yakalandı!” diye bir haber okumuştum uzun zaman önce internette… Pek aldırış etmedim açıkçası. Çünkü Cem Yılmaz’ın uçak aldığını, bir vesikalık fotoğraf ile Türk Hava Yolları tarifeli uçağını aynı karede birleştirip belgeleyen(!) bir habercilik anlayışıdır diye düşünmüştüm ilkin. Ama geçenlerde televizyonlara da yansıdı bu haber... Çocuğun kendi ağzından duyunca da inanmak zorunda kaldım.

Haberleri izliyordum her zamanki gibi. (Bak inceden nasıl da mesajımı veriyorum. Haberleri kaçırmam. Aşırı entelektüel bir insanımdır ben.) Malum haberi verdi spiker. Dikkat kesildim. “Nedir, ne değildir?” öğrenmek istiyordum çünkü… (Sanki babamın oğlu!) “Harry Potter karakteriyle tanınan Daniel Radcliffe artık ayakkabılarını bağlamakta bile zorlanıyor.” dedi haberi seslendiren arkadaş. Dedim ki içimden “Ulen n’olmuş yani? Adam dünyanın parasını kırdı o filmden. Parasıyla bi’ ayakkabı bağlayıcısı tutar kendine, olur biter!” Sonra toparlandım. “Saçmalama!” dedim “Çocuk hastalanmış sen dalga geçiyorsun.”

Sebepsiz bir hüzün çöktü içime… (Daha önceleri oturup rakı içmişliğimiz varmış gibi…) Bu hüznümü, mutfaktan salona henüz giriş yapmış olan valide sultanla paylaşmak istedim. Bir an için “Daniel Radcliffe hastalanmış!” diyecektim ki, annemden gelmesi muhtemel cevabın ‘Danyal kim oğlum?” olabileceğini düşününce vazgeçip bodoslama daldım. “Anne!” dedim. (Ben ona hep “anne” derim.) “Harry Potter amansız bi’ hastalığa yakalanmış. Ayakkabılarını bile bağlayamıyormuş.” Annemin bana verdiği yanıt hüznümü alıp uzak diyarlara götürdü: “E tabi! Öyle büyüyle müyüyle uğraşırsa olacağı buydu… Allah’ın sopası yok!”

Doğru söylüyordu annem… Bu haberle ilgili türlü yorumlar okudum sanal alemden,  hiçbiri de şu cevap gibi tatmin etmedi beni. Yok efendim para bozmuş çocuğu, kesin uyuşturucuya bulaşmışmış da; yok efendim sette çok yormuşmuşlar da bilmem neymiş… Ulen sabahtan akşama kadar amelelik yapan adam niye bu hastalığa yakalanmıyor o zaman. Hatta eve gidip de, gece olunca hanımıyla maç(!) bile yapıyordur onlar o yorgunlukla. Yazılan, çizilenle alakası bile yok arkadaş… Belli ki büyü müyü derken cin çarptı ya da şeytan tokatladı çocuğu… Yoksa durup dururken olacak iş mi bu?

Nerden mi bu kanıya vardım? Hemen söyleyeyim… Sinema dünyasından gelen son haberlere göre de (Sanki bizim eve postalıyorlar haberleri. Cümledeki asalete bak!) filmin diğer oyuncusu, Harry’nin kankası Ron Weasley (Rupert Grint) domuz gribine yakalanmış! (Korkulacak bir şey yok atlatmış çok şükür.) Ama bu annemin tezini çürütmeye yetmiyor. Onlar büyü yaptıkça, başlarından musibet eksilmeyecek gibi… Birilerinin bunu onlara söyleyip uyarması, gerekirse tövbe ettirmesi gerekiyor. Yoksa ilerleyen günlerde, “Filmin güzel oyuncusu Emma Watson, nam-ı diğer Hermione Granger, bel soğukluğuna yakalandı” şeklinde bir haberle karşılaşabiliriz.

Keloğlan filmlerinin vazgeçilmezi Bicirik’i (Aydın Babaoğlu) kaçımız merak ettik? Etmeyenler için söylüyorum: “Lüzumu yok artık; zira vefat etti kendisi.” (Allah rahmet eylesin!) Kanser teşhisi konulmuştu Ocak 2009’da. 1 Nisan 2009’da da vefat etti. Şaka gibi değil mi? Google arama motorunda Harry Potter yazıp “Haberler” sekmesini tıkladığımızda hastalığı ile ilgili onlarca haber çıkarken; Aydın Babaoğlu için aynı şeyi yaptığımızda, Haşmet Babaoğlu’ndan tutun da babasının oğlu herkes çıkıyor maşallah. Aydın Ağabey dışında… Yok canım merak etmeyin! Öyle “Yeşilçam emekçilerini unutmayın!” propagandası yapmak için söylemiyorum bunları. Haa siz yine de unutmayın o ayrı bir mesele…

Bir insan kazandığı paranın (ne yolla kazanıyorsa) şartlarını  bilmeli. Tutup da burada “Ohh iyi olmuş… O kadar para kazanıyordu kerata. Diyetini ötesin!” gibi absürd bir cümle edecek de değilim. Ancak bunu bizlere sanki bu bizim suçumuzmuş gibi göstermelerine ayar oluyorum. (Ayar olmak: sokak jargonunda sinir olmak) Allah acil şifalar versin demekten başka yapabileceğimiz bir şey yok. Oturup da üstüne komplo teorileri üretmekten, çocuğun haline yas tutmaktan ne kendimize ne de ülkeye bir fayda gelir… Çok üzülenler alsın eline çikolatasını, kolonyasını Hollywood’a hasta ziyaretine gitsin arkadaş… Off bu ne yaa! Şiştim valla!

“Anneee…! Dolapta meyveli soda vardı kim içti onu?”

Yusuf Bahri ÖZSOY

 


Bu Yazıyı Paylaş!

Facebook! Reddit! Del.icio.us! Google! Live! Technorati! StumbleUpon! Twitter! TwitThis
Yorumlar (0)
Yorum yaz
Your Contact Details:
Yorumlar:
Security
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.



Benzer Yazilar: